Süpermarketlerde hırsız terörü

Süpermarketlerde hırsız terörü


       Türkiye'yi mikrocerrahi ile ilk tanıştıran uzmanlardan Dr. Oya Bayrı, çok eski bir dostum. Üniversiteyi bitirdiğim yıl peritonit tüberküloz teşhisiyle Beyoğlu Belediye Hastanesi'nde 2 ay boyunca yatarken tanımıştım kendisini. O da gencecik bir uzman doktordu. Nöbetçi olduğu gecelerde, hastalardan boş kaldığı sıralarda sohbet ederdik. Yıllar yılı görüşmesek de birbirimizi gözucuyla takip etmişizdir.
       Tam yaz tatiline çıktığım günlerde Oya bizim tüketici köşesine faks çekerek, el çantasının Bodrum'daki Migros mağazasında 10 saniye içinde nasıl yokolduğunu biraz üzüntü, biraz da kızgınlıkla anlatmış. Tatil dönüşü 1 ay içinde 2 kez çıktığım duruşmalara hazırlanmaktı, 1 yıl 4 ay hapis cezasıydı derken konuyu gündeme getirmekte geciktim, ancak konu güncelliğini yitirmiş değil.
       Nitekim giysi tasarımcısı Figen Özdanak'ın Taksim'deki atelyesine geçen hafta uğradığımda da aynı konu önüme geldi. Her kış ve yaz başında yaptığım gibi sezon boyunca kullanacağım 1 - 2 kıyafetin şipşak önüme konuverilmesini beklerken, Figen'in asistanı Golda Güner de Caddebostan Migros'ta eylül başında çantasını çaldırdığından yakınmaz mı? 900 doları, cep telefonu ve tüm kredi kartları 3 - 5 saniye içinde yokoluvermişti. Ancak onu asıl sinirlendiren, güvenlik görevlilerinin çok ilgisiz, hatta vurdumduymaz tavırlarıydı. Geçtiğimiz günlerde de adının açıklanmasını istemeyen bir başka dostum, bir başka Migros mağazasında yine çantasını çaldırdığını anlatıyordu.

Mağaza yönetiminin müşteriye yaklaşımı

       Dün Mecidiyeköy'deki Gima'da, semtimizin 30 yıllık balıkçısı Hüsnü Karaer'in seçtiği lüferlerin temizlenmesini beklerken, 10 dakika arayla 2 kez anons yapıldığına tanık oldum. Anonslarda müşteriler, çantalarını arabalarda bırakmamaları konusunda ısrarla uyarılıyorlardı. Geçenlerde Nişantaşı'ndaki Polo Garaj mağazasına triko almak için uğradığımda da bana yardımcı olan genç hanımın gözü, sürekli benim çantamın üzerindeydi. Hatta ben hırka denerken, o çantamı ısrarla kendi omuzuna asıyordu.
       Anlayacağınız hırsızlar her yerde pür dikkat alesta bekliyor. Gözleri sizin üzerinizde. Bir açığınızı yakalayıp çantanızı kapıvermek için...
       Mağaza yönetimlerinin de müşterilerini korumak için kendi üzerlerine düşeni yapmaları, en önemlisi de müşterilerini koruyup kolladıklarını hissettirmeleri gerek. Dr. Oya Bayrı'yı da asıl öfkelendiren, çantasını çaldırmaktan çok Migros güvenlik görevlilerinin çanta çalındıktan sonraki ısrarlı lakayt tutumları olmuş. O kadar ilgisizmişler mi, Oya neredeyse güvenlik görevlilerinin hırsızlarla işbirliği içinde olduklarından bile kuşku duyma noktasına yaklaşmış. Zaten "o ilgisizliğe sinirlenmeseydim, belki de sana o mektubu yazmazdım" diyor. Caddebostan Migros'ta çantasını çaldıran Golda Güner'in asıl yakındığı konu da tıpkı Oya'nınki gibi çantası çalındıktan sonraki ilgisizlik!
       Dr. Oya Bayrı'nın mektubunu aşağıdaki sütunlarda okuyabilirsiniz.

Solakoğlu'nun eşi de çantasını çaldırmış

       Migros'un bağlı bulunduğu Koç Holding Tüketim ve Gıda Grubu Başkanı Cengiz Solakoğlu'nun bu mektuba ilk tepkisi, "Bu ay içinde aldığım 3. mektup," oldu. Geçen Şeker Bayramı'nda eşinin de Londra'daki devasa Selfridge mağazasında çantasını çaldırdığını dile getiren Solakoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
       "Yankesicilik süpermarketlerde ciddi bir sorun haline geldi. Sadece Türkiye'de değil, dünyada da bu böyle. Alışveriş eden insanın aklı başka yerdedir. Profesyonel yankesici ise dikkatini çantaya yoğunlaştırmıştır. Tereyağından kıl çeker gibi çekiverir çantayı."
       Dünyanın hiçbir yerinde çalınan çantalar nedeniyle süpermarketlerde kapıların kapatılmadığına işaret eden Solakoğlu, "Canı yanan herkesin ilk aklına gelen kapıların kapatılması. Her şeyden önce böyle bir uygulamaya yasal olarak hakkımız yok. Kaldı ki bir mağaza dolusu müşteriye hırsız muamelesi yapmamızı da kimse bekleyemez," diyor. Solakoğlu'na göre mağazalardaki güvenlik önlemlerinin artırılması da o kadar kolay değil. Örneğin girişte çantaların aranmasına artık pek sıcak bakılmıyormuş.
       Ancak Solakoğlu "Affetmeyeceğim çok önemli bir nokta var" diyor ve ekliyor: "Benim personelim, başına böylesi üzücü bir iş gelen müşterime her türlü ilgiyi göstermek zorunda. Bunun hesabını soracağım." Bize göre de işin püf noktası burada.
       Pekiyi ya ek önlemler?
       Solakoğlu'nun yanıtı: "Biz Migros'larda sürekli uyarı anonsları yapıyoruz. Ancak bundan böyle afiş de astıracağım."

Dr. Oya Bayrı'nın mektubu

       "15 Temmuz'da uçakla Bodrum'a indim ve daha eve bile gitmeden Migros'a uğradım. İçeri girdikten 5 dakika sonra çantam çalındı. İçinde 10 bin dolardan fazla para, takılar, fotoğraf makinesi v.s. vardı. Niye bu kadar fazla para ile dolaştığıma gelince, Bodrum'da aldığım bir arsanın ödemesini yapacaktım.
       Şimdi bu olayda benim de hatam van, Migros yöneticilerinin de... Ben, para ve değerli şeylerimi kaybederek hatamı ödedim. Ama Migros hiçbir şey ödemiyor."
       Benim hatam, çantamı alışveriş arabasının içine koymak. Ama sapını devamlı tutuyordum. 10 - 15 saniye kadar, yani üst rafa uzanıp bir paketi alana kadar boş bıraktım.
       Migros'un hataları ise şunlar:
       * Girişte çanta arama filan yok.
       * Kapıların kapanmasını istediğim halde yapmadılar.
       * Çantamın çalındığı bölge (çikolata reyonu) kameraların kapsamı dışında.
       * Sokağa açılan arka kapıda hiçbir güvenlik kontrolü yok. Herkes elini - kolunu sallaya sallaya girip çıkıyor.
       * Beni en çok üzen ise, güvenlikçilerin son derecede laubali olup, en ufak bir gayret sarfetmemeleri. İnan ki yürüyüş tempolarını bile hızlandırmadılar."



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr