OYUNCULARI ZENGİN, KENDİ BATIK SEKTÖR

Dizi seyreden biri değilim.. Dizici değil belgeselciyim ukalalığı yapanlardan da değilim..
Dizi konsepti bana uymuyor.. Başladım mı bitirmeliyim.. Bu sebeple dizi dünyasına uzağım..
Ha, bir ara görevim gereği bulaşmıştım.. Deli gibi senaryo üstüne senaryo okuduğum, dizi önerileri arasında tercih yapmışlığım, yayına koyduğum, kaldırdığım, oyuncusunu beğendiğim, beğenmediğim yönetmenle, yapımcıyla omuz omuza çalıştığım dönem olmuştur..
atv’nin başında olduğum yıllardı.. Geride kaldı..
*
Bu girizgâhtan sonra gelelim mevzua.. Çevremden duyuyorum, haberlerini görüyorum.. Neredeyse her hafta üç dört dizi yayından kaldırılıyormuş..
Daha sezonun başı!..
Demek ki; TV sektörünün durumu iyi değil.. Geçen gün Sözcü gazetesinde Enis Berberoğlu yazdı.. Gerçekten parlak değilmiş.. TV’ler zarardaymış.. Ekim ayı ise tam faciaymış.. Berberoğlu ‘Kara ekim’ demiş.. Böyle giderse 2014’ün kara yıl olacağını söylemiş..
*
Niye böyle?
İnsanlar TV seyretmeyi bıraktı mı?
Yoo.. TV izlemede liste başıyız.. TV karşısında en çok vakit geçiren ülkelerden biriyiz..
Peki, o zaman diziler niye tutmuyor veya niye yayından kaldırılıyor?
Tek bir nedeni yok.. Birbiriyle bağlantılı birden fazla nedeni var.. Ama en önemli neden maliyetler..
Artık piyasa kaldırmıyor..
*
Anlayamadığım iki sektör var..
Biri dizi sektörü.. Dolaysıyla televizyon piyasası..
Öteki futbol sektörü..
İki sektörün de durumu kelek.. Kulüplere bakın, kâr eden var mı?
Yok.. Neredeyse hepsi batık..
Peki, futbol sektörünün aktörlerine bakın.. Futbolculara, antrenörlere.. İnanılmaz para kazanıyorlar.. Hak ettiklerinin çok üstünde para alıyorlar..
O kadar çok kazanıyorlar ki; bir futbolcu doğum günü diye eşlerine Lamborghini alabiliyor..
*
Takımda yer bulamayan, sezonu dört beş maçla kapatan, oynadığı maçlarda da saç baş yolduran futbolcular bile yılda bir milyon euro’dan aşağı kazanmıyor..
Demek istediğim şu; futbol sektörü batık.. Beşiktaş’ın da, Fener’in de, Galatasaray’ın da mali durumu kötü.. Kötü ama bu kulüplere kapağı atan futbolcular para içinde yüzüyor..
Anlaşılır gibi değil..
*
Televizyon piyasası da aynı duruma gelmiş.. Eskiden dizinin TV’ye haftalık maliyeti 250-300 bin lira arasındaydı.. Çok tutan, rekorlar kıran dizi asa alsa 350 bin lira alırdı..
Şimdi 800 bin liraya kadar çıkmış.. 1 milyon lira alan bile varmış!..
Televizyonların da futboldan farkı kalmamış..
Eskiden değerler uçmamıştı, ücretler makuldü, TV’ler iyi para kazanıyordu.. Şimdi zarar ediyorlar..
Zarar ediyorlar ama dizi oyuncuları paraya para demiyor.. Sektör batık, sektörün temel taşlarının cebi doluyor..
Nasıl oluyor?
*
Meselenin aslı astarı şu.. Türkiye dışarıdan gelen parayla büyüdü.. Faize asılarak büyüdü.. Sıcak parayı çekerek büyüdü.. Tüketime yüklenerek büyüdü..
O para futbol dünyasını da, TV sektörünü de şişirdikçe şişirdi..
Türkiye’de böyle bir para yoktu, üretilerek kazanılmayan para dağıtıldı.. Yolun sonuna gelindi..
Futbolcusu da, teknik direktörü de, oyuncusu da, yapımcısı da artık ayağını yere basmak zorunda..
İyi pazarlar!..

Sonsuz Maskeler sergisi

Cuma günü sergi günü olsun dedim.. Öğlen öğlen çıktım yola.. Önce İstanbul Modern..
Geçmiş ve gelecek, Görsel Sanat ve Müzik, Yüzyıllık Aşk sergilerini gezdim..
Özellikle Geçmiş ve Gelecek sergisini öneririm.. Diğerleri kötü anlamında söylemiyorum.. Daha fazla keyif aldığım diyebilirim..
Yüzyıllık Aşk sinemanın 100 yılını anlatıyor.. Uzun bir masa kurulmuş.. İlk film, ilk gösterim, ilk sansür gibi her yıla damga vuran unsur seçilmiş..
Seks filmleri furyasının başlaması da var, Yol filmi de.. Yıllar sonra Babam ve Oğlum’la melodrama dönüşte..
Yüzyıllık tarih tam 7.3 milyon kişiyle en çok izlenen film Recep İvedik’le noktalanacakmış ki, imdada Nuri Bilge Ceylan yetişmiş..
Son kareye Altın Palmiye’li Kış Uykusu yerleşmiş.. Kuş Uykusu olmasaymış!..
Sergiyi gezin, sizde aynı şeyi hissedeceksiniz..
*
Akşam üstü Sonsuz Maskeler sergisinin açılışına davetliydim.. Nişantaşı’nda Art 212’de... 11 sanatçı 29 eserle katılmış.. Heykel ağırlıklı ama rölyefler de var..
Sergiye üç eserle katılan Şefika Ünal’la konuştum.. Heykelcikler bizleri; ‘maskelerimizi fark etmeye, maskelerimizle yüzleşmeye‘ davet ediyormuş..
Hoşuma gitti, gittiği için duyurayım dedim..