Tatil

16 Ağustos 2022

Askeri tatil denirdi eskiden. Askerlik gibi tatil. Sabahtan akşama kadar ne yapacağın ince ince programlanmış. Erkenden kalkılacak, şezlonga havlu atılacak. Ardından denizde sabah yüzmesi yapılacak. Hemen ardından sağlıklı kahvaltı. Şu kadar sayfa kitap okunacak, şuralar görülecek, şuralarda muhakkak yemek yenecek, filanca koya gidilip yüzmece, filanca tepeden günbatımı, ayı izlemeye gitmek lazım ama illa şeyden, tekneyle filanca rota yapmalı, akşam yemeğinde illa buranın şey balığı…

En son ne zaman bir fayda sağlasın, yararı olsun diye değil de sadece ama sadece size keyif verdiği için bir şey yaptınız? Ne bileyim, mesela denize giriyoruz tamam da ne zamandan beri denize girmek havlu atma ve sağlıklı kahvaltı arası bir aşağı bir yukarı en az yarım saat kulaç atarak haldır haldır spor yapmak oldu? Sadece zevk için denize girmenin ve hiçbir şekilde spor yapmamanın, sadece öylece durmanın ne gibi bir zararı vardı?

Bir faydası olmadan ve zamanını planlamadan denize atlayıp yüzümüzü göğe doğru dönüp sırt üstü yatmayı, rüzgâr göbeğimizi yalayıp geçerken bulutlarda kedi, at, ağaç şekilleri aramayı ne zaman bıraktık? Böyle bir şey yapıyor muyduk, babalarımız annelerimiz yapar mıydı eskiden, onu bile hatırlamıyoruz galiba.

Suya yatıp dalgaların çarptığı göbeğimizin, yosun gibi sallanan saçlarımızın varlığını hissederek hiçbir şey düşünmeden sadece o anda orada olmak fikri ne zaman ve hangi ara kaybolup gitti de dingin suda haldır haldır kulaç atan insanlar olduk? Biz yazıp çizmekten ve aforizma haline getirmekten çok hoşlandığımız “anı yaşamayı” neyle değiş yokuş ettik?

Gerçekten elinizi kalbinize koyun ya da kafanızı iki elinizin arasına alarak düşünün: En son ne zaman Instagram’a koymak için değil de sırf zevkine kendiniz için bir şey yaptınız?

Paylaşayım diye değil de sadece o anı zevk için yaşayayım, sadece yaşayayım ve o andan bir fayda sağlamaya çalışmayayım ya da bir taşla iki kuş falan vurmayayım. Zararına olsun ama benim için özel bir an olsun… Bana kalsın…

Her an bir rasyonalite taşımak zorunda. Tatil bile mecburiyetlerle geliyor. Oysa “durmak” diye bir laf var. “N’apıyosun?” “Duruyorum”. Ya da “Oturuyoruz” vardır. “N’apıyosunuz? “Filanca geldi, oturuyoruz.” Evet, işte bu. Oturun, durun! Bir araya gelince illa TikTok videosu yapmayın. Paylaşmaya değmeyecek anları özleyin biraz.

Tatilde kafamı nereye çevirsem her dakikasının suyunu sıkıp yağını çıkarmaya çalışan insanlar gördüm. Duran, oturan, yatan, sadece kendi için bir anlık keyifli bir akıl tutulması yaşayarak saçma ama zevkli bir şey yapan, içinden geldiği gibi takılan kimseyi görmedim.

Yazının devamı...

Ben Fero ses verdi

14 Ağustos 2022

Ben Fero arayı açmıştı. 2020’deki “Yabani” adlı EP’nin ardından single’lar ve düetler yayınlayan İzmirli rapçinin Temmuz 2001’den bu yana sesi çıkmıyordu ki önce Haziran’da “Onlar Anlamaz” geldi. Sözleriyle yeni nesil rap’çileri eleştiren bir parçaydı. Yokluğumda ortalık çok boş kalmış mealinde sözlerle kendini hatırlattıktan sonra bu hafta “Çok Kolay” adlı yeni rap’ini internete koydu. Canlı performans görüntülerinden oluşan video Ben Fero’nun gövde gösterisi gibi olmuş. Sözler gene gençlere çakmalı atarlı. Ben Fero’nun “Mahallemiz Esmer”, “3 2 1” ya da “Demet Akalın’ ile ortalığı yıkıp geçtiği 2018’i hatırlıyorum da o zaman da bu kim ya deniyordu kendisi için. Zaman hızlı akıyor ve beş yılda “Bu da kim?” denen genç yetenek, kendinden sonra gelenleri eleştiren sözler yazıyor. Galiba dünyanın kanunu bu. Adem’le Havva’dan bu yana “Bu gençler çok bozuldu”ya devam. Yeni nesil rap’i yüzde yüz kucaklamak pek mümkün değil çünkü resmen sapla saman karıştı. Taraf değilim bu tartışmada ne birini körü körüne savunabilirim ne ötekini.

