Banka batıran yeğene Cumhurbaşkanı torpili!

Banka batıran yeğene Cumhurbaşkanı torpili!


       Aşağıdaki mektup, pazar günü Emin Çölaşan'ın Hürriyet'teki köşesinde yayınlandı. Dün hem Haber Müdürümüz Doğan Akın yazısında mektuptan alıntı yaptı, hem de Sabah Gazetesi mektuba büyük haber olarak yer verdi.
       Bu mektubun gündemde kalması lazım. Umarım yarın - öbürgün de başka gazeteler mektuba yer verirler. Tüm gazete okurları okumalı, mutlaka gündemde tutulmalı!
       Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 29 Şubat 1999 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'e hitaben yazılmış mektup aynen şöyle:

     "Aziz Cumhurbaşkanı, Aziz Kardeşim,
     Ülkelerimiz arasında gelişmekte olan ekonomik ve ticari ilişkilere paralel olarak, finans sektöründe de gelecek vaat eden işbirliği girişimleri gözlemlenmektedir.
     Bu çerçevede Sayın MURAT DEMİREL'in yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü Üniversal Yatırım Holding A.Ş.'nin Azerbaycan Ticaret ve Endüstri Bankası'nı satın aldığını memnuniyetle öğrendim.
     Adı geçen, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin pekiştirilmesine yardımcı olacağına inandığım bu ticari tasarrufun devir işlemlerinin, Zat'ı Alileri'nin onayı alındıktan sonra sonuçlanacağını tarafıma iletmiştir.
     Banka sektöründeki tecrübeli, muteber bir işadamı olarak dürüstlüğünden şüphe duymadığım Sayın MURAT DEMİREL'den yakın ilgi ve desteğinizi esirgemeyeceğinizden eminim.
     Bu vesileyle Zat'ı Alileri'ne sağlık ve afiyet, kardeş Azerbaycan halkına esenlikler dilerim."
      Süleyman Demirel


       Bence bu mektubu kesip arşivinize koyun!
       Mektup 1.5 yıl önce, yani Egebank'a el konulmasının 9 ay öncesinde kaleme alınmış. Yani bankanın fena halde hortumlanmakta olduğunun İstanbullu iş çevrelerinde alenen konuşulduğu günlerde.
       Dudak uçuklatacak türden değil mi?

Temiz Eller'den Temizel, Demirel'lerden Demirel

       Siz benim yerimde olsaydınız, son günlerde olup - bitene şaşırmayıp da ne yapardınız?
       Aslında benim yerimde olmanızı çok isterdim. Sevgi çemberiyle çevrelendiğimi hissettirdiniz bana. Bu, büyük bir ayrıcalık. 3 - 4 gün önce de yazmıştım. E - posta, faks mesajı ve telefonlarına yanıt veremediğim dostlarım, okurlarım lütfen beni bu seferlik mazur görsünler.
       Çoğu kişinin ancak ölümünden sonra hakkında yazılabilecek güzellikleri, ben sağ ve sapasağlamken köşelerinde yazarak bana destek veren gazeteci arkadaşlarıma da ne kadar teşekkür etsem azdır.
       Hani altına imzamı atarım dediğiniz yazılar vardır ya...
       Bugün de ben köşemi meslektaşlarımdan alıntılarla hazırlamayı uygun gördüm. Üstte Emin Çölaşan'ın yayınladığı mektup, Salih Memecan'ın karikatürü ve şimdi de Sabah Gazetesi başyazarı Güngör Mengi'nin son 2 günlük yazılarından küçük bir kolaj;
       (...)Kötü yönetildiği veya sahipleri tarafından soyulduğu için batan bankalarla ilgili soruşturmaları, hem suçluları cezalandırmak, hem de gelecek için ibret yaratacak biçimde sonuçlandırmak konusunda Temizel, bulunabilecek en sağlam güvencedir.
       Adli bir yargılamanın ihtiyaç duyabileceği doğru bilgilerin elde edilmesi şansı artmıştır.
       Ama bir Temizel yetmez.
       Yargıda, poliste, maliyede, yine aynı bilgi ve tecrübe birikimine sahip olacak "Temiz Eller"in çoğalması lazım!" (1 Ekim)

Allah'ın yardımı

       (...)"Bu paralar çalındıysa ispatlanması lazım" diyen "Baba", hukukun temel kuralını savunurken yeğenini de savunuyor.
       Ve dün bir haber. Bankaya el konulma kararının verildiği akşam,paraların çuvallara doldurularak kaçırılması olayı, bankanın güvenlik kameralarına yakalanmış.
       Allah ayaklarına dolandırmış...
       Yani "Baba"nın talep ettiği ispatı, "Allah Baba" yolluyor! (! Ekim)

Ucuz kurtulduk

       (...)"Peki, Demirel'in Cumhurbaşkanlığı'ndaki görev süresi uzatılmış olsaydı ne olacaktı?
       Devlet Egebank soygununun üstüne böyle kararlılıkla yürüyemeyecekti.
       Yine göstermelik bir soruşturma sonunda Murat Demirel götürdüklerini geri vermeyecek, birkaç ay sonra süper zengin, itibarlı bir işadamı olarak dönüş yapacaktı.
       Yok eğer bir kaza sonucu bu rezalet bir yerinden patlak verse, bu defa ucu Çankaya'ya uzanan bir soygunun depremi ile sarsılacaktık.
       Süleyman Demirel "Suç şahsidir, babadan oğula geçmez, aileyi bağlamaz" gibi sözler ediyor ama inandırıcı olmuyor.
       Süleyman Demirel'i bu soygunun ortağı olarak suçlamak mümkün değildir kuşkusuz. Ama Murat Demirel'in, amcasını gerektiğinde kendisini kurtaracak gücünden cüret aldığı da inkar edilemez." (2 Ekim)



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr