Koronavirüsün göz ardı edilen diğer karanlık yüzü

Çin’de ortaya çıkan ve kapımıza dayanan koronavirüs her geçen gün daha fazla kaygı ve korkuya neden oluyor. Türkiye de tedbir alan ülkeler kervanına katılarak İran sınırını kapattı ve bu ülkeye uçuşları iptal etti. Yakında farklı ülkelerin de listeye dâhil edildiğini, daha sert ve sıkı tedbirlerin alındığını görmemiz sürpriz olmayacaktır.

Şüphesiz işin ciddiyetini, tıbbi yönünü, alınacak tedbirleri en iyi sağlıkçılar bilecektir. Ancak yayılma hızına ve etkilerine bakınca sorunun sadece sağlıkçıları değil farklı uzmanlık alanlarını da ilgilendirdiği bir gerçek. Ekonomiden ticarete, turizmden sosyal ilişkilere, güvenlikten kamu düzenine kadar geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Benzer salgınları geçmişte de görmek mümkün. Nitekim istatistiklere göre, 1918’de İspanyol gribinden 40-50 milyon, 1968-70’de Hong Kong gribinden 1 milyon ve AIDS’ten de 25 milyon insan hayatını kaybetmiştir.

Virüsün yayılmasını kolaylaştıran en önemli faktörün kentleşme ve küreselleşmenin beraberinde getirdiği insan ve mal hareketleri olduğu unutulmamalı. Örneğin, geçen yıl temmuz ayının 25’inde tüm dünyada gerçekleşen uçak hareketliliği bir günde 200 binin üstündeydi. Yıl ortalaması ise günlük yüz bini çoktan geçmiş durumda. Nitekim sadece ABD/Atlanta havaalanının yıllık yolcu sayısı 100 milyon ve insanlar dar bir alanda temas halindeler. “Yer değiştirmeye” özel araç, gemi ve trenleri de eklediğimizde virüsün yayılma alanı ve hızı hakkında bir fikir edinebiliriz. Sonuçta insanlar, emme basma tulumbanın içindeki sular gibi, kısa süreliğine bir araya gelip tekrar dünyanın her yerine yayılıyorlar.

Öte yandan, ülkelerin tedbir alma, kriz yönetme kapasitesi ve farkındalığı da salgınla baş edebilecek ayni güç ve ölçekte değil. Çin gibi kapasite sahibi ve otoriter bir yönetim ülkede sert tedbirler alabilirken, gelen haberler İran’da işlerin rayından çıkmakta olduğunu gösteriyor. Dahası, sınırların zayıf korunduğu, yasa dışı göçün fazla, sağlık, beslenme ve fiziki koşulların kötü olduğu ortamlarda virüsün yayılması hızlanacak ve her şey kısa sürede kontrol dışına çıkabilecektir. Özellikle Suriye gibi ülkelerde risk fazladır. Sadece bu gerekçelerle bile büyük bir felaket senaryosu yazılabilir.

Kaygıları artıran bir diğer etkenin de bilgi kirliliği olduğu açık. Dünyada 5.5 milyar insan internet kullanmakta ve sosyal medya kullanıcılarının sayısı da neredeyse 4 milyara yaklaşmış bulunmaktadır. Bilginin yayılma hızı ve etkinliği, toplumlarda farkındalık yaratmanın yanı sıra paniğe de neden olabilmektedir. Bu nedenle virüsün kitle psikolojisi üzerinde derin etki bırakması kaçınılmazdır.

Güvenlik çalışmaları disiplini bu tip salgın hastalıkları, bireylerin ve toplumları güvenliği için ciddi bir tehdit olarak görmekte konuyu uluslararası halk sağlığı olarak ele almaktadır. Dahası, bir cins virüsün böylesine ağır sonuçlar doğurmasının teröristlerin de dikkatinden kaçmayacağı bilinmektedir. Birer öğrenen örgüt olan terör örgütlerinin bu tip bir “silaha” ilgisiz kalmayabilecekleri uzun zamandır yazılıp, söylenmektedir.