Yeni yüzler

Tekir adıyla müzik yapan İzmirli sanatçı Recep Tekir’in bu hafta yeni bir şarkısı yayınlandı, adı “Kukilata”. Tekir’in Sezer Sarıgöz’le yaptığı “Sarılsak Mı Artık” adlı parça çok dinlenmişti. Şu anda “Kaybım Var” adlı şarkısı da yükselişte. Sanatçının arabesk - R&B arasında bir yerlerde kendine has bir tarzı var. Hip hop beat’leri de kullanılmakta. Popülerliğe doğru yürüyen yeni isimlerin böyle alışılmışın dışında tarzlarla kendilerini göstermesi açıkçası sevindirici ve dinleyicinin kulağının da yeni türlere açık olduğunu gösteriyor. Yakında adını daha fazla duyuracağını düşünüyorum.

Dikkat çekenler

Melis Fis’in videosu hamam sefalı “Uyku Yok” adlı yeni şarkısı pop alemlerinde ses getirmek üzere hazırlanmış bu hafta internete kondu. Fis daha önce Mustafa Sandal, Batu Akdeniz, Ege Balkız gibi isimlerle şarkılar yapmıştı. Sony etiketiyle yayınlanan “Uyku Yok”u Fis bir yıl kadar önce yazmış. “Babam hep Türk ezgileri, enstrüman olarak da yaylı sazlar ve darbuka kullanmamı isterdi şarkılarımda. Ben de dedim ki işte bu sefer biraz zorlayacağım şartları ve daha önce yapmadığım sound’da bir iş yapacağım. Aranjörüm Sezer Dinç ile şarkıyı ilk yazdığım versiyonundan bambaşka bir yere getirdik. Dört-beş arkadaşımla koro kayıtları aldık. Perdesiz gitar çaldırdık. Babam her aşamada işin içindeydi ve tüm planlamaları o yaptı” diye anlatmış şarkıyı. Haftanın dikkat çekenleri arasında.

Nicki Minaj’ın yeni şarkısı “Super Freaky Girl” 1990 yılından bir hit şarkı “U Can’t Touch This”den sample’lar kullanılarak üretilmiş. 21. Yüzyılın “’90’lar ne güzeldi abi” dönemine resmi olarak gelmiş bulunuyoruz galiba.

Bien et Toi

Yazının devamı...

Müzik organizasyonları

14 Ağustos 2022

Müzik festivallerini eleştirmek, organizatörlerin yanlışlarının altını çizmek başka bir şeydir, festivalleri toptan yasaklamak başka bir şeydir. Festivallere sıkı denetim getirmek başka bir şeydir, son dakika yasaklamak başka bir şeydir. 

Festivallerin keyfi nedenler öne sürülerek seri biçimde yasaklanması münferit mesele olarak ele alınabilecek sınırları çoktan geçti. 2000’li yılların ortalarından bu yana yürütülen bilinçli ve sistematik bir mevzi kazanma mücadelesinin geldiği noktayı yaşıyoruz bugün. 

Festivaller alkol satışı öne sürülerek yasaklanmaya başlandı. Alkol sponsorlukları yasalarla tamamen yasaklanarak dünyada eşi benzeri olmayan bir şekilde canlı müzik organizasyonlarına darbe vuruldu, hızla büyümekte olan bir sektör söndürüldü. Bunun gençleri korumak için yapıldığı ifade edildi. Avrupa’da da böyle dendi. Hiçbiri doğru değildi. Avrupa’da ve ABD’de alkollü ve alkolsüz içecek firmalarının festivallere sponsor olmasına, logo görüntülenmesinden satıştaki çok sıkı kurallara kadar ağır bir şekilde yasalarla tabi tutularak izin verilmiştir. 

