‘Hayatımın Haberi’

19 Ocak 2021

Gazete ve televizyonculuk mesleğinde 30 yılı deviren Serdar Akinan, zaman içinde başından geçenleri bir polisiye roman lezzetinde kaleme aldı, “Hayatımın Haberi” adı altında kitaplaştırdı.

Cesur ve dürüst bir gazeteci Serdar Akinan. Mesleğe aşkla başlamış, aşkla sürdürüyor. İlginç sahnelerle dolu kitaptan ilginç bir bölümü aktaralım.

Akinan 90’larda Star TV temsilcisi olarak Washington’dadır. Refah Partisi’nde Yenilikçi ekip içinde yer alan Abdullah Gül bir davet üzerine Amerikan başkentine gelir. Carnegie Endowment’ta bir konferans verir. Konuşmanın bitiminde yönetici “Off the record” bölümüne geçer. Yani artık soru ve yanıtlar ‘yazılmamak kaydıyla’ gidip gelecektir. Bir izleyici sorar:

“Sayın Gül, siz İslamcı gelenekten gelen ve İsrail’i büyük şeytan, Amerika’yı da onun ortağı olarak niteleyen bir liderin partisi adına buradasınız. Size nasıl güvenebiliriz?”

Bu soruya Abdullah Gül şöyle yanıt veriyor:

“Bakın, biz şu anda o partinin içinde, o gelenekten gelen genç bir ekibiz. Elbette iktidara gelinceye kadar bu söylemleri sürdürmek zorundayız. Ancak şunu bilmenizi isterim. Bizlerin muhalefette ne dediğimize değil, iktidara geldiğimizde sizin için neler yapacağımıza güvenmeniz gerekir. Konuşmam da zaten bu iradenin beyanıdır.”

Bu sözler o zaman yazılmamak kaydıyla söylenmiş. Ancak aradan geçen 20 küsur yılda neyin ne olduğu zaten anlaşıldı.

DENKTAŞ

Yazının devamı...

Aşılanma zamanı!

14 Ocak 2021

Türkiye’ye 25 bin doz BioNTech aşısı geldiği ve bazı kişilere uygulandığı söylentileri dolaşırken... Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Sadettin Hülagü’nün 30 Kasım 2020’de kişisel Twitter hesabından attığı bir mesaj ortaya çıktı. Sayın Rektör bu mesajında diyor ki:

“Çocukken büyüklerimizin zoruyla aşıya götürülürdük. Covid-19 bizim bu huylarımızı da değiştirdi. 4 hafta önce ilk dozu yapılan BioNTech firma aşısının 2. dozunu bugün yaptırdım. Lütfen Maske, Mesafe ve Temizlik kurallarına dikkat edelim. İşin şakası ve telafisi yok.”

Böylece, Sayın Rektör’ün ilk aşıyı 2 Kasım’da yaptırdığı anlaşılıyor. Rektör Hülagü aşıyı gönüllülük uygulaması içinde yaptırdığını söylüyor.

Aşı uygulaması bugün yarın başlıyor.

Türk Tabipler Birliği’nden Prof. Kayıhan Pala bir ihtimale işaret ediyor. Elde bulunan aşı 3 milyon dozdur. Bir dozu alan kişiye 28 gün sonra ikinci doz verilecektir. 28 gün içinde ikinci parti aşı gelmezse ne olacak? Kimse garanti gelecek diyemiyor zira. O zaman vatandaşlar tek dozla idare edecek!

Planlamaya göre, ilk aşamada sağlık çalışanları ile huzurevlerinde bulunan kişiler aşılanacak. Daha sonra asker, polis, jandarma, adli personel, cezaevinde kalanlar ile çalışanlar, sonrasında da 65 yaş üzeri vatandaşlar aşılama programına dâhil olacak.

Bu sıralama uygulanırsa 65 yaş üstü çok uzun süre aşılanma bekleyecektir.

KOMŞU

Yazının devamı...

Anılar KRİZANTEM

9 Ocak 2021

Sabahın alacakaranlığı... Yağmur yağıyor, hava soğuk. Cam bile açılmıyor rüzgârdan. Karşımızdaki Kısmet Çiçekçisi’nin çalışkan kızı Yıldız Hanım gelmiş, saksıları tek tek dışarı çıkarıyor. Kebapçılar henüz açmadı. Yıldız Hanım sıkı sıkı giyinmiş, bir içeri bir dışarı, taşıyıp duruyor çiçek kasalarını. Uzaktan bakınca çiçekçilik rengârenk, şiir gibi bir iş sanılır. İçine girince manzara değişir. Çiçek koklarken güzeldir, bakarken güzeldir. Kadına hediye ederken güzeldir de... Oraya gelene kadar insanı canından bezdirir, adeta öldürür.



Sene 1973... TRT’den kapı dışarı edilmiş, Ankara’dan ve sansürlü gazetecilikten sıkılmış, Karslruhe yakınlarını mekân tutmuş olan dostum şair Özkan’la mektuplaşmış, “Gel buraya, sana da iş buluruz” mesajını alınca, ver elini Alamanya demişiz. Birkaç gün avarelikten sonra her nasılsa bir kaçak işçilik buluyor, bu defa ver elini Speyer kenti diyoruz. Bir çiçek serasında işçilik. Aman ne güzel... Çiçekler içinde bir yeni hayat başlıyor. Mutluyuz. Alman patronun evi de seranın içinde. Bir aile işletmesi. Güzel de bir kızı var. Her şey güzel. Çarçabuk iş bulmuş olmanın mutluluğu içinde, sabah vakti kolları sıvıyoruz. Bir makine koymuşlar ortaya. Kenarında taşla karışık bir toprak yığını.

