Hayatta en hakiki mürşit ranttır

Para ile doğa ringe çıktıklarında ringden sedye ile taşınan her zaman doğa olur. Einstein kâinattaki en büyük şeyin insan aptallığı olduğunu söylemişti.
Bence ondan da büyük bir şey var: Açgözlülük.
İnsan paraya asla doymayan bir varlıktır. Açlığı hiç geçmez, yedikçe acıkır. “Artık almayayım, doydum” demez. “Teşekkür ederim ben sıramı başkasına veriyorum” demez.
O cebi olmayan giysiyi sırtına geçirip sadece para ile satın alınmayan şeylerin değerli olduğu diyara göçünceye kadar dağarcığını doldur babam doldurur.
Bu nedenle Türkiye’nin akarsuları konusunda ümitli değilim.
Hükümet, ekonomik olsun olmasın, irili ufaklı bütün akarsular üzerine özel sektör eliyle hidroelektrik santral kurdurmaya azimli.

Çevrecilerin ender zaferi
Verilmiş 1400 civarında santral lisansı var. Kimileri üzerinde santrallar çalışmaya başladı, kimilerinde inşaat yapılıyor, kimileri inşaat öncesi aşamada. Hepsi ya rant yaratıyor ya da rant ümidi. Bundan ne politikacılar vazgeçer, ne aracılar, ne müteahhitler ne de girişimciler.
Ama çevreci kuruluşlar ve çevre halkı da yanı başlarındaki cennetin cehenneme dönüşmemesi için mücadele ediyor.
Bunlar geçenlerde ender bir zafer yaşadı.
Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu İkizdere Vadisi’ni SİT alanı ilan etti. Yani eşsiz bir güzelliğe, bitki ve canlı varlığına sahip olduğu için korunması gerektiğine karar verdi. Bu kararın doğal sonucu burada yapılması planlanan yirmiye yakın santralın iptal edilmesidir.
Beklediğim gibi hükümet bunu bir yenilgi olarak kabul etti. Kararı sıfırla çarpmak için üzerinde 2002 yılından itibaren çalışılan bir yasa tasarısını yıldırım süratiyle raftan indirdi.

AB mazeret oluyor
Türkiye’nin AB’ye üye olarak katılabilmesi için tabiatın ve biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda bazı taahhütleri bulunmakta imiş. Bu yasa ile o taahhütler yerine getirilecekmiş. Bu amaçla üç kurul kurulacakmış. Ve Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu gibi kurulların yerine bu yeni kurullar geçecekmiş.
Kurullarla beraber muhtemelen kurulların verdiği kararlar da ortadan kalkacak.
Veee İkizdere’de inşaatlar devam edecek.
Artık bu yerleşik bir uygulama haline geldi: Hükümet ne zaman bir şeyi kendi yararına değiştirmek istiyorsa “Bunu AB istiyor” diyor. Sanki Avrupa kollarını açmış, “hadi artık şu Türkler gelsin” diye heyecan içinde titremekte.
Hiç santral yapılmasın demek (her ne kadar demek istesem de) mümkün değil çünkü gerçekçi değil. Ama şu denebilir: (1) Üreteceği elektrik miktarı çok düşük olan santrallardan vazgeçilsin. (2) Eşsiz bitki ve canlı varlık alanları seçilerek yasayla ebediyen korunsun.
Akıl bu yola işaret ediyor ama hayatta en hakiki mürşit rant ise aklın yol işaretlerine kim bakar?
HES’ler 1980lerin tekstilidir. Nasıl o zaman her iki kuruşu bir araya getiren tekstil işine girdiyse bugün de HES işine girmek istiyor.
Ne demişler? Yumurta da taşın üstüne düşse, taş da yumurtanın olan yumurtaya olur.