Suriye’den dersler

İdlib’de yaşanan insanlık dramı, savaşın acımasızlığını bir defa daha gözler önüne serdi. Korumasız, masum bebeklerin ölümüne tanıklık ediyoruz. Dikkatler yeniden Suriye iç savaşına çevrildi. Dünya medyası, siyasiler, diplomatlar konuşuyor, tartışıyor. Ancak ABD, AB ve Rusya’nın duruşlarına bakınca, maalesef bunun “son dram” olduğunu söylemekten hâlâ çok uzağız.
Aslında istatistikler, çocukların öldüğü benzer hadiselerin iç savaşın başladığı tarihten bu yana binlerce kez tekrarlandığını söylüyor. Bebekler, çocuklar sadece Suriye’de değil, Akdeniz’in, Eğe’nin soğuk sularında da hayatlarını kaybediyorlar. Tıpkı, Yemen’de, Irak’ta, Somali’de olduğu gibi.
İdlib’de yaşananların savaşta hayatını kaybetmekten daha derin anlamı var. Tüm aktörlerin, insanların ahlaki duruşlarını, vicdani duyarlılıklarını ölçüyor. Yine de hiçbir aktör, hiç kimse çıkarlarının çizdiği çerçevenin dışına çıkamıyor. Başta Esad rejimini destekleyen Rusya olmak üzere bazı gruplar saldırının sorumluluğunu Esad karşıtı silahlı gruplara yıkarken, ABD, AB ve Türkiye ölümlerden Esad rejimini sorumlu tutuyor.
Her iki kanat da kendi görüşünü haklı çıkaracak, vicdanlarını rahatlatacak, kamuoyundan destek alacak “psikolojik savaş” yöntemlerine başvuruyor. Sahada bir şeyler yapmak yerine masa başında, kürsü gerisinde medyaya, sosyal medyaya malzeme üretiyorlar. Tıpkı AB üyesi ülkelerin, Türkiye’nin yer almadığı Suriye toplantısı yapması gibi.
Esad’ı göndermenin, savaşı bitirmenin, kalıcı bir barış tesis etmenin ciddi bir maliyeti var. Üstelik bazı çıkarlardan da feragat etmek gerekiyor. Oysa hiçbir ülke, böyle bir girişimin maliyetini karşılamak istemediği gibi, iç savaşın karmaşıklığından da ürküyor. Terörizm, radikal gruplar, mülteci sorunu, çöken altyapı, yolsuzluk, ekonomik maliyet, savaş suçları ve sivil kayıplar sadece bu sorunlardan bazıları.
ABD Başkanı Trump’ın, “Benim Suriye ve Esad’a karşı tavrım çok değişti. Bu olay kırmızı çizginin ötesinde benim için çok çizgileri geçti” sözleri, “Suriye’deki kimyasal saldırıya karşı harekete geçme sorumluluğum var. Dün yapılanlar benim için kabul edilemez” ifadesiyle birleştiğinde Esad’ın sorumlu tutulduğunu ve bir bedeli olacağına dair beklentileri artırıyor. Ancak bunun ne anlama geldiğini ve ne kadar etkili olacağını yakın zamanda görebileceğiz.
Suriye’de olup bitenler, diğer ülkelerin yaklaşımları Türkiye için öğretici olmalı. Sınırlarımızda devam eden trajedilere, maalesef, daha uzun yıllar tanıklık edeceğiz. Her yönüyle de etkisinde kalacağız.
Yapılması gereken, sorunlarımızı çatışmaya dönüştürmeden, konuşarak, hukuk içinde, meşruiyet sınırlarını zorlamadan bir arada yaşamak ve bunu ortak değer haline getirmektir. Bunun için, iyi işleyen politik bir düzene, işlevsel bir hukuk sistemine, güçlü, güvenilir ve profesyonel güvenlik kurumlarına ihtiyacımız var. Aksini düşünenlerin, ödenecek bedele dair bir fikir edinmek için Suriye’ye ve günahsız bebek resimlerine bakması yeterli.