Koronavirüs gölgesinde Filistin sorunu

Kışa dönen Arap baharını tetikleyen ilk kıvılcımının üstünden neredeyse on yıl geçti. Yemen’de, Suriye’de, Libya’da, Irak’ta etkileri hâlâ canlı. İnsani dramlar, ekonomik çöküş, siyasi kaos ve güvenlik sorunları her alanda kendisini hissettiriyor. Bu gelişmeler, Ortadoğu’nun “kronik” sorunlarını bir süreliğine geri plana itti. Ancak bazı gelişmeler, açıklamalar kadim sorunları hızla ön plana taşıma potansiyeline sahip. Filistin sorunu, Arap İsrail gerilimi gibi.

Trump’ın, ocak ayında ilan ettiği “asrın projesi”nin yeni İsrail hükümeti tarafından hayata geçirileceğinin açıklanması kaygıları artırmaya yetti. Seçimden çıkan koalisyon hükümeti kendisini bir şeyler yapmaya mecbur hissediyor. Buna göre “Yahudi yerleşimleri ve Ürdün Vadisi İsrail’in egemenliği altına girecek.” Ancak hedefe ulaşmak çok da kolay olmayacağa benziyor. 

Nitekim İsrail tarafının açıklamalarına tepki fazla gecikmedi. Filistin yönetimi konuyu görüşmek üzere Abbas başkanlığında toplandı. Toplantının bitiminde yapılan açıklamalar oldukça sertti. “Kararın hayata geçirilmesi halinde, Filistin yönetiminin ABD ve İsrail’le yaptığı tüm anlaşmalar geçersiz olacaktır.” Ardından da “İsrail’in işgalci güç olarak tüm sorumlulukları üstlenmesi gerekeceği” ilan edildi. Buna bağlı olarak, Filistin ile İsrail arasındaki güvenlik anlaşma ve ilişkilerinin de sona erdirildiği açıklandı.

Açıklamaların hayata geçirilmesi halinde Filistin’de işlerin bir defa daha çığırından çıkacağı anlaşılıyor. Nitekim gelişmelerden kaygılanan Ürdün Kralı Abdullah şunu dedi: “Filistin yönetiminin çökmesi halinde bölgede kaos ve radikalleşmenin artacağını, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmesinin ise Ürdün Krallığı ile büyük bir çatışmaya yol açacağını açıkladı”. AB de benzer gelişmelerden kaygılandığını açıklarken, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, İsrail tarafını uyardı.   

İsrail için zamanlama mükemmel görünebilir. Seçime giden ABD’de Trump, mimarı olduğu “asrın projesi”ni hayata geçirmeye kararlı olduğunu gösterecek hamleler yapıyor. Irak ve Suriye yerlerde sürünüyor. İran’ın yeterince sorunu var. İsrail ise ön hazırlık olarak her fırsatta İran’ı Suriye ve Lübnan’da sıkıştırmaya devam ediyor. Başta Mısır ve Suudi Arabistan olmak üzere diğer Arap ülkelerinin de fazlaca sesinin çıkmayacağı ortada.

Filistin yönetimi açısından da tablo pek iyi değil. Tüm dünya da olduğu gibi Filistin yönetimi de “koronavirüs” salgınından muzdarip. Zaten dış yardımlarla ayakta durmaya alışmış, yolsuzluğa batmış ekonomi bugünlerde ağır bir krizle karşı karşıya. Bu durumla baş edebilmek için Abbas’ın ciddi ekonomik yardıma ihtiyacı var. Nitekim geçen haftalarda Abbas, İsrail yönetiminden, önümüzdeki dönem elde edilecek gümrük vergilerine mahsuben hatırı sayılır miktarda bir avans aldı. Bu meblağ da tükenmiş durumda. Abbas, Gazze’de harcamaları yapan taraf olmasına rağmen, ne para toplayabiliyor ne de otoritesini hayata geçirebiliyor.

Tüm bu çaresizliklerden çıkış stratejisinin, bir Ortadoğu klasiği olarak, “kontrollü çatışmaya” bağlı olduğu görülüyor. İsrail’in atacağı adımların da bu stratejinin hayata geçirilmesine uygun koşullar sağlayacağı öngörülüyor. Nitekim bazı uzmanların yanı sıra, İsrail gazeteleri de Abbas’ın İsrail’in hamlelerini bahane ederek içerideki tıkanıklığı aşmak/yönetmek için kontrollü şiddet hamlesi başlatabileceğini düşünüyorlar.

Taraflar iddialarını destekleyen argümanları sıralamaya devam etseler de ne Ortadoğu’nun bugünkü darmadağınık halleri ne koronavirüs salgını ne de Trump’ın “asrın projesi” Filistin dramını ve gerçeklerini değiştirmiyor. Gelişmeler, bu yaz, Filistin-İsrail cephesinde tansiyonun bir hayli yükselebileceğini, kontrolün kaybedilmesi halinde de yangının yayılabileceğini söylüyor.