Gazetelerdeki ilk PS5 incelemesi | Oyun başlasın!

15 Kasım 2020

Türkiye’de önümüzdeki perşembe piyasaya çıkacak PlayStation5, satırları radikal ifadeler içeren bir teknoloji manifestosuPlayStation serisinin yeni nesil konsolu PlayStation 5, dünyayla birlikte önümüzdeki perşembe 8.299 TL’ye Türkiye’de satışa çıkıyor. ABD ve Japonya dahil 6 ülkede 12 Kasım’da çıkan PS5’i 6 Kasım’dan bu yana tecrübe ediyorum.

Alışıldık PlayStation estetiğinden farklı, bol kıvrımlı bir yapıyla huzurumuza çıkan PS5, 4.5 kilo ağırlığının yanı sıra 390 mmX260 mmX104 mm ölçüleriyle TV ünitesi ya da konsolu yerleştirmeyi planladığınız yerde geniş bir alan istiyor. PS5, PS4’ten yaklaşık 3’te 1 daha büyük. Bu boyut varlık nedenini -hız ve gücü destekleyecek kapasitede- büyük bir fan ihtiyacına borçlu.

PS5’i dikine kullanmak isteyenler için kutudan çıkan stand, yatık kullanım için de zaruri. Çünkü PS5’in kıvrımlı yapısı, stabil bir konulandırma
için onu gerekli kılıyor.

Star Wars gemisi gibi

Uzay Çağı estetiği, beyaz rengi, dinlenme modundaki sarı, çalışırken beyaz ışıklandırması PS5’i TV ünitesinde sanki Star Wars’tan fırlamış Stormtrooper’larla dolu  mini bir gemi hüviyetine büründürüyor. Tasarımı beğenmeyeler olduğunu da not düşmek gerek.

Test ettiğim model, Ultra HD Blu-ray sürücülü olan PS5. PS5’in Blu-ray sürücüsü olmayan, daha hesaplı dijital modeli de yakında Türkiye’de olacak. PlayStation’u tam teşekküllü bir medya üssü olarak kullanmak isteyenlerle fiziki oyun değiş-tokuşu yapmayı planlayanlara Blu-ray’li modelini öneririm.

Kullanıcı arayüzü, daha kullanışlı ve profesyonel bir görünüme kavuşmuş.

Yazının devamı...

Çılgın kalabalıktan uzakta 4X4’lük bir kamp

18 Ekim 2020

Saros’ta kamp hevesiyle çıktığımız yolda başımıza başka şeyler de geldi

 

İlk insandan beri herkesin içinde bazen açık seçik, bazen gizli saklı olan kaçış güdüsü, pandemi döneminde sınır tanımaz bir eğilim oldu. İmkanı olan sahilde, dağda, köydeki evine, sığınağına kaçtı; olmayan bulunduğu yerde izolasyonu bir kaçış yöntemi olarak formüle etti.

Biz mutfaktaki gazetecilerse, çoğunlukla yeni tip koronavirüsün belirlediği günün tarihini kağıt üzerinde kayda geçmek adına olduğumuz yerde kaldık. Ekimin ilk hafta sonu ben, Milliyet Görsel Yönetmeni 25 yıllık arkadaşım Ersoy Diyar, 9 yaşındaki oğlu Devrim Deniz ve Milliyet’in başarılı grafikeri Deniz Özmen’le doğaya doğru bir hafta sonu kaçamağı yapmaya karar verdik. Bu kaçışta aracımız, aslında geçen yıl test için teklif edilen Mitsubishi L200 Crawler oldu. Bu kez bizim test talebimiz üzerine aracı Temsa’dan 4 günlüğüne aldık. Rotamızın son durağı Ersoy’un birkaç yıl önce gidip gözüne kestirdiği Keşan’a bağlı sahil kasabası Yaylaköy’dü.

230 kilometre ötede Cumartesi sabahı 8’de yola çıktık. 230 kilometrelik yolu,  mola dahil 3.5 saatte katettik. Önce Yaylaköy’ün Saros’u kucaklayan eşşiz kumsalında kamp atacağımız noktayı belirledik. Kamp alanımızı tayin ederken medeniyete dair bir izin görüş alanımızda olmamasına dikkat ettik. Amacımız, işimiz olan pandemi ve haberlerinin, yoğun siyaset gündeminin zehirlediği  bedenimizle ruhumuzu fabrika ayarlarına çekmekti.

