Türkiye ve terörle mücadelede strateji eksikliği

PKK ve DAEŞ’in terör saldırıları artarken, neden olduğu olumsuzlukları her geçen gün daha fazla hissediyoruz. Nitekim terör saldırılarına bağlı ekonomik, siyasi ve sosyal istatistikler Türkiye’nin ciddiye alınması gereken bir güvenlik sorununun olduğunu gösteriyor.
Farklı ideolojiyle hareket eden, aynı zamanda düşman iki örgütün, ortak yanı terör taktikleri. Gaziantep’te Emniyet Müdürlüğü’ne ya da Dicle’de Jandarma Tabur Komutanlığı binasına yapılan bombalı araç saldırılarında olduğu gibi. Taktikler benzer olsa da her iki örgütün stratejilerinde bazı farklılıklar var.
Örgütlerin farklı politik hedeflerinin olması farklı stratejilerinin olmasına yol açıyor. Bu bağlamda gerek PKK’nın gerekse DAEŞ’in kısa vadeli hedefleri de farklı. PKK, devlet otoritesinin yerini almak, toprak koparmak isterken, DAEŞ, şimdilik, kaos yaratmanın, halk üzerinde sosyal kontrol sağlamanın peşinde. Öte yandan, her iki örgütün politik, askeri kapasitesi, tecrübeleri, gelişmişlik düzeyleri de birbirinden farklı.
Suriye ve Irak’ta devam eden iç savaş, her iki terör örgütünün besleneceği koşulları sağlıyor. Bölgede istikrarsızlığın daha uzun süre süreceği de açık. Üstelik olaylara müdahil devletlerin çatışan çıkarları, öncelikleri, yerel anlaşmazlıklar belirsizliği daha da derinleştiriyor ve uzun ömürlü yapıyor. Bu koşullarda Türkiye’nin tek başına bu sorunun üstesinden gelmesi de mümkün değil.
Öte yandan, teröristler geniş coğrafyada, farklı karakterde (kır-şehir-sınır) eylem yapma kapasitesine sahipler. Bu mücadelenin uzun ve yıpratıcı olacağını gösteriyor. Sonuçta devletin mücadeleye tahsis edebileceği kaynaklar da sonsuz değil.
En başta ifade etiğimiz üzere, Türkiye’nin ciddi bir güvenlik sorununun olduğu açık. Böylesine yoğun, yıpratıcı ve uzun süre devam edecek bir sorunda başarı, sadece taktik hamlelerin doğru seçimine, uygulayıcılarının ağır bedel ödemeye razı olmasına bağlanamaz.
Bu nedenle, Türkiye politik hedeflerini belirlemeli, bu hedefi gerçekleştirecek “terörle mücadele stratejisini” hazırlamalıdır. Bu boyutta terörle mücadele gündelik rutin faaliyetler arasında fırsat buldukça ilgilenilecek ve taktik hamlelerle baş edilecek bir sorun değildir.
Yollarda denetimlerin artırılması, karakolların kalekollara dönüştürülmesi sadece savunmacı bir taktiktir. Oyunun kurallarını değiştirmez. Üstelik polisi/askeri pasif, edilgen kaderini bekleyen savunmacı bir konuma sokar. Şimdilik tepki oluşmasa da günümüz dünyasında hiçbir ülke böylesine yoğun ve can sıkıcı terör eylemleri serisinin yol açacağı hasarı sonsuza dek denetim altında tutamaz.