Bu endüstri elbette konser ve organizasyon endüstrisidir. Bacasız endüstri dememde bir sakınca yok. İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya gibi ülkelerde turizm gelirlerinin önemli kısmı konser ve organizasyonlardan gelir. Sadece Birleşik Krallık’ta canlı müzik sektöründe 2022 rakamlarına göre 7.25 milyon insan çalışmaktadır. Bu ekonominin ülkeye yıllık katkısı 20 milyar pound ’dur. Bu rakam ülkedeki havacılık endüstrisiyle aynı büyüklüktedir. Kovid döneminde büyük darbe yiyen kültür endüstrisine devlet karşılıksız bir milyar dolardan fazla yardımda bulunmuştur ve bunun büyük kısmı konser sektörüne gitmiştir. Bu elbette havaya atılan bir para değildir. Hesap kitap bilen ve ülkesinin kültürel potansiyelini tanıyan ve bu potansiyele inanan herkes bu yardımı yapmalıydı. 

Bizdeyse durum hiç anlaşılamadığı gibi mevcut sponsorluk yasakları üzerine bir de Kovid dönemi durgunluğu gelerek sektörün göz göre göre çökmesi seyredilmiştir. 

Bu durumun müziği, gençlik kültürünü, alkolü eleştirmekle ve bu alanlarda düzenlemeler yapmak istemekle bir ilgisi yoktur. Bu alanlarda sıkı düzenlemeler yapılmalı ama bu düzenlemeler sektöre hayat verecek şekilde olmalıdır. Kimse böyle bir yaklaşıma itiraz etmez zaten. 

Telif kuruluşu adı altındaki organizasyonlarının kafasına göre konser bastığı, resmi makamların son dakikada keyfi kararlarla festival yasakladığı bir ortam takdir edersiniz ki sıkı sıkıya yasalarla düzenlenmiş bir sektör görünümü arz etmemektedir. 

Şu festival hangi nedenden iptal oldu, diğer festival ne dedi, sanatçılar hangi tepkiyi verdi konusu değildir konu. Konu organizatörlerin yaptığı yanlışlar da değildir. Onları tartışmaya fırsat olmuyor bu gündemden. Konu, tamamen ülke gerçeklerini, potansiyelini görüp değerlendirmek ya da bunu görememek meselesidir. Klasik olacak ama konu vizyon meselesidir. Halkımızı her anlamda zenginleştirecek değerler toprağın altında değil üstünde, gözümüzün önündedir. 

Yazının devamı...

Kanunların dışında bir okuma önerisi

9 Ağustos 2022

Suç diye bir kategori var ya. Hani stream platformlarında izleyecek film ararken sıkça tıklayıp karıştırdığımız başlık. Edebiyatta ve eğlence endüstrisinde en popüler kategorilerden biri bu biliyor muydunuz?

Londra’daki kitapçılara gittiğimde de büyüleniyorum “suç” (crime) başlığı altında sunulan çeşitliliğe. İnanılmaz geniş bir yelpazede suç hikâyeleri anlatan yüzlerce, binlerce kitaba her gün yenileri ekleniyor. Mafyadan, sıradan cinayetlere, örgüt işlerinden dolandırıcılığa, kaçakçılıktan uyuşturucu işlerine karanlık alemlerde ne varsa inanılmaz ilgimizi çekiyor. Bu karanlık kirli ortamlara kafamızı sokup incelemek çok cazip geliyor. Elbette beyaz perdede 70’li yıllarda “Baba” filminin açtığı kapıdan 90’ların sonunda geçen ve televizyonu değiştiren “Sopranos” dizisinin ve onun gibi “anti-hero” kahramanları öne çıkaran yapımların bu popülerleşmedeki önemi büyüktür. Onlar olmadan herhalde bu talep de olamazdı.

Kanun içinde kalan uysal ve güvenli alanla değil, kanunların dışında kalan tekinsiz alanla çok ilgiliyiz ve haksız da değiliz, çünkü suçun analizinde, anlatılmasında, sergilenmesinde inanılmaz bir keyif var. Kurallara uymamanın cazibesinin yanında, vicdansızlığın, acımasızlığın bir tür “her şey iş için, kişisel değil” şemsiyesi altında normalleştirilip savunulması da herhalde insanoğlunun ilkel güdülerinde saklı ama körelmiş eğilimleri tetikliyor. Tetikliyor olmalı ki işin içinde şeytanlık oldu mu akan sular duruyor.

