AĞAÇ VE İNSAN

Ağaçla insanın sevgisi, sevdası, öyküsü çoktur.

Aşağıda birbiriyle ilgisiz iki ağaç öyküsü.

Yıllar önce rahmetli Büyükelçi Vahit Halefoğlu anlatmıştı...

Halefoğlu’nun görev yaptığı yıllarda Moskova’daki Büyükelçiliğimizin büyütülmesi kararı alınır. Binanın yanında boş bir arsa vardır. Bu arsanın alınması için Sovyet Dışişleri Bakanlığı’na başvurulur. Başvurunun kamuoyunda duyulmasıyla birlikte Sovyet gençleri arsada toplanmaya, kararı protesto etmeye başlar. Meğer Rusların taparcasına sevdiği ünlü şair Puşkin zaman zaman gelir o arsadaki ağacın altında kitap okurmuş. Gençler kararı günlerce protesto edince Sovyet hükümeti arsayı Türkiye’ye satma kararından vazgeçmiş.

***

Değerli bilim adamı İlhan Başgöz anılarını yazdığı “Gemerek Nire Bloomington Nire” adlı kitabında anlatır...

İkinci Dünya Savaşı sonrasında komünist avının zirveye ulaştığı yıllar... Ankara’da ihbar sonucu komünistlikten soruşturmaya uğrayan öğrenci yargıç karşısına çıkarılıyor. Yargıç ihbarcıya kanıtını soruyor. Cevap:

- Bu öğrenci her yaz aynı ağacın altında ders çalışırdı.

- Peki, oğlum ne var bunda?

- Efendim, o ağacı 1932 senesinde Ziraat Fakültesi’ni ziyaret eden Rus Generali Voroşilov dikmişti.

Yargıç ihbarcıyı “Çık dışarı” diye kovuyor.

6 SANDIK ELMA

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, CHP il ve ilçe yöneticileriyle birlikte Niğde’de meslek odalarını ziyaret ediyor. Uğranan yerlerden biri de Mali Müşavirler Odası’dır. Bu ziyaret sırasında Oda Başkanı Hikmet Bekil, Ömer Fethi Gürer’e çok değerli bir hediye veriyor.

Ne midir bu? Çerçeve içinde, Atatürk’e 1936 yılında satılan 6 sandık elmanın faturası. Atatürk o yıl yaptığı gezide Niğde’ye de uğruyor, anlaşılan ikram edilen elmanın tadını çok beğeniyor ve 6 sandık elma satın alarak Ankara’ya gönderilmesini istiyor. Parası peşin ödenen bu 6 sandık elmanın (170 kilo) tutarı 58 lira 87 kuruştur. Elmalar Ankara’ya gönderilirken faturası da satıcı tarafından ilin valisi Ziya Tekeli’ye teslim edilmiş, devlet arşivine konulmuştur. Faturada hamaliye parası, sandık bedeli, taşıma ücreti ayrı ayrı belirtilmiş. Faturayı arşivde bulan ise Kültür Bakanlığı İl Müdürü Alper Göncü’dür.

Niğdeliler çok muhtemelen Ata’ya  gönderilecek 6 sandık elmanın parasını almak istememiştir. Ancak Atatürk parayı ödemiş, faturanın Ankara’ya gönderilmesini istemiştir. Atatürk’ün yaptığı her harcamayı kuruşu kuruşuna belgelediği bilinen gerçektir.

ORUÇLU ANILAR

Oruçla ilgili anılarımızı sordular. Anlattım.

5-6 yaşlarımdaydım. Ankara’dan gelmiş, Kocamustafapaşa’da büyükannemin evine yerleşmiştik. Evde herkes oruç tutuyordu. Tabii biz çocuklar da yarım yamalak tutar, onlara katılırdık. İftara yakın fırına koşar, pide kuyruğuna girerdik. Fırından taşan pide kokusu harikaydı. Ne keyifli bir bekleyişti. Bazen iftara yetişmez, biz kuyrukta beklerken ezan okunurdu. Ezan dediğimiz uzaklardan gelen ve  yine uzaklara giden, derin, içli bir ses. O sırada minarenin kandilleri de yanmıştır. Pide kapılır, koşa koşa evin yolu tutulur, sofraya yetişilirdi. Büyük caminin arkasında ahşap evlerin sıralandığı sokakta otururduk. Aklımda kalan  kişilerden biri mahallenin kunduracısıdır.  Namaz vakitleri küçük dükkânın kapısını çeker, takkesini takar, camiye  yollanırdı. Onun için herkes namuslu adam derdi. Kundurasını onardığı kişiden para istemez, utana sıkıla “Ne verirsen ver” derdi. O zamanın Müslümanları öyle kişiler idiler. Başkalarının hakkını yemekten çekinir, ağızlarına yalanı almaz, günaha girmekten korkarlardı. O zamanlar “Günaha girsem de olur, iki rekât namaz kılar, tövbe ederim, günahlarım affolur” gibi düşünceler yaygın değildi. Müslümanlar örnek insanlardı. Sene 1948-49 olmalı. Onlar öyle zamanlardı...

NOT: Bayramınızın bol şekerli geçmesini diliyor, bayram haftasında izin rica ediyoruz.