Yolu Basmane’den geçenler

16 Haziran 2022

Geçen hafta dostlarla sohbet ederken Basmane’den kimler gelip geçti diye bir liste yaptık. 1884 Namazgâh doğumlu gazeteci-yazar, felsefeci, düşünce insanı Baha Tevfik’in adını andık. İzmir’de belediye başkanlığı yapmış Evliyazade Hacı Mehmet Efendi, Evliyazade Refik Bey, İzmir Belediye Başkanı Uşakizade Muammer Bey, Latife Hanım ve Halit Ziya Uşaklıgil de Basmane’den geçenler... İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak da Basmaneli. Babası Osman Alyanak’ın Altınpark’ta işlettiği kahvehanenin fincanları, yakın zamana kadar kahvehanenin güney kapısının karşı duvarındaki vitrinde sergileniyordu. Sinema kuramcısı, hukukçu, 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Bölümü’nün kurucusu Prof. Alim Şerif Onaran’ın yaşadığı ev Basmane Altınpark’ta. Hatırlıyorum, sokağa adı verilirken yapılan törene Başkan İhsan Alyanak da katılmıştı. Ünlü karakter oyuncusu Hüseyin Baradan’ın çocukluk ve ilk gençlik yılları, Pazaryeri Mahallesi’nde Taslı Çeşme Sokağı’nda geçti. Bir etkinlikte karşılaştığım rahmetli Baradan’a, “Mahalleni görmeye gidiyor musun?” diye sormuştum: “Çok istiyorum, ancak oradaki bozulmaları yüreğim artık kaldıramıyor” demişti. İzmir Oyuncak Müzesi’nin kurucusu Ümran Baradan da aynı mahalleli. Türk resminin önemli ismi, Atatürk portreleriyle tanıdığımız Nüzhet Ayetullah Sumer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma arkadaşı, İktisat Vekilliği yapmış, Sümerbank’ın kurucusu Nurullah Esat Sumer, Oteller Sokağı (Dibek Sokak) doğumlu. Rakım Elkutlu, Necip Mirkelamoğlu, Gönül Yazar’ın Basmane’de yaşadıkları evlerin önünde şarkıları seslendirilse... Hatta biraz daha ileriye gidip Tepecik’te, bestekâr Yusuf Nalkesen anılsa...  Emirsultan Haziresi’nin bitişiğindeki boş arsaya yapılan parka Tilkilikli heykeltıraş- ressam Fuat Mensi Dileksiz’in (1880-1965) adı verilmişti. Günümüzde otopark olarak kullanılan arsada Valilik aşevi kuracakmış. Bu alanın Fuat Mensi Dileksiz Parkı olduğu ne çabuk unutuldu... Merak edenler, Milli Kütüphane’de İzmir’deki Atatürk anıtının yapımında İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica ile çalışan Fuat Mensi Dileksiz’in yaptığı Vali Rahmi Bey ve Vidinli Tevfik Paşa büstlerini görebilirler. Eczacı Faik Ener, İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, Atatürk Lisesi’nin kurucusu Burhanzade Abdurrahman Hilmi Bey, heykeltıraş Prof. Şadi Çalık, müzik öğretmeni Fikri Şenürkmez, piyanist Mümtaz Uygun, Agora Meyhanesi Şarkısı’nın yazarı Dr. Onur Şenli, Tarık Dursun K., Yüksel Pazarkaya, Dinçer Sümer ve Necati Cumalı gibi, nice değerler gelip geçti Basmane sokaklarından... Liste uzun... Yolu Basmane’den geçmiş o kadar çok isim var ki, önümüzdeki günlerde onların da adlarını sevgiyle anarız...

Yazının devamı...

İnsan Bir Gemi

2 Haziran 2022

Murat Cem Miman’ın yazdığı, “İnsan Bir Gemi” adlı romanı okudum. Roman eski bir İzmir evinin bahçesinde bulunan yalnız bir portakal ağacı ile başlıyor. Konusu İzmir sokaklarında geçen romanı okurken terk edilmiş evlerin bahçesinde yıllardır sahiplerinin geri dönmesini bekleyen dalları meyve dolu yalnız ağaçları, evleri, semtleri, gişesinde bilet kuyruğuna girdiğim sinemaları anımsadım.

