Libya’da olmak...

Son gelişmeler Türkiye açısından Libya’yı “Akdeniz’in karşı kıyısında yer alan bir komşu” olmaktan çıkarttı. Bu gün Libya, Türkiye’nin Akdeniz’deki uzun vadeli çıkarlarında “hayati öneme sahip” bir çıpa haline dönüştü. İki ülke arasında yapılan “Deniz Yetki Anlaşması”, Doğu Akdeniz’in tartışmalı tablosunu ve dinamik dengelerini Türkiye lehine değiştirirken, yeni bir dalgalanmayı da tetiklemiş oldu. Bu gelişme, Türkiye’yi “anlaşmanın” ayakta kalmasını sağlayacak şekilde davranmaya, imza sahibi meşru aktörü ayakta tutmaya ve güvenlik ortamını çıkarları yönünde biçimlendirmeye ve muhafaza etmeye zorluyor.

Başta Avrupa Birliği olmak üzere birçok ülkeden anlaşmaya tepki geldi. Tepkinin nedeni, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ı Akdeniz’de sınırlamasıdır. Ayrıca Türkiye’nin tezleri, Türkiye karşıtı ittifak üyelerini bir daha harita önünde düşünmeye sevk edecek cinsten sonuçlar doğurmaya müsait. Anlaşma, “Münhasır Ekonomik Bölge” sınırlarını değiştirirken, Mısır ve İsrail’e Türk tezlerinin kabulü halinde yeni çıkar alanları sağlıyor. Haliyle, bu durum tarafları yeniden düşünmeye sevk edecek kadar cazip.

Türkiye, anlaşmayı hayata geçirmek için gerek uluslararası gerekse ulusal hukukun gerektirdiği koşulları hızla yerine getirecek adımları atmayı sürdürüyor. Anlaşmanın Türkiye açısından en güçlü yönü, imzanın Birleşmiş Milletler’in meşru hükümet olarak tanıdığı Libya Ulusal Hükümeti ile atılmış olmasıdır.

Anlaşmanın kâğıt üzerinde kalmaması, sonuç doğurması Başbakan Sarraj ve hükümetinin iş başında kalmasına bağlı. Haliyle, bu konu Türkiye için “hayati öneme” sahiptir. Nitekim hükümet konunun önemine binaen Libya ile bir dizi askeri, teknik ve istihbarat anlaşması imzalamış bulunuyor.

Şimdi sorun hızlıca anlaşmaların gereğini yerine getirecek şekilde harekete geçmektir. Çünkü siyasi kararlılık ve güçle desteklenmemiş hiçbir anlaşma Türkiye’ye istediklerini sağlayamaz. Nitekim anlaşmanın kamuoyuna mal olmasının ardından Türkiye karşıtı koalisyon diplomatik, propaganda ve askeri alanda hareketlenmiş durumda. Sahadaki vekilleri Hafter kuvvetlerinin hareketlenmesi hiç de tesadüf değil. Hafter, şimdi sadece Libya’da iktidarı ele geçirmeye çalışan yasa dışı örgüt lideri olmaktan çok, Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki rekabetinde tabloyu değiştirmeye çalışan bir aktöre dönüşmüş durumda. Hafter’i harekete geçirenler Doğu Akdeniz’de istediklerini almanın yolunun Sarraj hükümetini yok etmekten geçtiğini biliyorlar ve stratejilerini bu noktaya kurmuş görünüyorlar.

Bu durumda Türkiye, fazla geç kalmadan harekete geçmek ve mevcut hükümeti desteklemek zorunda. Bunun meşakkatli, uzun ve yıpratıcı bir zorunluluk olduğu açık. Ancak herkesi için bir o kadar da tarihi sorumluluk içeriyor.