Belgeseller de çok değişti ve biliyorsunuz yapımcılar çoktandır suça eğildiler. Son yılların ödüllü belgesellerinin neredeyse tamamı seri katilleri, hırsızları, karısını/kocasını öldürüp servetine konmak için dolaplar çevirenleri ya da büyük dolandırıcıları anlatıyor. Gerçek hayatın cidden kurgudan daha acayip olduğunu bu sayede tekrar tekrar anladık. Gerçek suç (true crime) adı altındaki bu alt kategoride de inanılmaz bir arz ve talep var. Televizyonların yayın saatlerinin büyük bir kısmını bu tip yapımlar kapsadığı gibi true crime temalı kanallar da var bildiğiniz gibi.

Son 10 - 15 yılda “crime” endüstrisi hızla değişmiş, büyümüş, gelişmiş olabilir ama kesin olan şu ki insanoğlunun suça merakı sır değil. Yeni de değil.
Çok sevgili Nejat İşler’in Twitter’daki bir sorum üzerine okumamı önerdiği “Kanun Dışında” adlı kitabı merakla, heyecanla ve sabırsızlıkla karıştırmamın nedeni de herhalde bütün bunlar olmalı.

Cengiz Erdinç ve Murat Toklucu’nun hazırladığı kitap tarihimizdeki serserileri, gangsterleri, dolandırıcıları, soyguncuları anlatıyor. Suçluların hikâyeleri, derin bir araştırmanın sonucunda hızla ve heyecanla okunan hikâyeler haline gelmiş. Hepsi elbette gerçek olaylar, gerçek kişiler.

Yazının devamı...

Beyoncé’nin yeni albümü ‘90’lara göz kırpıyor

7 Ağustos 2022

Beyoncé’nin yeni albümü “RENAISSANCE”ı öforik çığlıklar eşliğinde öve öve bitiremeyen kalabalığa katılmadan, biraz daha mesafeli olmaya çalışarak değerlendirmek isterim. Dünyada halen “diva” olarak çağrılabilecek ender sanatçılardan, pop ve R&B’nin en büyük vokallerinden biri olarak Beyoncé zaten ne yapsa merakla ilgiyle izleniyor. Köklere dönüş temalı “Lemonade”i yaptığında çocukluğunun ve siyah müzik kültürünün köklerine odaklanmıştı. Çok da güzel olmuştu. Bu albümde Jack White, The Weeknd, Kendrick Lamar, James Blake isimlerini görüyorduk katkıda bulunanlar arasında. Bu albüm bir tür “hayatıma ve köklerime saygı” albümüydü. Dans ve eğlence albümü değil, bir tür öz-analiz albümüydü.

Beyoncé, 2016 tarihli bu çalışmanın ardından bir çok iş yaptı ama derli toplu bir stüdyo albümü çıkarmadı. Tam planlanıyordu araya pandemi girdi. İşler durdu. “RENAISSANCE” ise dans pistlerine yazılmış şarkılardan oluşan bir albüm. Soul, disco, club gibi alanlara yayılan şarkılar tabii ki ustaca Beyoncé’ye göre kesilip, biçilmiş. Dikkat ekici olan Beyoncé’nin ‘90’ların soul klasiklerine doğru meyleden bir sound’a sahip olması. Bu retro anlayış aslında kendi ilk yıllarına bir tür referans oluyor. İlk single “Break My Single” buna çok iyi bir örnek. “Plsatic off the Sofa” da öyle. Çılgınca övmeden de bir albümü beğenmek mümkün. Dinlemediyseniz derhal ilgi gösterin.

Bu konsere dikkat!

 

Christian Löffler, 13 Ağustos’ta Klein Phönix Park Maslak Sanayii’de bir performans gerçekleştirecek. Löffler 2020 tarihli “Lys” adlı karanlık ama bir o kadar güzel albümünün sesleri hâlâ kulaklarımızda yankılanıyor. Löffler’in live performansları kimi zaman canlı enstrümanların ve vokallerin katılımıyla ve müziğe eşlik eden görsel bir şovla gerçekleşiyor. Dikkat edilmesi gereken özel gecelerden biri olabilir. Genel anlamda techno ve deep house seven herkesin ilgi göstermesi gerekir. Bir diğer şahane albüm 2016 tarihli Mare albümü. Gitmeden dinlenecekler listenizde bulunsun.