Çatısı mekanik olarak açılan, salonunda yıldızlarla birlikte film seyredilen sinemaya giderken, “Basmane’de Gaziler Caddesi’ne küçük bir yağmur götürdüm, siz böyle bir akşam üstü görmediniz” diyen Atilla İlhan geçti önümden… Romanla çıktığım zaman ve mekan yolculuğunda Kız Lisesi’nin penceresinden bakan Prof. Dr. Nermin Abadan Unat’a el salladım, İngiliz Bahçesi’nde arkadaşlarıyla oturan, saçları briyantinli delikanlı, hayata genç yaşta veda eden genç doktor olabilir miydi? Kendi gitmiş adı kalmış yadigâr Bahribaba’nın mum kokulu mezarı keşke yerinde dursaydı…

Yetimhanenin duvarlarını kazısam el izlerini bulabilir miyim yetimlerin? Pencerelerinde güneşi hastalarıyla buluşturan Memleket Hastanesi’nin kapıları neden kapalı…

Cezaevinin kapısında gördüğüm, çocuğuna yemek getiren çilekeş kadını nereden tanıyorum? Yıkılmadan önce Sarıkışla’nın av  lusunda volta atıp, çok musluklu çeşmesinden su içenler arasında ben de olsaydım. Şekerci Galip’in pirinç külahlı cam kavanozlarındaki akideler kaç çocuğu mutlu etti…

Bayram yerindeki dönme dolaplar, çocukların yolunu gözlüyor mu? Şükran Lokantası’nda beyaz örtülü masalarında yemek yiyip, sonra rıhtımda arsız martıları, vapurları seyretsek. Tilkilik’te Dönertaş Sebili’nin dönmeyen taşını döndürüp niyet tutsak,   hamur kokan mahalle fırınına pişirmek üzere evden getirdiğimiz tepsileri taşısak, Yahudi evlerinin, kortijoların önünden geçsek, Cumartesi günü çağrılan evlerde ateş yakıp aldığımız bahşişle kendimizi zengin zannetsek.

Kemeraltı Çarşısı’nda Yakoov Usta’nın dükkanında tavus kuşu motifli broşu seyreden siyah dalgalı saçlı kadın Fatma Girik’e ne kadar benziyor. Damlacık’ta, Basmane’de, Anafartalar Caddesi’nde, Eşraf Paşa sokaklarında kolunda Sare ile Pursantaj memuru İbrahim’le karşılaşsak.

“Cıkır cıkır,cıkır,prüü, ding, ding, ding.”

Yazının devamı...

Yeme içme mekânlarında kurallar

26 Mayıs 2022

Kapı önünde sigara içen garsonları fark etseydim esnaf lokantasına girmez geri dönerdim. Üstelik lavabo düzeni kirli karışıktı, lokantanın hiçbir yerinde fiyat listesi göremedim. Küçük tabakların kullanıldığı mekânda yediğiniz yemeğin ederini ancak hesap öderken öğrenebiliyorsunuz… Ülkemiz dışında dünya mutfaklarını yakından tanıyan Turist Rehberi Araştırmacı Yazar Mehmet Gülümser’le lokantalar üzerine konuştum.

“Yemeğe gitmeden önce kafamda onlarca soru oluşur. Yemek yiyeceğim mekân nasıl olmalı, menüsü zengin mi, yemekleri leziz mi, nezih bir ortam sunuyor mu? Başka özellikleri var mı vs… Yani, altı üstü bir yemek, fazla vakit kaybetmeden şurada oturalım yiyelim demem, bu konuda ince eler sık dokurum. Özellikle akşam yemekleri için mekânların huzur veren bir atmosferi olmalıdır, tercihim nezih ve hoş bir mekândan yanadır. Mekânın fiziki durumu, garsonların davranışları, güler yüzlü olup olmamaları kararımda etkili olur. Mutfak müşteriler tarafından görülebilir ise, müşterinin hijyen konusunda ki kuşkularını giderir. Çatal bıçak kapalı zarf içinde mi? Masada servis tabağı var mı? Tabaklar ve bardaklar iyi temizlenmiş mi? Çok kalabalık mekânları tercih etmem.

