Elveda Lenin

Elveda Lenin


Kim demiş Almanlar komedi filmi yapamaz diye? Öyle esaslısını yapmışlar ki, filmden çıktıktan sonra insanlık komedyası üzerine de düşünüyorsunuz
Dün size Amerika'dan önce Türkiye'de gösterime giren ABD - İngiliz - Avustralya ortak yapımı Acemi Askerler filminden söz etmiştim.
Soğuk savaş döneminin en büyük Amerikan üslerinden Stuttgart'ta 40 yıldır barışın nöbetçiliğini yapmaktan bunalmış, her türlü kirli işe bulaşan, birbirlerini öldürmekte bile sakınca görmeyen Amerikan askerleri, filmin son sahnesinde, üsteki TV'den Berlin Duvarı'nın yıkılışını izliyorlar.
Duvarın çökmesiyle birlikte gerek Doğu, gerekse Batı'dan öte yakaya geçmek için neredeyse birbirlerini ezen Almanların görüntülerini izleyen Amerikalı askerlerden biri arkadaşlarına "Şimdi biz Doğu'da mıyız, Batı'da mı?" diye soruyor. Kimisi "Doğu'dayız" diyor, kimisi de "Batı'dayız". Bir türlü karar veremiyorlar Stuttgart'taki Amerikan üssünün hangi tarafta olduğuna! Ve sonunda "Boşver, hangi tarafta olduğumuzun ne önemi var?" derlerken perde iniyor!

Porno ve burger in!
Henüz Türkiye'de gösterime girmeyen Good Bye Lenin filmi ise tam Acemi Askerler filminin bittiği noktada, Berlin Duvarı'nın çöktüğü gün başlıyor. Doğu Almanya'daki komünist rejimin sadık uygulayıcılarından orta yaşlı öğretmen hanım, duvarın yıkılışından birkaç saat önce kalp krizi geçirerek komaya giriyor ve tam 8 ay hastanede bilinçsiz yatıyor. Bu arada Doğu Berlin'de başdöndürücü hızla değişen, "Lenin ve Marx out, porno ve hamburger in!" diye özetleyebileceğimiz yeni yaşamdan, öğretmen hanımın oğlu ve kızı da nasiplerini alıyorlar elbet.
Kız, eğitimini yarım bırakıp Burger King'de tezgâhtarlık yapmaya başlıyor, TV tamircisi oğul ise çanak anten pazarlama işine giriyor. Derhal evdeki eşyaları da bodruma yığıp cicili bicili yenilerini alıyorlar.

Anneye sahte dünya
Derken anne, hiç beklenmedik biçimde komadan çıkıyor. Ancak doktorlar, annelerinin en ufak bir üzüntüyle tekrar kalp krizi geçirebileceği ve 2. krizden dönüş olmayacağı konusunda çocukları uyarıyor. Telaşa kapılan oğul, kız kardeşinin itirazlarına rağmen, yatağa mahkum annesini yaşatabilmek için evde Berlin Duvarı yıkılmadan önceki ortamı yaratıyor.
Annesinin odasının eşyaları yeniden bodrumdan çıkartılıp eski yerlerine konuyor. Eski TV kayıtlarından yararlanarak Hönecker iktidardaymışçasına sahte haber bültenleri videolara çekiliyor. Annesinin özlediği eski tadlar, Doğu Berlin'de terkedilmiş evlerde unutulmuş kavanozlarda aranıp bulunuyor... Ve bunlar hem duygusal, hem çok zeki, hem eğlendiren, hem düşündüren, ne Doğu'daki ne de Batı'daki rejimi yücelten, ikisinin de hoşlukları ve boşluklarını fevkalade yaratıcı taşlamalar ve öylesine ince bir mizahla bize sunuluyor ki, 2 saat sonra sinemadan çıkarken "Kim demiş Almanlar komedi filmi yapamaz diye!" deme ihtiyacını duyuyorsunuz. Benim gibi Alman ekolündenseniz, göğsünüzü kabartarak dolaşmaya başlamış bile olabilirsiniz.

Bush'tan ne farkı var?
Evet bu bir Alman filmi. Wolfgang Becker imzalı. Üstelik sadece komedi filmi olmakla kalmayıp duvarların, savaşların, Soğuk Savaş'ların SAÇMALIĞI üzerine uzun uzadıya düşündürüyor insanı.
Aslında Soğuk Savaş yılları da Bush yönetiminin bugünkü saldırgan politikası kadar akıl almaz. Belki tek fark, o dönemde 2 kutuplu bir dünyada yaşandığı için, "bilinmeyen diğer tarafın" insanlık için bir kurtuluş umudu olarak görünmesiydi.