Bankacıyla gazetecinin köşe yazarı olarak farkı

Bankacıyla gazetecinin köşe yazarı olarak farkı


Yapı Kredi Bankası ve Yapı Kredi Yatırım'ın yönetim kurullarında faal üye olan Alman Liseli arkadaşım Deniz Gökçe, Akşam gazetesindeki köşesinde daha önce de satır aralarında birkaç kez benden söz etmiş, uzmanlık gerektiren konularda yazı yazmamam gerektiği tavsiyesinde bulunmuştu. Ancak ne hikmetse bu hatırlatmalar hep, içinde Yapı Kredi'nin adının geçtiği yazılarım üzerine yapılmıştı. Deniz'in, Erdal Sağlam ve Enis Berberoğlu gibi ekonomi basınımızın en değerli isimlerine de köşesinden her fırsatta uzmanlık dersleri verme gibi bir alışkanlığı var. Dün adımı yazısının başlığına koyup da yine "anlamadığın konular üzerine yazmamam gerektiğini" hatırlatınca şu "uzman" olup olmama meselesini tartışmak farz oldu.
Deniz bana "Uzman olmadığın konularda yazma" diye köşesinden seslendiğine göre ben de Deniz'e, onun gibi banka yönetim kurullarında faal görevleri olan "uzman"ların her gün köşe yazısı yazmalarının, gazetecilik mesleğinin temel ilkelerine ters düştüğünü söyleyebilirim herhalde.
Ben öteden beri gazete yöneticisi ve köşe yazarından en genç muhabirine gazetecilik mesleğini icra edenlerin siyaselere de, iş dünyasına da hatta kendi patronlarına da belli mesafede durmaları ve yakınlık nedeniyle taraf olabilecek ilişkilerden kaçınmaları gereğine inananlardanım. Cumhuriyet'te geçirdiğim 18 yılda bu ilkelerden hiç şaşmadık. Bu yaştan sonra da değişmeye hiç niyetim yok. Bu biiiir.
Deniz'in de yazısında belirttiği gibi 20 yıla yakın tüketicilerle dirsek teması içinde olduğumdan, okurun bizlerden en temel isteğinin tarafsız haber ve bilgilenme olduğunu, uzmanlık gerektiren konular içinse sektör yayınlarına, uzmanlık dergilerine başvurduklarını biliyorum. Okurun yüksek tirajlı günlük gazetelerden beklentisi, fazla ayrıntıya girmeden genel havayı yakalayabilmek. Bu da ikiiiii.
Üçüncüsü önümde J.P. Morgan'ın 1 Mart tarihli raporu var. O raporda özetle "yeniden değerleme, sermaye yeterliliği rasyosu açısından iştiraki ve gayrımenkulü çok olan bankaların lehine çalışıyor" deniyor. Hatta raporda Yapı Kredi'nin adı da zikredilerek "problemli kredilerinin yüzde 51'ine karşılık ayırsa dahi yüzde 8'lik sermaye yeterlilik rasyosu tutacak" görüşüne yer verilmiş. Yazım kulaktan dolma değil, bu rapora dayanıyordu. Okur teknik detaylar istemiyor diye de genel havayı yansıtmak istemiştim.
Deniz'in "Okur ya seni dolduruşa getirenlere ve sana kanıp da kara geçecek diye İş Bankası hissesi alırsa, sonra seni hangi tüketici köşesine şikayet edecek?" sorusu ise okurun aklına hakaret. Zira borsada yatırım yapan okur, hangi hisseye yatırım yapacağına karar vermek için benim köşemi referans olarak almayacağını, kimleri izlemesi gerektiğini gayet iyi bilir. Bugüne kadar da herhangi bir yazımdan dolayı, "Senin köşende verdiğin bilgilere kandım da, borsada zarar ettim" diyen tek bir okura bile rastlamadım.
Ama tüketici köşesinden kalma alışkanlıkla hala her gün yaklaşık 200 okurdan e-posta, telefon ve faks mesajlarıyla beslenen şanslı bir gazeteci olarak okurların, medyadaki yanlış yönlendirmelerden çok şikayetçi olduklarını ve bir şirket çatısı altından tarafsız gazetecilik yapılamayacağı yönündeki kaygılarını sık sık dile getirdiklerini rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu arada "her konuda uzman Deniz" de yanılabiliyor bazen. Örneğin yazısında benim ekonomist olduğumu yazmış. Ben hiç ekonomi okumadım. Zaten diplomamda da mimar yazıyor.