O yerlerde, siparişleriniz zamanında gelmez, ya da istediğiniz tatta, lezzette olmaz ise size berbat bir gün geçirtir. Restoranda müzik yayını yüksek düzeyde olmayıp sizlere sohbet etme şansı vermeli. Temiz lavoba ve tuvalet aradığım özelliklerin ilk başında gelir. Kuşku duyarsam lavaboyu kullanabilir miyim der, izin ister lavaboları kontrol ederim. Masa sandalye ve örtü düzenine dikkat edilmeli, yani tertemiz, ütülenmiş örtüler masalara itinayla serilmiş olmalıdır.   Almanya’da yemek sonunda şef masaya gelip yediğiniz yemeğin memnuniyeti hakkında görüşünüzü alır. Aynı restorana ikinci kez gidildiğinde onlarda mutlu olurlar.

Öğlen yemeklerimi, esnaf lokantalarında yemeyi arzu ederim, ancak aynı hassasiyetlerimi ve seçiciliğimi onlar için de uygularım. Size sunulan çorba, çift tabakta mı geliyor? Garsonun başparmağının yemeğin içine girmemesi lazım. Sizin de tespit ettiğiniz gibi, yemekleri fazla göstermesi için kullanılan avuç içi kadar tabaklarla yemek sunan yerleri dikkate almam…  Kemeraltında çok ünlü küçücük bir esnaf lokantası var. Herkes orayı methediyor, geçerken gördüm ki, çorbalar tek tabakta masaya getiriliyor. Arkadaşımla gittim, hayırlı işler, çorba istiyoruz ama çift tabakta olsun dedim. Usta yüzüme baktı, amacım, ona olması gerekeni anlatmaktı, kuralı öğretmeyi başardığım esnaf lokantaları oldu.

Garsonluk bana göre özel bir meslektir, herkes gibi ben de garsonun güler yüzlü ve misafirperver olmasına bakarım. Pek çok yerde, siz bir lokale giriş yaptığınızda garson sigarasını en yakın küllüğe bırakır ve sorar: “Efendim buyurun ne arzu edersiniz?”

Bu durum bende şok etkisi yapar yemek yeme zevkim yok olur, hemen bir sebep bulur oradan uzaklaşırım. Garson sigara içebilir, ama böyle uluorta her yerde değil. Garsonun kullanılan bardakları bir tepsiyle taşımaması da en rahatsız olduğum konulardan biridir. Çoğu lokalde buna belediye lokalleri de dahil, bardaklar parmak daldırılarak toplanıp taşınıyor maalesef. Sonrada o garson aynı ellerle size veya başkalarına hizmet ediyor, pek çoğumuz durumu görüyor görmemezlikten geliyoruz.

Masaya gelen ekmek sepette temiz örtü içinde mi sunuluyor, yoksa üstü açık bir kabın içinde mi? Buna dikkat eden kurumsal mekânlar var ancak çoğunluk uygulamıyor. Sonuç olarak cebinizdeki paraya değil size özel hizmet eden yerler tercih edin. Ayrıca kapı girişinde fiyat listesi sunan yerler seçilmeli derim. Sürprizle karşılaşmaz, ne yiyeceğinizi ne fiyat ödeyeceğinizi bilirsiniz. Gastronomide en önemli ilk maddenin hijyen olduğu unutulmamalı. Gülmesini bilmeyen mekân açmasın,  sevginin olduğu yerde başarı, mutluluk ve zenginlik vardır derim.” 

Yazının devamı...

Bayram günü Basmane

12 Mayıs 2022

Bayram günü Basmane’nin arka sokaklarında yaşayan, Türkçeyi öğrenmiş Afrikalı çocuklarla konuştum. Göç yolculuğuna çıkmış yoksul insanlar, otellerden daha ucuza geldiği için, kalabalıklar halinde eski İzmir evlerinde yaşamayı ekonomik buluyorlar, aslında bu evlere ödedikleri kiralarla kentin sakin semtlerinde ev tutulabilirler. Ancak oradaki dairelerde kalabalıklar halinde yaşamalarına, Basmane’de olduğu gibi müsaade edilmez. Büyükler, İstanbul’dan geldiklerini orada rahat ortamlarda kaldıklarını, İzmir’de sağlık ve beslenme sorunları yaşadıklarını söylediler. Sayıları o kadar çoktu ki, Afrika Basmane’ye taşınmış gibiydi. Pencere korkuluklarına kurutmak için asılan elbiseler arasından bakan çocukların gözlerinde umutsuzluk vardı...

