Taksim Meydanı’na uzun zamandır çıkmamıştım... Bir tesadüf çıktım, The Marmara Oteli'nin altındaki kafeye oturdum... Önümde meydan uzanıyor. Meydan dediğim Batı şehirlerinde gördüğümüz meydanlara benzemiyor. Bir ucunda AKM diğer ucunda Taksim Camisi, arada adeta sıkışmış gibi duran Cumhuriyet Anıtı... Onlar dışında baştan başa beton düzlükten ibaret bir alan. Adeta kay kay pisti. Üzerinde ne bir heykel var ne karakteristik başka bir yapı. Sadece banka ATM'leri ve metro girişi...
Cumhuriyet Anıtı’nın çevresi polis barikatıyla çevrilmiş. Yanına yaklaşmak ya da önünde resim çektirmek mümkün değil. Anıt adeta hapiste.
Meydanın bir köşesine ağaç dikilmiş, küçük bir koru oluşturulmuş. Batı şehirlerindeki meydanlarda ağaç, çiçek, çalı gibi yeşillikler yoktur. Sadece taş güzelliği vardır. Burası o yönden de farklı...
Karşıdan bakınca merdivenlerin üzerinde polis araçları ve gelişigüzel park etmiş otomobiller görünüyor. Bu meydanla ilgisiz
Seçim bölgelerinin sesini dinleyerek Çerçeve yasaya “hayır” diyen 54 Yeni Parti milletvekili hem Özgür Özel’i hem partilerini uçurumdan kurtardı.
Özgür Özel’in eğilimi yasaya evet demekti.
Fakat sosyal medyada o kadar büyük gürültü koptu ki...
Lider çareyi milletvekillerini serbest bırakmakta buldu.
Vekiller tam kadro “evet” deseydi parti baş aşağı giderdi.
Parti yönetimi yatıp kalkıp tepkili ve bilinçli seçmene dua etsin...
Bu arada Özgür Özel hesapta olmayan bir güven oylamasından geçti.
Milletvekillerinin yarıdan çoğu Özgür Özel’in çizdiği rotayı desteklemediğini ortaya koyarken...
Sanırım Charles Dickens’ın bir romanında geçer.
Fransız İhtilali sırasında meydanda insanlar giyotinle idam edilirken, az ötede balıkçılar şarkı söyleyerek ağlarını çekmektedir.
Bir yanda ölüm… Bir yanda hayat.
Hayat kısadır ama içine birbirine hiç benzemeyen birçok hayat sığar.
Bir yakınınız hastanenin yoğun bakımında, beyin tümörü ameliyatı sonrasının en zor saatlerini yaşarken…
Az ötedeki doğumhanede yeni bebekler dünyaya gelir.
Sizler suskunluğun esiri olmuşken...
Uzaktaki stadyumdan gol atan takım taraftarlarının çığlıkları yükselir.
24 Temmuz, Lozan Antlaşması’nın 103. yıl dönümüdür...
Birinci Dünya Savaşı’nın yenik ülkeleri arasında yer alan Türkiye, Kurtuluş Savaşı’na girişen ve esaret zincirlerini kırmayı başaran tek ülkedir.
Sevr Antlaşması’yla ülke İç Anadolu’da 480 bin kilometrekare alana sıkıştırılmıştı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla imzalanan Lozan Antlaşması ve sonradan Hatay’ın eklenmesiyle ülkemiz bugünkü sınırlara kavuştu.
Lozan, Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubu bir ülkenin galiplerle eşit şartlarla imzalamayı başardığı tek antlaşmadır. Ünlü İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee, “Türkiye - Bir Milletin Yeniden Doğuşu” adlı kitabında Lozan hakkında şunları yazıyor:
“Lozan’da Türkiye, son on yıl içinde kaybetmek tehlikesiyle karşılaştığı Avrupa topraklarını yeniden ele geçirmiştir.
Böylece Palmerston, Gladstone ve onlardan sonra gelen İngiliz devlet adamlarının Türkleri Avrupa’dan sürme hayalleri bir kere daha suya düşmüştür.
... Hemen her konudaki Türk milliyetçi
Özgür Özel ve ekibi, yeni bir partiyle yeni bir yola çıkmanın eşiğinde...
Zorlu bir serüven başlıyor.
Hayırlı olsun.
Anketler, Özgür Özel’in kuracağı partinin yüksek oy potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Ancak bugünkü ilgi ve tepkilerle, seçmenin sandık başında göstereceği tercih aynı şey değildir. İktidar alternatifi arayan seçmen, günü geldiğinde daha farklı ölçütlerle karar verecektir.
Özgür Özel ve ekibi, ülkeyi iyi yönetecek, halkın ve devletin acil ihtiyaçlarına çözüm üretecek bir siyasi yapı kurmak zorunda. Bu da yalnızca tanınmış isimlerle sağlanamaz.
Güçlü bir parti programı, toplumda heyecan uyandıran vaatler, uygulanabilir projeler, yeni bir bakış açısı, yeni bir vizyon ve tutarlı bir siyaset anlayışı gerekir.
Parti, belirgin bir ideoloji ve sağlam bir siyasi çizgi etrafında şekillenmelidir.
Özgür Özel ve kadrosunun bugüne kadar işi görece kolaydı. CHP’nin köklü geçmişi ve kurumsal kimliği, yöneticilerin ve siyasetçil
Yaş 70’i aşınca unutkanlıklar başlıyor... Bazen en yakınlarımızın adlarını unutuyoruz. Adamlar paspas yapmış, üzerinde 4 hatırlatma yer alıyor: Cüzdan, telefon, ocak, anahtar... Evden çıkarken gözünüze ilişen paspas size neleri kontrol etmeniz gerektiğini anımsatıyor. Ancak paspasa bakmayı unutursanız, o zaman geçmiş olsun...
Geçen yıl 20 Temmuz’da aramızdan ayrılan değerli yazar Altan Öymen’i saygı ve özlemle anarken onun unutkanlığa karşı tavsiyesini anımsıyoruz.
Altan Ağabey’in pırıl pırıl bir hafızası vardı.
Unutkanlıktan şikâyet edenlere uyguladığı yöntemi anlatırdı.
- Zaman zaman geçmişte birlikte olduğunuz dostlar, komşular, arkadaşlarla oturup eski günleri konuşunuz. Onlarla ortak anılarınızı dile getiriniz. Bunu yaparken hem o, hem siz unuttuğunuz kimi kişi ve olayları hatırlayacak, beyninizi zorlayacak, hafızanızın gözeneklerini açacaksınız. Bu arada tabii geçmişi anmanın lezzetini tadacak, hasret gidereceksiniz...
Altan Abi bu tavsiyeyi zaman zaman yerine getirdiğini, örneğin bir ara ilkokul arkadaşlarını evinde topladığını anlattı. Bir iş yerinde
Profesör Emre Kongar’ın son kitabı “Hayat Yaşadığına Değsin” herkes için değerli ders ve öğütler içeriyor.
“Başarı için insanlardan çok ilkelere inan, hayat yaşadığına değsin”
diyor Emre Hoca...
Kendisi genç bir akademisyen olarak Hacettepe Üniversitesi’nin kurucuları arasındadır. Prof. İhsan Doğramacı’nın güvenini kazanmıştır. Dönem 12 Eylül dönemi. Prof. Doğramacı, YÖK’ü kurma görevini almıştır. Emre Kongar’a birlikte çalışmayı önerir. Daha önce YÖK yasa taslağını okumuş olan Kongar teklifi reddeder. Doğramacı, sorar:
- Sen insana mı inanırsın ilkelere mi?
Kongar:
- Babam bana ilkelere inanmayı öğretti.
- Yanlış... İlkeler sadece genel kuralları belirler. Genel olarak tutum ve davranış önerir. Özel durumlarda hele kriz zamanlarında ne yapacağını söylemez.
15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılındayız. 16 Ekim 2016 tarihinde Meclis’te darbe için bir araştırma komisyonu kurulmuştu.
Önemli kişiler çağırılıp dinlenmediği için komisyonda ağır tartışmalar oldu. Komisyon raporu Meclis’te okunmadı ve tartışmaya açılmadı. Daha sonra kaybolduğu söylendi. Darbe girişimiyle ilgili pek çok soru cevapsız kaldı.
★★★
15 Temmuz darbe sürecinde merak edilen pek çok konu vardır, nedense ben de üç ailenin akıbetini pek merak ederim...
Darbe günü Yunanistan’ın Başkenti Atina’da görevli kara ataşemiz Kurmay Albay İlhan Yaşıtlı ile Deniz Ataşemiz Kurmay Albay Halis Tunç Yunanistan’a iltica başvurusunda bulundu. Üç hafta sonra da aileleriyle birlikte çoluk çocuk feribotla İtalya’ya geçtikleri duyuldu.
Her iki ataşemiz ve aileleri o gün bugün ortada yoklar. Haklarındaki yakalama kararına rağmen 10 yıldır yakalanamadıkları gibi hangi ülkede oldukları da bilinmiyor.
Üçüncü merakımız da Galatasaraylı futbolcu Arif Erdem’dir. Darbeden birkaç hafta sonra ailesiyle