30 çocukla geziye gitmek

"Kendi çocuğum sözümü dinlemiyor ama başka bütün çocuklar sözümü dinliyor" demişti zamanında bir öğretmen. Çok doğru söylemiş meğerse.

Geçen hafta kızımın sınıfıyla yarım günlük bir okul gezisine katıldım. Gönüllü veliler isteniyordu, hiçbir etkinlikte gönüllü olmadığımı fark ettim ve “Ben gelirim” diye yanıt verdim Whatsapp grubundaki soruya. Sonra da aldı beni düşünceler. 30 çocuğa nasıl hâkim olurum? Ya yola atlarlarsa, ya koşarak kaçarlarsa, ya birdenbire kusmaya ya da çişim geldi diye tepinmeye başlarlarsa ne olacak?

Sözümü dinlemezlerse nasıl ikna edeceğim: Lütfen diyerek mi yoksa hafif kızarak mı?

Tamam, başka veliler de var gönüllü, birbirimize yardım ederiz ama benim genellikle kendi çocuğum hariç başka çocuklarla aram pek iyi değil zaten. Hatta kendi çocuğumla aramın iyi olduğu da bir şehir efsanesi. Yani bence iyi ama çocuğuma sorsanız belki başka şeyler anlatır.

Zihinsel olarak bu geziye hazırlanıp, acaba “Son hafta önemli toplantım çıktı” diyerek sıvışsam mı planları yapmaya başlamışken, Financial Times’ta çıkan “Kibar ebeveynlik sıkıntısı” başlıklı yazı çok ilgimi çekti. Kapakta karikatürler çizilmiş. Birinde salya sümük ağlayan, bağıran, aşırı yaramaz tipli bir çocuk evdeki köpeğin kuyruğuna ne bulduysa bağlamış, annesi başında “Evet, seni anlıyorum. Daha fazla alana ihtiyacın var. Bana ihtiyacın olduğunda yanında olacağım” gibisinden bir şeyler zırvalıyor. Bir diğerinde, çocuk eline hortumu almış evi baştan aşağı ıslatırken, babası, “Hımmm, bugün galiba ters tarafımızdan kalktık değil mi, seni anlıyorum” diyor.

Bir diğerinde, evde yeri göğü boyamış çocuk kalemlerle, babası “Ben de zaman zaman sinirlenebiliyorum. Çok haklısın. Bunu birlikte çözeceğiz” diyor.

Daha kapağa bakınca fenalık geldi. İç sayfalara geçtim, iyice sıkıntı bastı. Evi baştan aşağı mahvetmiş, tepine tepine ağlayan, bağıran bir çocuk var. Anne şey diyor: “Duygularını ifade etmen çok doğru.”

Bir başkasında çocuk tepine böğüre ortalığı birbirine katıyor, anne, “Üzgün görünüyorsun. Sanırım biraz yalnız kalmaya ihtiyacın var. Her şey bittiğinde ben burada olacağım” diyor. Fenalık geldi, gerisini okuyamadım. Evde bu hareketlerin bazılarıyla zaman zaman karşılaşmış biriyim elbette. Hangi anne baba bunlarla karşılaşmıyor ki? İnsan cidden ne yapacağını bilmiyor ve kitaplarda yazanlar tam olarak zırva. Gerçek hayatla ilgisi bile olmayan tavsiyeler şunlar bunlar. Yazının asıl meselesi de bütün bu kitap kokan tavsiyelerin, çocuklar sanki büyükmüş gibi konuşmanın ebeveynlerin sinirlerini altüst ettiği ve anksiyeteye neden olduğuyla ilgiliydi.

Çocuklar en zayıf anınızı 10 milden fok yavrusunun kokusunu alan kutup ayısı gibi kokluyorlar. Duygu radarları çok gelişkin. Avını seçen kurt ya da aslan gibi, zayıflığı hemen tespit ediyorlar. Hayatta kalma güdüsü müdür nedir, hepsinde çok güçlü bu yön.

Neyse, sadede geleyim. Geziyi satmadım. “Kaderimde ne varsa olur” dedim ve sabah erkenden okula gittim. Ancak bütün korkularım, endişelerim sona erdi. Bir defa çocuklar toplu halde zararsızlar. Ne deseniz yapıyorlar. Biz Camden’da bir doğal yaşam parkını ziyaret ettik. Şehrin ortasında küçük bir alan ancak doğal yaşam parkı olarak korunmuş. İçinde yürüyüş yolları, göletler var. Tilki, sansar, porsuk, sincaplar, kuşlar, böcekler de olan bir yer. Çocuklar bayıldı. Elleriyle toprağı kazıp çıkan böcekleri çıyanları, kırkayakları üzeri büyüteçli minik kavanozlara koyup ganimetlerini incelediler. Sonra hepsini geldikleri yerlere bıraktılar. Su kuşlarının yuvalarına baktılar, tilki evini gördüler, kuşları incelediler. Şaşkındım. “Elleri yıkıyoruz” diyorum hepsi geçiyor çeşmelere. “Şimdi sandviçleri çıkarın” diyorum, halka halinde oturup çantaları açıyorlar. “Çiş kaka zamanı. Otobüse binmeden, hadi bakalım” diyorum. Sorgu sual yok
hop yapılıyor. Arkadaş ne güzel şeymiş 30 çocuklu hayat.

Uzman değilim ama galiba çocukları belli bir yaşa kadar bir arada tutmak lazım.

Şimdi pazar pazar çoluk çocuk bir yere giderken belki işinize yarar bu tavsiyeler.