Kışlalı'yı Türkiye'de yaşamak öldürdü

Kışlalı'yı Türkiye'de yaşamak öldürdü


     4 yıl önce Devlet'in mıcır döktüğü yolda geçirdiği trafik kazasında eşini kaybetmiş, kendisi ölümden kıl payı kurtulmuştu. Kazadan sonra daha güvenli bir otomobil alırken "faili meçhul"u hesap edememişti

       Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Türkiye'de değil de Fransız olan ilk eşinin memleketinde yaşıyor olsaydı, herhalde bugünkünden çok farklı bir yaşam çizgisi olacaktı.
       Kışlalı 4 yıl önce, önce eşini, ülkemizdeki trafik terörüne kurban verdi, sonra da kendisi "faili meçhul" terörün kurbanı oldu.
       2 trajik olay arasında "bu ülkenin gerçekleri"ni hatırlatan görünmez bir bağ var. Sakın "kadere bak!" demeyin. Olan bitenin kaderle falan alakası yok! Tamamen Türkiye'de yaşamakla alakası var. Trafik terörüne de aydınlara karşı teröre de göz yuman bir devlet düzeni ve siyaset çarkı.
       Brüksel'den cenaze için gelen Kışlalı'nın kızı Dolunay, devletin zirvesindekilere can alıcı bir soru yöneltmiş: "Rahat uyuyabilecek misiniz?"
       Maalesef onların uykularını hiçbir şey kaçırmıyor. Fay hattı üzerine en yoğun yerleşim merkezlerini dikerek depremde 20 bin kişinin ölümüne neden olmak da vız geliyor onlara... Trafiğe her yıl depremle boy ölçüşür sayıda kurban vermek de... Onlar yataklarında mışıl mışıl uyuyorlar. Gözlerini kapattıkları an rüyalarını süsleyen cici müteahhit dostları, renkli temel atma törenleri, yollardaki kan gölünü görmelerini de engelliyor, aydınların otomobillerinde patlayan bombaları da...
       Hatta müteahhitleri mutlu edebilmek için fay hatlarının yerlerini bile değiştirebiliyor bizim siyasiler! Bayındırlık eski Bakanı Selahattin Babüroğlu'ndan dinlediğime göre bunun örnekleri var.
       Galiba tek çare Ankara'nın altından bir kaç fay hattı geçirebilmek. Şöyle kırılmamış, yıpranmamışından, her an güçlü bir sarsıntıya aday. Belki o zaman silkinip kendilerine gelirler!
       Murat Birsel dünkü Sabah'ta pek güzel yazmış: "Apo'yu Kenya'dan getiren devletimiz, Kışlalı'nın katilini de mutlaka bulacaktır!" diye... Bakalım kimi çevrelerce pek methedilen İçişleri Bakanı Tantan bu olayda bir fark yaratabilecek mi? Hep birlikte göreceğiz.
       Zavallı Kışlalı! 4 yıl önceki gazeteleri bulup, eşini kaybettiği trafik kazasının nasıl meydana geldiğini okudum. Tatile çıkıyorlarmış. Ankara'dan Alanya'ya giderken Akşehir - Yunak karayolunun 31. km'sinde, köprü yapımı nedeniyle yolda bırakılan mıcırın bulunduğu yerden geçerken karşı yönden gelen bir motosikletle çarpışmış. Motosikletli de, Kışlalı'nın eşi de sizlere ömür!
       Mıcır demek trafikte "kara nokta" demek. Karayolları yola dökülen mıcırın sürücülerin kontrollerini kaybetmesine yol açtığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama Devlet aynı ihmali bugün de sürdürüyor. Suçluyu ise ara ki, bulasın.
       Kışlalı'nın eşini kaybettiği trafik kazasında kullandığı arabanın markası Doğal SLX'miş. Televizyonlarda ve gazetelerde gördük, Kışlalı'nın üzerine bomba konan otomobili ise Volkswagen Passat. Passat, sağlam ve güvenli olmasıyla öne çıkan bir model. Kışlalı, yaşamını alt üst eden kazadan sonra belki de trafik terörüne karşı kendince böyle bir önlem almış. Ancak diğer terörü hesap edememiş. Eşini Doğan'da kaybetti, kendisi Passat'ta öldürüldü.
       Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı gibiler için bu ülkede eceliyle ölmek zor! Kışlalı, trafik kazasında eşini kaybettikten sonra yeniden evlenmiş. Hatta yeniden baba olmuş.
       Henüz 1 aylık olan minik Kışlalı, umarız büyüyüp de soru soracak yaşa geldiğinde, ablasının bugün devlete sorduğu "Rahat uyuyabiliyor musunuz?" sorusunu sormak durumunda kalmaz.
       Umarız dedim, ama umudum yok!


Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr