Kimyasal-Sentetik uyuşturucuya hayır!

12 Ocak 2021

Kimyasal-sentetik uyuşturucuların başında gelen ‘met’ yani halk dilinde kristal olarak bilinen madde, son zamanlarda sıkça karşımıza çıkıyor.

 Yeşilay’a göre bu madde, kuvvetli bağımlılık yapıcı etkisi olan, renksiz ve kokusuz özelliğiyle biliniyor. Kimyasal yapıları amfetaminlere benzese de merkezi sinir sisteminde daha güçlü etkilere sahip bir stimülan. Burundan çekilebiliyor, ağız yoluyla alınabiliyor ve damar yoluyla kullanılabiliyor. Metamfetaminin kısa-uzun süreli kullanımı, dolaşım, solunum, nörolojik sorunlarla birlikte anksiyete, saldırganlık ve depresyon gibi birçok ruh sağlığı sorununa neden oluyor.

Türkiye’de metamfetamin kullanıcı düzeyi tam olarak bilinmiyor. Fakat yaş, düşük eğitim düzeyi ve diğer psikoaktif maddelerin kullanımı, metamfetaminin kötüye kullanımıyla ilişkili. Yapılan araştırmalar ve hazırlanan raporlar incelendiğinde dünyada yaklaşık 185 milyon kişinin yasal olmayan maddeler kullandığı, bu kişilerden 33.4 milyonunun amfetamin kullanıcısı olduğu görülüyor.

Bu madde, ne yazık ki nice gencimizi esir alıyor. Ayrıca met, eroinden sonra üretilmiş en tehlikeli uyuşturucu madde olarak tanımlanıyor. Üstelik bağımlılık yapıyor.

Durum bu kadar önemliyken susmamak, olan biteni izlememek gerekiyor. İzmir’de de bu konuyla ilgili çok ama çok güzel bir duyarlılık örneği görüyoruz.

Özellikle taraftar grupları arasında mücadele için güçlü bir ağ kuruldu. Takımlarına gönül veren büyük yürekler, kendi sokaklarında, mahallelerinde ve semtlerinde uyuşturucunun alınmasına ya da kullanılmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor. Bizim de böylesine hayati bir konuda safımız net. Bu bataklığa düşen çocuklarımızı, kardeşlerimizi, büyüklerimizi hep birlikte kurtarmak için aynı tarafta yer almalıyız.

Satan ya da sattıran her kimse, elbette bunun bedelini ödeyecektir. Ancak bizler de ödün vermemeliyiz!

Yazının devamı...

Futbolumuzun acı tablosu!

24 Kasım 2020

Futboldaki gelişmeleri her zaman ilgiyle izliyorum. Örneğin; Avrupa ülkelerinde neler oluyor demekten çok, oralarda neler olmuyor, ona bakmaya çalışıyorum.

Orada futbolu, sadece futbol dünyasından gelen kişiler yönetiyor, ailelerle bütünleşmiş güçlü altyapılara yapılan yatırımlar her geçen gün artıyor. Olmayan tek şey, başta Futbol Federasyonu olmak üzere, hiçbir kulüp siyasete bulaşmıyor.

Kendi ülkeme dönüyorum ve büyük üzüntü duyuyorum, hâlâ yabancı futbolcu enflasyonu devam ediyor. Kendime soruyorum, “Acaba bu kadar oyuncu ne işe yarıyor?” diye. “Kulüplere inanılmaz yük bindiren ve iflas noktasına getiren büyük miktarda borçlar, kime ne fayda sağlıyor?” diye cevap arıyorum, ama bulamıyorum.

Ülke futbolu, UEFA sıralamasında düşüşünü sürdürüyor. Önüne gelen, takımlarımıza yenilgi tattırıyor. Bu sezon bir takımımız şampiyon olacak, ancak doğrudan Şampiyonlar Ligi’ne katılamayacak. Yani Türk futbolu, yanlış kararlarla zaman kaybediyor...

Türk futbolunda devam eden bu karmaşık ortam ne zaman son bulacak, kimse bir tahminde bulunamıyor. Bu konuda benim değişmeyen görüşüm aynen devam ediyor. Yabancı sayısı acilen gözden geçirilmeli,                     ücretler düşürülmeli, güçlü ve bilimsel altyapı anlayışı hâkim kılınmalı ve Türk futbolu siyasetten arındırılmalıdır. Futbolumuzun kalkınması için, çok ciddi ve kararlı bir reforma ihtiyaç var. Yoksa şimdiye kadar olduğu gibi yerimizde saymaya devam ederiz.

***

Altınordu modelinin örnek alınması ve bunu aşılamak, 7’den 70’e herkesin memnuniyetle karşılayacağı bir konu. Ancak asıl sorun, Altınordu gibi yönetilen kulüplerimizin sayısı kaç? Çoğu kulüp yöneticisi, Altınordu modeli düşüncesinde; ancak yöneticilerin sadece düşüncede kaldığı aşikâr…

Örnek alınan Altınordu’ya baktığımız zaman, yıllardır Hüseyin Eroğlu gerçeği var. 1. Lig’e çıktıktan sonra Hüseyin Hoca’yla hiçbir zaman çok iddialı olmadılar. Ayakları yere hep sağlam bastı. Kulübün yapısını ve Türk futboluna katkılarını hepimiz biliyoruz... Buligde, istikrarla yaşıyorlar.

Yazının devamı...