Dört yıl geciken o şarkı

2018’de yayınlanacağı bildirilen “yeni” Kurban şarkısı bu hafta yayınlanıyor. Bu hafta yayınlanan bu yeni şarkı dört yaşında ama olsun henüz bir iki kişi dışında kimse dinlemediğinden ve Kurban’ın sound’u da öyle her hafta trendlere göre değişmediğinden problem yok. Neden diye sorarsanız, ki merak edip sordum, gruptan Özgür Özkaynar şu açıklamayı yaptı: “Grup elemanları arasında iletişim kanalları tıkandığı için gecikme yaşandı ve sonrasında güvenilir dostlarımızın şarkının yayınlanması ile ilgili girişimi onaylandı.”

Yazının devamı...

Şehir ve sıcak

7 Ağustos 2022

Londra önceki hafta 39 dereceyi gördü. Arabanın termometresi bir ara 46’yı gösteriyordu ki ne Londra ne İstanbul, Bodrum için bile normal bir rakam değildi bu.

Londra sıcaklara hiç alışık olmadığından (1976 yazından bu yana kaydedilen en yüksek sıcaklıktı 39) bu durumla başa çıkmasını da bilemiyordu. Klimasız evlerde yaşayanlar ne yapacaklarını karar veremezken sokaklarda çöpler kokuyor, parklardaki bahçelerdeki bitkiler ve yeşil çimenler sararıyor, hayvanlar içecek su arıyor, demiryollarında raylar sıcaktan genleştiğinden seferler yapılamıyor, trenleriyle gurur duyan İngilizler ilave otobüs seferleriyle evlerine ve işyerlerine ulaşıyordu. Londra topyekûn hiç antrenmanlı olmadığı sıcakla başa çıkmaya çalışıyordu ve bu konuda henüz acemi oldukları ortadaydı.

Öte yandan İstanbul’da da inanılmaz bir sıcak dalgası vardı geçen 10 gün boyunca. Londra - İstanbul yolculuğunu yapıp kendimi havaalanından dışarı attığımda “doğup büyüdüğüm şehrin alışık olduğum atmosferi beni sardı” diyemedim. Suratımı kavuran, bu fırından çıkmış esinti klasik bir İstanbul meltemi değildi. Sıcaklıkların mevsim ve ülke normallerinin üzerinde seyrettiği cennet İstanbul’umuz da sıcakla mücadele etmeye çalışıyordu.

İngiltere sıcaklarla yeni karşılaşıyor, onların bocalaması normal ama İstanbul her sene yaz mevsimi geldiğinde aynı durumla karşı karşıya ve iklim hareketleri bize havaların önümüzdeki yıllarda serinlemeyeceğini işaret ediyor.

İngiltere’de evlerde klima yok ama araçlarda var ve kullanılıyor. İstanbul’da evlerde klima var araçlarda da var ama kullanılmıyor. Ulaşım eziyet. Eskiden çok benzin yakıyor diye tasarruftan açılmazdı. Şimdi hasta ediyor beni gibi bir bahane ağırlıkta. Cehennem gibi araçta şoför hasta olmasın diye camlar açık, fırından çıkmış sıcak havayı yüzümüze yiyerek ter içinde dolaşıp durduk. Taksi bulacak kadar şanslıysak buna da katlanmamız beklendi.

Klasik olacak ama İstanbul’da bir yerden bir yere gitmek araba olmadan imkânsız. Toplu taşıma çoğaldıkça insanın daha çok arabaya ihtiyacı olması kaderin bir oyunu mu yoksa planlama hatası mı emin değilim. Çok uzun toplu ulaşım hatları var ama bunlar arasında her zaman bağlantı yok. İki hat arasına sıcakta 20 - 25 dakika yürümek lazım. Şehrin belli yerlerinde etrafınızda bir sürü otobüs, metro var ama hiçbiri sizi gitmeniz gereken yere götüremiyor. Yakınına kadar ulaştırıyor ama oradan sonra vahşi batıda tek başınasınız. İndiğiniz yerde taksi yok. Yaşlılar, hastalar arabaları olmadan bu taşımadan yararlanamaz. Neticede İstanbul’da evinize yakın bir yerlere kadar hızla gelebiliyor ama o noktadan evinize bir türlü ulaşamıyorsunuz. Sıcakta takdir edersiniz ki her şey daha da zor.