Aynı günlerde, fotoğraf sergisi için gittiğim Etz Hayim Sinagogu’nun ana elektrik kablosu çalındığı için iptal edilen resim sergisini gezemeyip geri dönenleri gördüm. Etiler Mahallesi’nde Aya Vukla Kilisesi’nin yanında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yeni yapılan parka dadanan hırsızlar, çocukların oyuncaklarını çalmışlar, hırsızlık olayları nasıl durdurulacak bilemiyorum... Anafartalar Caddesi, diğer günlerde olduğu gibi kalabalık ve karışıktı. Ramazan ayında, hijyenik olmayan şartlarda üretilen ürünlerin satışına karışan olmadı. Kirli plastik leğen içerisinde, müşterinin gözü önünde hazırlanan meyan kökü şerbetinin yapılıp satılması, Hindistan’daki Sokak satıcılarını aratmadı. Dönertaş Sebili’nin önünde, Hatuniye’de işgaller ve araç trafiği yayalara zor anlar yaşattı. Sokaklarda karşılaştığım dikkat yıkılacak tabelası asılı evlerde yaşanan eski bayramları hayal ettim. Çöplerin eşeklerle toplandığı yıllarda bile sokaklar günümüzde olduğu kadar kirli değildi. Tescilli-tescilsiz yapıların etrafını çevreleyen çelik perdelerin çevresindeki, aylardır toplanmayan çöplerin fotoğraflarını ilgililere göstermek için çektim. Konak Belediyesi tarafından Prof. Dr. Alim Şerif Onaran adı verilen sokağın hali içler acısıydı. 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Fakültesi kurucusu olan Onaran’ın resminin bulunduğu tabelaya boya atmışlar. Radyo ve Demokrasi Müzesi’nin önündeki Helenistik duvara asılan büyük ebatlı tabelada olduğu gibi, Kadın Müzesi’nin cephesine   asılan tabelayı müze binası ile uyumlu bulmadım. Tabelaların tarihi dokuya ve yönetmeliklere uygun şekilde asılması gerekirken, karşıma sokağa taşmış, estetik olmayan, dikey bir tabela çıktı. Dar sokaktan geçecek araçların binaya zarar verme olasılığı düşünülmemiş. Ayrıca ikinci tabelanın asılması için duvara açılan delikler, olduğu gibi bırakılmış... 1298 Sokak’ta sinema sahnesi düzenlenmesi için iş makineleriyle yapılan kazıdan çıkan toprak, müze tarafından denetlendi mi bilmiyorum. Malum, burası Helenistik, Roma ve Osmanlı yerleşkesi... Bayram günü, yıllardır ihmal edilen yukarı mahallelerde karşıma çıkan sefalet ve ilgisizlik, çok ödüllü Konak ilçesine yakışmıyor. İzmir üzerine araştırma yapan yazarın, kent içerisinde yaşanmaması gereken bu tür konuları kaleme alması düşündürücü ve üzücüdür...

 

Yazının devamı...

Silahhanede aşk

28 Nisan 2022

Sakarya Mahallesi’nde önceki yıllarda Başkan Hakan Tartan zamanında satın alınıp restore edilen, Roma su kanalına ev sahipliği yapan İzmir evine, Konak Belediyesi gelecek diye sevinmiştik. Yıllardır definecilerin kurcaladığı kanalın kurtarılıp halka açılması önemliydi. Burada görev yapacak belediye çalışanlarının yukarı mahalleye gitmek için yürümeleri, yokuş çıkmaları, yoksul insanların yaşadığı sokaklardan geçmeleri kolay olmayacaktı…

