Ferhat

Özgür Gündem gazetesinin Bitlis muhabiri Ferhat Tepe’nin cansız bedeni, 8 Ağustos 1993’te Elazığ’da bir gölden çıkarıldı. “Kimsesiz” denilerek basına haber verilmeden apar topar gömüldü...
Oysa henüz 18 yaşındaki muhabir, 28 Temmuz’da sivil giyimli ve telsizli kişiler tarafından kaçırılmış, bir daha da haber alınamamıştı... Dönemin DEP Bitlis İl Başkanı olan baba İshak Tepe, Özgür Gündem gazetesi avukatlarıyla birlikte her yerde oğlunu arıyordu.
Aile olayı öğrenince, Tepe’nin cesedi çıkartılarak teşhis edildi. Otopsiye göre Ferhat’a yoğun işkence yapılmış, vücudunda sigara söndürülmüş ve boğazı telle sıkılarak öldürülmüştü.

Telefondaki “ses”
Gazeteci Faruk Arhan, bianet’e üç yıl önce yazdığı “Bir Kontrgerilla Cinayeti” başlıklı yazısında şöyle diyordu:
“Ferhat Tepe’yi gördüklerini söyleyen tam 14 tanık çıkmıştı. Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde, aynı günlerde gözaltına alınan HEP Bismil İlçe Başkanı Mümtaz Çerçel‘in de aralarında bulunduğu 14 tanık, Tepe’yi Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda gördüklerini söylüyorlardı. Çerçel, tutuklandı.”
Arhan, Ferhat kayıpken babasına gelen bir telefondan da bahsediyor: Bir “ses” oğlunu Türk İntikam Tugayı’nın (TİT) kaçırdığını, 1 milyar lira istediklerini, İshak beyin partiden istifa etmesini ve PKK’nın kaçırdığı dört turisti serbest bırakmasını söylemişti.
İshak Bey, o sesin daha önce tartıştığı dönemin Tatvan Tugay Komutanı Korkmaz Tağma’ya ait olduğunu iddia etti. Tağma’nın adı, faili meçhul cinayetlerin iyice yoğunlaştığı Bitlis-Tatvan-Elazığ üçgeniyle birlikte anılıyordu.

Askeri vesayet mi?
Yıllar sonra, Bitlis’in Mutki ilçesinde bulunan toplu mezarda Tağma’nın adı geçse de hiçbir zaman yargılanmadı. Bazılarına göre “askeri vesayet” bitmişti ama faili meçhullerin sorumluları nedense mahkemeye çıkarılmadı, çıkarılmıyor...
İshak Tepe’nin oğlunun katillerini bulmak için giriştiği hukuk mücadelesinde korkunç şeyler yaşandı. Davanın takipçisi avukat Şevket Epözdemir de üç ay sonra ölü bulundu.
Ferhat Tepe davası AİHM’ye taşındı. Davada yalan tanıklık yapan Taner Şarlak ise yıllar sonra vicdanına yenik düşüp Diyarbakır Cezaevi’nde Ferhat’ın su borusuna bağlı bekletildiğini itiraf etti: “Her geçen ‘gazeteci bu’ diye bağırıyor, dövüyordu.”
Cumartesi Anneleri, 436’ncı buluşmalarında 20 yıl önce öldürülen Ferhat Tepe’yi anacak. Ferhat’ın annesi Zübeyde Hanım da bugün saat 12’de Galatasaray Lisesi’nin önünde olacak.
Sansürden, basına yönelik her türlü şiddet ve baskıdan rahatsız olanlara duyurulur...

YENİ BİR ADA

* Can Dündar, sadece Milliyet okurları için değil, basının en değerli isimlerinden. Di’li geçmiş zamanı kullanmayacağım, çünkü Can’ın yazarlığı ve gazeteciliği, çalıştığı kurumdan bağımsız olarak hep var olacak.
* Dört ay önce, Hasan Cemal’in gidişi üzerine şöyle yazmıştım: “Benzer çaresizliği nice kıymetli, demokrat gazetecinin ayağının kaydırılmasında yaşadık. İsminin yanına ‘çentik’ atılıp ilk fırsatta gönderilecekler listesinde bekleyen meslektaşlarımızın olduğunu, adımız gibi biliyoruz. Ve bugünü, “bize daha çok kalsın meydanlar” diye ellerini ovuşturarak bekleyen meslektaşlarımızın olduğunu da... ”
* Süreç, Gezi Parkı olayları sonrasında iyice hızlandı. Gerçi Can, “mesleğin sonu geliyor” dese de ben bu görüşe katılmıyorum. Eminim Can “Ada”sını başka mecralara taşıyacak... Sırada olanlar, geride kalanlar da kendi adalarını yaratmayı ve her şeye rağmen gazetecilik yapmayı sürdürecek.