Nihat Ali Özcan

Nihat Ali Özcan

naozcan@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

“Kontrollü darbe” iddiala-rının tutarlı olup olmadığını anlamak için yaşananları üç aşamaya ayırarak işe başlamak faydalı olabilir. Bunlar, darbe hazırlıkları, darbe esnasında yaşananlar ve darbe sonrası gelişmeler. Eğer iddia doğru ise, “kontrol” her aşamada farklı araç ve yöntemlerle sürdürülmüş olmalı.
Darbeciler, 30-40 yıl boyunca güç biriktirdiler. FETÖ’cü sivil ve askerler beraberce en az iki üç yıl önce “darbeyi” gündemlerine aldılar. Ardından planlama, hazırlık ve icra üzerinde çalıştılar. 15 Temmuz günü de icraya giriştiler. Darbecilerin birçoğu, yola çıkarken başarısızlık halinde ölümle veya ağır cezalarla karşılaşacaklarını biliyorlardı. Bu nedenle de ölüm yağdırdılar.
“Cemaatin” ordudan tasfiyesini sağlamak amacıyla, hükümetin tüm gelişmelere bilerek ve isteyerek izin verdiği, kontrolü elinde tuttuğu iddialarını mercek altına almak gerekir. Bu varsayımın gerçek olabilmesi hükümetin de tıpkı darbeciler gibi bir “karşı” planı, hazırlığı, kuvveti, ekibi ve stratejisi olmasına bağlıdır. Vakti geldiğinde darbecileri akamete uğratacak planlardan, liderlerden, icracı kurumlardan ve askeri kuvvetlerden söz ediyoruz.
15 Temmuz darbe girişimi, F-16 uçaklarının, tankların kullanıldığı, şiddetin, ölümlerin gerçek olduğu, aynı anda onlarca farklı mahalde, farklı askeri birimlerin bir plan dâhilinde kullanıldığı bir hadiseydi. 15 Temmuz ölçeğinde şiddet barındıran bir darbe girişimi, “kontrollü darbe” ise bunu denetim altında tutan ve “kontrollü” olarak sonlandıran projenin başarısı öncelikle dört faktöre bağlıdır.
İlk olarak, darbe tıpkı savaşlar gibi, öngörülemez gelişmelere, belirsizliklere gebe ve risklerle dolu bir hamledir. Doğal olarak insanın hayatına mal olabilir. Bu nedenle de darbe girişimi ciddi riskleri göze almayı gerektirir. “Kontrollü darbe” kararı ise, darbecilerden daha fazla risk üstlenmeyi gerektirir. İşi şansa, başkalarının kararına, yeteneklerine, ellerine bırakamazsınız. Sonuçta kendi hayatınıza mal olabilir.
İkinci olarak, “kontrollü darbe” sadakati test edilmiş, yetenekli, tecrübeli, zeki ve uyumlu kadrolarla mümkündür. İnisiyatif kullanmaktan uzak, gerçeklerden kopuk, eyyamcı, korkak memurlarla bir darbe planı izlenip, yönlendirilip “kontrollü darbeye dönüştürülemez”. Bu kararı alanın kadroları “darbecilerden” daha akıllı, zeki ve güvenilir olmalıdır.
“Kontrollü darbenin” üçüncü olmazsa olmazı, istihbarattır. Nitekim sadece bir darbeyi değil, herhangi bir sosyal/siyasi hadiseyi kontrol etmek, planlarınız dâhilinde yönlendirmek ve sonuçlandırmak istiyorsanız öncelikle o konudan gerçek zamanlı, yeterli “bilgi” sahibi olmalı, istihbarata dönüştürebilmelisiniz. Üstelik rakiplerinizden hazırlık, niyet ve planlarınızı da gizlemeyi becerebilmelisiniz. “Kontrollü darbe” niyetiniz varsa, darbecilerin faaliyetlerinin her aşamasında gerçek zamanlı, kaliteli bilgi akışı, istihbaratınız olmalı. Ayrıca “kontrollü darbe” planınız hakkında sızıntıya mahal vermemeli, “darbeyi kontrol” ettiğinizi darbecilerden, darbenin dış destekçilerinden saklayabilmelisiniz.
“Kontrollü darbenin” son şartı, “karşı kuvvettir”. Darbe, gayrimeşru askeri güç kullanılarak icra edilen bir hükmet devirme girişimi ise bunu ancak daha üstün, sadık kuvvetlerle yönlendirebilir veya sonlandırabilirsiniz. Bu nedenle, “kontrollü darbe” kararı vererek ölümcül riski göze alanların (hükümetin), darbecilerden daha fazla hazırlığı olmalı, uygun ölçüde kuvveti, gerektiği yer ve zamanda seferber edebilmesi gerekir.
Tanıklık ettiklerimiz, ifadeler, açıklamalar ve açık kaynak bilgileri ışığında, 15 Temmuz’un “Kontrollü darbe mi?”, yoksa “Darbecilerin kontrolü kaybettikleri bir darbe mi” olduğunu bu çerçevede tartışabiliriz.