Şehrin belli yerlerine parklar, bahçeler yapılmış ama buralara insanların arabasız ulaşması ne kadar mümkün? İnsan parka ulaşmak için 20 kilometre yol gitmek zorundaysa o parklar boş kalır. Şehir merkezlerinde kaldırımlar insanların kullanımından çoktan çıkmış. Yayalar kendilerine ayrılan bu alanı martı scooter’lar, bisikletler, motosikletlerle paylaşıyor. Yani yürümenin imkansızlığından söz ediyorum. Sıcaklarla yaşamaya alışması gereken bir şehirde serin yürüme ve ulaşım yolları olmadığında insanlara evde oturun, klimayı açın demek dışında bir çözüm öneremiyorsunuz. Bu da kaliteli bir yaşam değil.

Hepinizin bildiği ve her gün yaşadığı şeyleri tekrar etmek değildi niyetim. Lafı getirmek istediğim yer şurası; şehirleri sıcakla yaşamaya uyumlu hale getirecek birimler kurulmalı. Bu birimlerin amacı insanların sıcaktan etkilenmeden, kavrulmadan şehrin imkanlarından faydalanmasını sağlamak için çözüm üretmek olmalı. Avrupa’da bazı şehirler bu alanda çalışmaya başlamış bile. Duyduğum en yeni örnek, bizim gibi bir süredir aşırı sıcaklar ve yangınlarla uğraşan Atina kenti. Burada tam da sıcaklarla mücadelede insanların hayatını kolaylaştıracak önlemler almak üzere bir birim kurulmuş. Şehrin belirli alanlarında çeşmeler, mahalleleri birbirine bağlayan ağaçlıklı yürüme yolları planlıyorlarmış. Yerleşim amacıyla ıslah edilerek yeraltına sokulan akarsuları yer üstüne alma gibi bir işten de söz ediliyordu okuduğum haberde. Şehrin dört bir yanını yeşillendirmenin sıcaklarla ve şehri soğutmakla ilgili en önemli mücadele olduğu da anlatılıyordu.

Yazının devamı...

Taylor Swift’in jeti Bill Gates’in yatı

2 Ağustos 2022

Yok yok, zenginin malı züğürdün çenesini yorar muhabbeti değil. Beni başkasının görgüsüzlüğü hiç ilgilendirmez ama bu iş başka. Geçen hafta sosyal medya fenomenlerinden birinin özel jetiyle yaptığı 10 dakikalık uçuşlardan bahsetmiştim. Her yerde fosil yakıt tüketiminin iklim üzerindeki etkileri konuşulurken, 50 yıl içinde tükenecek canlı türlerinden, kirlenecek denizlerden, daha da kötüye gidecek beslenme sorunlarından bahsedilirken kamuoyu önderlerinin ve zenginlerin vurdumduymazlığıydı konu.

Fakirler çevreye duyarlı olmak için suyu idareli kullanacak, bisiklete binecek, yürüyecek, bununla da kalmayıp çevre vergileri verecek, ama zenginler jetleriyle 10 dakikalık uçuşlar yapmaya devam edecek. Fakirler trene, otobüse, metroya binmeye teşvik edilecek, ama zenginler bütün şımarıklıklarıyla jetlerinde pozlar verip 10 dakikalık yere yapılan uçuşları utanmadan sosyal medya hesaplarında paylaşacak.

Bunun ağır görgüsüzlük dışındaki sonuçları da tabii ki bizim sırtımıza yüklenecek. Okullarda çocuklar gezegen elden gidiyor diye depresyona sokularak eğitiliyor. Benim kızım her gün çevre için ne yapabilirim diye kendini paralıyor. Ama görünen o ki bu durum hiçbir işe yaramayacak. Çünkü küçük bir kasabanın yıllık karbon ayak izini bir tane görgüsüz zengin tek başına üretebiliyor. Ama Kyle Jenner’ın (bahsedilen görgüsüz kişi odur) tükettiği yakıt ve içinde bulunduğu görgüsüzlük şelalesi meğer hiçmiş. Dünya basınında şu ara bu tip görgüsüzlükler yer almaya başladı ve iş gerçekten endişe verici boyutlarda.