Altınordu’dan geçit yok

18 Kasım 2020

TFF 1. Lig erteleme maçında Altınordu, evinde Royal Hastanesi Bandırmaspor’la karşı karşıya geldi. Kırmızı lacivertliler, ilk yarıda Yusuf Can ve Metehan’ın bulduğu gollerle maçtan 2-0 galip ayrıldı. Şeytanlar, 17 puanla zirve yürüyüşünü sürdürdüAltınordu’da teknik patron Hüseyin Eroğlu, sezon başında birçok maçta sağda Ahmet İlhan, solda Metehan ve ileri uçta Hüsamettin kombinasyonuyla sahadaydı.

 Son haftalarda Hüsamettin-Ahmet Dereli değişimini görmüştük. Bu maçta da hafif sakatlığı bulunan Ahmet’in yerine genç oyuncu Enis Destan, ilk kez 11’de formayı kuşandı ve maç boyunca takımda sırıtmadı diyebiliriz.

Son haftaların yükselen isimleri kaleci Erhan ve stoper Sinan’ı bir kenara bırakırsak, sağ bekte görev alan Furkan Metin’i izlemek keyif veriyor.

Ligin alternatif olarak bence en iyi hücum hattına sahip takımlardan bir tanesi kesinlikle genç şeytanlar. Bu noktada Hüseyin Hoca’nın oyuncu tercihinde opsiyonu yüksek. 27. dakikada gelen gole kadar tempo çok düşüktü. Az ve öz gelen Bandırmaspor, ayakları yere daha sağlam basan taraftı.

Ancak Altınordu rüzgarı kendi lehine çevirmeyi de başardı. Metehan’ın bireysel becerisi, Enis’in dokunuşuyla Yusuf Can’a sadece golü atmak kaldı. Zaten golden önce gelen akınlar Altınordu’nun öne geçeceğinin sinyallerini vermişti.

Hücum ve savunma prensibinden ödün vermeyen ev sahibi, ilk yarı bitmeden farkı 2’ye taşıyınca maçı çok daha rahat bir konuma getirdi. Yine Metehan ve yine soldan en iyi yaptığı iş olan topu saklama ve adam geçme becerisiyle kendi oluşturduğu pozisyona güzel de bitiricilik ekleyince durum 2-0’a geldi.

Bu yarıda tartışmasız sahanın hakimi Metehan’dı. Takımı için ne gerekiyorsa fazlasıyla yapıyor, yapmaya devam ediyor. İkinci yarıda da onun yorgunluğunun artmasıyla Ahmet İlhan kendini daha çok gösterdi.

Eroğlu, sezon başından bu yana ona hep inandı ve meyvesini de topluyor. Altınordu’da çok iyi olan iki özellik vardı. Defansif reaksiyonları çok iyi becerirken, hücumda iyiydi. Daha iyisi olabilir miydi, elbette. 2 gol atmasına rağmen çok daha fazlası mümkündü.

Yazının devamı...

Tek yürek, büyük umuduz!

3 Kasım 2020

İnsan; psikolojik ve sosyolojik olarak duygularını derinden yaşayan bir varlık. Güzel ülkemizin neresinde bir yangın, deprem, tsunami veya sel olsa, yüreğimizin en derininde hissederiz. Acımızı ortak yaşarız. Türk milleti olarak insafı kalplerimizin en hassas köşesinde hisseden bir milletiz. Mevzubahis insan sağlığı olunca dil, din, ırk, mezhep, renk ayırmaksızın yardım için var gücümüzle harekete geçeriz.

Hepimizin bildiği gibi Cuma günü saatlerimiz 14.51’i gösterirken çok acı bir depremle karşı karşıya kaldık.

Bu coğrafya, böyle depremleri, acıları birçok kez yaşadı. Ancak hayatımızı idame ettirdiğimiz bölgede böylesine güç bir durumda kalınca acıların önemini daha içten duyumsuyoruz.

6.6’lık bu depremden sonra insani duygularımızı bir kez daha gün yüzüne çıkardık. İzmir olarak öyle değerli olgulara sahibiz ki, bu tablo karşısında bir kez daha “İyi ki İzmirliyiz” dedik.

Göztepe, Altay, Altınordu, Karşıyaka, Menemen ve Buca taraftarları, renk ayırmaksızın yardım için seferber oldu. Böylesine birbirine kenetlenen, dayanışma içinde olan, kardeşlik duygusuyla sen, ben, o demeden biz olabilen bir şehirde yaşıyoruz.

Gerçekten insanlarımızın bu denli birleşmesi ve acıları paylaşması tüylerimizi diken diken ediyor. Her türlü ihtiyacın karşılanması için hemen olay yerine intikal eden herkese teşekkür etmeyi borç biliyorum.

İzmir'de yaşadığımız depremde 65 saat sonra Doğanlar Apartmanı'nda bir mucizeye tanıklık ettik. Enkaz altında kalan 3 yaşındaki Elif Perinçek, yaralı olarak kurtarıldı. Elif'in enkazdan çıkarıldıktan sonra kendisini kurtaran itfaiye görevlisinin parmağına sıkı sıkı sarılması, sanıyorum ki hepimizin hafızalarında yaşamımız boyunca kalacak. Elif bebek tüm ülkeye umut oldu, olmaya devam etmeli...  

Diliyorum ki, bu vesileyle artık kavgalar, tartışmalar ve problemler bir kenara bırakılır. Kötü günlerde kardeşçesine tekvücut olabiliyorken bunu neden hayatımızın her anına yaymıyoruz ki?

Yazının devamı...