Yazının devamı...

Peki ya onlar?

27 Eylül 2020

Pandemiden ağır etkilenen müzik/eğlence sektörü can çekişiyor. Birikimi olan cepten yiyor, olmayan çıkış yolu arıyor.

 Müzik ve eğlence sektörleri bütün dünyada salgın sürecinden en kötü etkilenen sektörlerin başında geliyor. İngiliz The Guardian gazetesi 22 Eylül’de, Müzisyenler Sendikası’nın üyeleri arasında yaptığı bir araştırmaya yer verdi. Sendikanın 2 bin üyesiyle yapılan ankete göre 3’te 1’i acil durum desteğine bile erişemeyen profesyonel müzisyenler, Hazine ve hükümetin ilgili birimi Dijital, Kültür, Medya ve Spor Departmanı’nı anlayış eksikliğiyle eleştiriyor.

İngiltere’de müzisyenlerin yüzde 34’ü pandemi sırasında yaşadıkları mali zorluklar yüzünden sektörü tamamen bırakmayı düşünüyor. Mali sıkıntılar, etkinlik ve konserlerin keskin şekilde azalmasından kaynaklanıyor. İngiltere’de müzisyenlerin yüzde 70’i normalde yapmaları gereken işin 4’te 1’ini bile yapamıyor. Yarısı sektör dışında iş bulmuş durumda. İşsizlik ve destek ödenekleri ekimde sona erdiğinde çoğu daha kötü bir mali girdap içinde daha da dibe inecek.
Sendikanın Genel Sekreteri Horace Trubridge durumun vehametini, “Müzisyenler süpermarketlerde çalışarak, Deliveroo (bir tür Yemeksepeti) şoförlüğü yaparak hayatlarının erken dönemlerinde yaptıkları işlere geri dönüyor” diyerek özetliyor.

Müzisyen rezervasyon şirketi Encore’un  anket yaptığı 560 müzisyenin yüzde 64’ü mesleği bırakmayı düşünüyor. Yüzde 41’inin yıl sonuna kadar tek bir konser,  etkinlik rezervasyonu yok.

Yazının devamı...

Osmanlı yetimlerin acı vatanı Almanya

16 Ağustos 2020

Birinci Cihan Harbi yıllarında yetim kalmış yüzlerce Osmanlı çocuğu zanaat öğrenmeleri için Almanya’ya gönderilmişti. Ama işler hiç yolunda gitmedi... Çoğu demir, çinko, kömür madenlerinde çalıştırılan çocuklar yetersiz besleniyor, kaçanlar Almanya’da sefalet ve serseriliğe sürükleniyordu

Berliner Tageblatt gazetesinde yayımlanan haberde, Osmanlı çocukların etnik kökenine dikkat çekilmişti.

 

Alman topraklarındaki ilk gurbetçiler, İkinci Viyana Kuşatması’nda esir düşen tahmini 500 Osmanlı’ydı. Çoğunun zoraki gurbetçiliği, din değiştirerek, Almanlaşarak son buldu. Onlardan rahip çıkanlar da oldu; bağını, bahçesini kurup şarap üretenler de...

Birinci Cihan Harbi yıllarının karanlık sayfalarında yazan başka bir zoraki gurbetçi gerçeğini, Nazan Maksudyan’ın ‘Toplumsal Tarih’te Mart 2014’te yayımlanan ‘Mavi Kep ve Pelerin’ başlıklı makalesinden öğrendim. O yılların Osmanlı çocuk ve gençleri konusunda araştırmalarıyla kitabı olan Maksudyan’ın yazısından özetleyerek aktarıyorum:

Birinci Dünya Savaşı’nda ardı arkası kesilmeyen çatışmalar Osmanlı’da binlerce çocuğu da yetim bırakmıştı. Darüleytamlarda (yetimler yurdu) sayıları 10 bini aşan ve her gün artan çocukların büyüyen masrafları yük olmaya başlamıştı. Ama Enver Paşa’nın bir planı vardı; 12-18 yaşlarındaki 5-10 bin yetim Almanya’ya gönderilecek, çocuklar burada madencilik, el sanatları, tarım öğrenecekti.

Deutsch-Türkische Vereinigung

Yazının devamı...