Taylor Swift’in 2022’de özel jetiyle 172 uçuş yaptığını biliyor muydunuz? Şu ana kadar da bir 15 - 20 tane yapmıştır. 2022’nin sadece 200 küsur günü geride kaldı ve Taylor Swift özel jetiyle 172 kez uçmuş. Bunu yapan tek görgüsüz/sorumsuz da değil elbette. Dünya her yaştan, her milletten, her coğrafyadan, her milletten görgüsüz, umursamaz insanla dolu. Bu satırları yazarken karşımdaki koya apartman kadar büyük teknesiyle Bill Gates demirledi. Bu devasa yat bir kişi ve ailesi denizlerde lüks içinde gezsin diye yapılmış. Harcadığı yakıt, karbon ayak izi nedir bunları hesaplayalım mı? Bill Gates istediği kadar mesaj versin ben gerçek mesajı şu anda alıyorum.

Bill Gates denizlerde tatil yapmak ve apartmanını bir koya park etmek, aynı zamanda dev toplantılar yapmak, çalışmak partiler vermek ve bunları sınırlı bir zamanda gerçekleştirmek istiyor. Bunu için de mesela uçakla Türkiye’ye geliyor, yatına gidiyor, iki gün denize giriyor ve geriye dönüyor.
Onun bu lüksü yaşamasının bedelini de bize ödetiyorlar her gün gezegen ölüyor diyerek. Bill Gates bu durumu çok dert etmiş gibi görünmüyor. Taylor Swift ve onlar gibi zenginler de.

Gates doğaya saygılı olmak için fosil yakıt tüketen yatını satıp makul boyutta bir yelkenli almadığı sürece, zenginler jetlerinden inmediği sürece, bakkala alışverişe özel uçaklarla gidildiği sürece biz sıradan halkın çevre için yapacağı hiçbir şey kaçınılmaz sonu değiştiremez.

Öyleyse hep beraber yeniden söyleyelim, mevcut çevre bilincinde ve politikalarında çok büyük delikler var. Bu delikler naylon torba yerine bez çanta kullanarak kapanacak gibi değil. Yepyeni bir bilinç lazım.

Yazının devamı...

Dünyayı fethedecek yeni K-Pop grubu

31 Temmuz 2022

K- Pop çok hareketli bir sahne. Neredeyse her hafta yeni bir grup dünyayı ele geçirmek üzere ortaya çıkıyor. BTS’in de şirketi olan Hybe’ın (eskiden Big Hit olarak bilinen şirket) dünyaya armağan ettiği yeni grubun adı Newjeans. Hepsi kızlardan oluşan grup ilk şarkısını 22 Temmuz’da yayınladı. “Attention”, şirketin resmi YouTube hesabında paylaşıldı ve bir haftada 8 milyon izlenmeye ulaştı. Yeni başlayan adı sanı bilinmemiş bir grup için gayet iyi bir rakam. Elbette asıl performans TikTok üzerinde belli olacak. Grubun ilk mini EP albümü de bu hafta içinde çıkacak.

K-Pop grupları çoğu başka grup gibi lisede tanıştık, mahallede tanıştık şeklinde kurulmuyor. Her biri birer uzun soluklu proje. Newjeans için yapılan audition’lar 2019’da başladı. Onlarca, yüzlerde aday arasından elenerek gelen beş kız sonunda grubun asil üyeleri oldu.

Müzik olarak 2000’lerin başı 90’ların sonu döneminin pop müziği referans alınmış. 14-17 yaşları arasındaki üyelerin bundan sonraki yol haritası şirket tarafından açıklanmadı ancak 2023 itibarıyla isimlerin çok duyacağımızı ben eğitimli bir tahmin olarak size söyleyebilirim. K-Pop makinası işlemeye devam ediyor.

Ne var ne yok

Jarvis Cocker geçen hafta açıkladı. Pulp 2023’te konserler vermek için bir araya gelecek. O zaman Disco 2000 derhal dönmeye başlasın, herkes piste…

Edis’in bu hafta gelen “Yalancı” adlı şarkısı ve Zeynep Bastık’tan gelen “Ara” bu yılın en popüler yaz şarkıları olmaya aday. Bu arada şu gerçeği kabul edelim; günümüz Türkiye’sinin hit şarkıları reggaeton’dan çıkıyor. Bir not olarak dursun burada.

Gazapizm pek yakında şarkılarının senfonik versiyonlarını dinleyicisine sunacak. Gazapizm Senfoni İstanbul, 6 Ağustos’ta Açıkhava’da yapılacak. Bu konsere gelecek tepkileri merak ediyorum. Bu arada yeni bir şarkıyla geldi Gazapizm. Adı “İzaf”.

Yazının devamı...