-  Sen şimdi bu toprakları bu kürekle makinenin içine atacaksın, diyorlar.

Atıyoruz. Sürekli dönüp duran bir merdane taşla toprağı ayırıyor. Taşlar bir yana, ince toprak öte yana savruluyor. Makinenin boş dönmemesi lazım ayrıca. Sürekli toprak atacaksın içine. Başlıyoruz. Beş on dakika sonra yorgunluk basıyor. Bir saat sonra el ayak kesiliyor. Arada öyle bizim inşaat işçileri gibi küreğe falan yaslanıp dinlenmek yok. Makine boş dönmemeli. Patron uzaktan gözetliyor. İmanım gevriyor. Ama yiğitliğe pardon işçiliğe çok sürmemeye çalışıyorum.

Yazının devamı...

SIÇANIN KUYRUĞU

7 Ocak 2021

Son altı ayın enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte memurlarla emeklilerin maaşlarına yapılacak artışlar belli oldu. Yine kimse memnun değil! Nedenleri mi?

Bir: TÜİK’in enflasyon rakamlarının gerçek enflasyonun altında olduğunu yaşayarak görüyorlar. Dolayısıyla, geçmişte olduğu gibi şimdi de reel anlamda gelir kaybına uğrayacaklarını baştan biliyorlar.

İki: Bizdeki sistemde önce enflasyon yaşanıyor ardından maaş ve ücret artışlarıyla telafisine gidiliyor. Yani, önce cepten paranız alınıyor sonra o para yerine konuyor. Daha doğrusu konduğu söyleniyor. Bu mağduriyet böyle devam edip gidiyor. Siz zamları hep geriden takip ediyorsunuz.

Üç: Sistem hep cebinizden çıkan parayı daha sonra yerine koymak şeklinde olduğu… Fazladan bir para konması söz konusu olmadığı için sıçan kuyruğu gibi hiç uzamıyorsunuz. Ülkenizin sürekli kalkındığı, refahın yükseldiği söylenirken, size enflasyonun üzerinde bir refah payı verilmediği için yaşam standardınız hiç yükselmiyor, hep yerinde sayıyor. Tabii bu TÜİK rakamlarının gerçek olması durumunda söz konusu. Gerçek enflasyon daha yüksek olduğundan gerçekte her yıl refahta artış bir yana mevcut durumunuzda ciddi gerileme yaşıyorsunuz.

Bu sistemden kimsenin memnun olmaması şaşırtıcı mı?

İLKER BAŞBUĞ

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Cumhuriyet gazetesinde, 1961-80 arası olaylarını inceleyen kitabı hakkında yapılan röportajda bir soru üzerine:

“Adnan Menderes, 25 Mayıs 1960 günü Eskişehir’de erken seçim tarihini açıklasaydı, 27 Mayıs askeri darbesi büyük bir olasılıkla önlenebilirdi” diyor.

Yazının devamı...

Anılar... Anılar... SABAHA KARŞI

2 Ocak 2021

Dün sabaha karşı pencereden boş caddelere bakarken... Aklıma saat 03.00 sularında Dagens Nyheter gazetesinin Lund bürosu önünde gazete kamyonunu beklediğim günler geldi. Sene 1965. Okulu bırakmış, sinemacı olma hayalleriyle İsveç’e gelmiş, annemden sızdırdığım üç beş kuruşu yollarda tüketmişim. Artık işçiyim.

Kamyon birazdan gelecek, içinde her biri 50-60 sayfalık 200 adet Dagens Nyheter gazetesi bulunan küçük balyayı karların üzerine fırlatıp gidecek, bir kenarda bekleyen ben balyayı açacak, bisikletin arkasına yükleyecek, kentin dış mahallelerinde gazete bekleyen evlere doğru pedal çevireceğim. Dizi dizi cadde lambalarının altında pırıl pırıl kar tarlaları. Buz  tutmuş otobandan gelip geçen tek tük araçlar. Onların yanından ağır ağır geçilecek, bizim mahalleye varılacak. Ara sıra bisikletten kayıp düşen gazeteler toplanıp yeniden yüklenecek. 200 gazete saat 06.00’ya kadar, katlar koşa koşa çıkıp inilerek dağıtılıp bitirilecek.

Eğer dağıtım saat 06.00’ya kadar bitmez de gazete beş dakika falan gecikirse, sabah büroya telefon açılıyor, gazetenin geç kaldığı anlatılıyor, şikâyet oradan da bana yansıyor. İyisi mi koştura koştura dağıtılacak bu gazeteler. Ki boşuna laf yemeyelim.

Ama dağıtım işi bittiğinde de bir keyif sarar insanı ki sormayın.

Bir defasında o keyifle bisikleti mahalleden ana yola doğru yokuş aşağı bırakmıştım. Hızlandık, hızlandık. Tabii karda fren de tutmaz.

Yarı yolda devrilip ta otobanın ortasına kadar savrulduk. Neyse ki o sırada gelen geçen araba yoktu, ucuz kurtulduk. Birkaç saniye hareketsiz kaldım. Annem, babam, kardeşlerim, okuldaki arkadaşlarım beni o anda görse ne derdi? Kendi halime onlar adına çok güldüm.

Yılbaşı geliyordu. İsveç’te Jül diye tatsız bir tatil vardır. Noel bayramı. Galiba 17 Aralık gibi başlar, 10 Ocak gibi sona erer. Arada sokaklarda kimseyi göremezsiniz. Hayat durur. Kimse evinden çıkmaz. Benim yaşadığım Lund bir öğrenci kenti olduğundan öğrenciler de gitmiş, kent iyice boşalmıştı.

Yazının devamı...