Üç kutsal dine mensup İzmirlilerin yaşadığı mahallenin çöküntü olmaktan kurtarılması için belediyenin mahalleye gelmesi şanstı. Ancak düşündüğümüz gibi olmadı savaştan kaçmış Suriyeli inşaat boyacısının oturduğu, duvarlarına ölümlü göç resimlerini çizdiği evle birlikte, Papazın evi yandı, yıkıldı, diğer nitelikli binalar enkaz sökücüler tarafından çökertildi. Küçük Aya Yani Kilise’si revaklarının defineci tahribatından etkilendiğini gördük, restorasyon bekleyen Rum okulu vahşice yağmalandı. Sonsino Sinagogu çöplük olmaya dayanamadı yoksul ailenin yaşadığı evin üzerine çöktü…

Yukarı mahallelerin tahlilsizliğinden olacak insanlar pencerelerden salınım yapan soba borularından çıkan karbonmonoksiti solumaya devam ettiler… Birkaç gün önce gittiğim Sakarya Mahallesi’nde kanallı evin kapısını çaldım açan olmadı, duydum ki Konak Belediyesi, Sakarya Mahallesi’ndeki evi boşaltıp, Akıncı Mahallesi’nde restorasyonu yeni yapılan binaya taşınıyormuş.  Günümüzde böyle binaların boş bırakılması hiç de doğru değil akşam sağlam gördüğünüz binayı ertesi gün hasarlı bulabilirsiniz…

Konak eski Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ zamanında restore edilip halka açılan Nebahat Tabak Evi’nin Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışlandığını daha önceki yazılarımda yazmıştım. 1960 yıllarında faal olan bu yurtta kalan günümüzün yetişkini çocukluk anılarını yadetmek üzere 23 Nisan arifesinde yurdu gezmek istemiş ancak kibarca kendisine semt evinin başkanlık makamı olduğunu söylemişler. Geçen hafta kente karşı hassasiyeti olan dostlarımla binanın önünden geçtik aynı gerekçe ile  bizi içeriye alamayacaklarını söylediler.

Tarihi İzmir evininin tanınır olmasında ve burada gerçekleşen birçok projede yer almış dahası emek vermiş yurttaş olarak yaşadığım olay garibime gitmedi. Basmane Semt Merkezi’nin açık olduğu yıllar sokak hareketli ve bakımlıydı şimdi sokakta hırsızlık olayları arttı, evlerin kapı ve pencereleri söküldü, ikinci el eşyalarının satıldığı, keyfi tadilatların yapıldığı yer haline getirilip lümpenleştirildi…

Girişi 1298 Sokak’tan olan bir zamanlar üzerinde İzmir evleri bulunan avlu yazlık sinema olarak düzenleniyormuş.

Perdeleri halen yerinde duran Atlas ve Gönül sinemalarında film gösterimi yapılmasını öneren kentli yurttaş olarak, sinema  için yanlış yer seçildiğini söyleyebilirim, aileler mahalleden çoktan göç etti.

Yazının devamı...

İçimiz acıyor

7 Nisan 2022

İzmir’in kadim semtlerindeki tarihi yapılara verilen zararlar yürek burkuyor. Son olarak, Kemeraltı Çarşısı’nda 442 Sokak’ta bulunan Esnaf Şeyh Camii’nin kapıları, pencereleri, abdest muslukları çalındı...

Avrupa’da yaşayan gönlü zengin yurttaşımız, İzmir doğumlu annesinin hatırasına internette gördüğü satılık ilanından yola çıkarak Faikpaşa Mahallesi’nde ve İsmet İnönü Sokağı’nda satılığa çıkarılan, cumbalı eski İzmir evlerini satın aldı. Amacı, yükseköğrenim gören öğrencilere satın aldığı binaları yurt olarak ücretsiz kiralamaktı. Çevreden ustalar tutup pata küte tadilat yerine, deneyimli mimarlık bürosuyla, satın aldığı binaların restorasyonu için anlaştı. Örnek uygulamanın sonuçlarını beklerken evlerin birinin kapı ve pencerelerinin çalındığı haberini aldım... Telefonda kendisine, bölgenin aşırı göç aldığını, ekonomik sıkıntı çeken işsiz-mesleksiz insanların evlerin metal aksesuarlarını söküp sattığını, tarihi evlerin geçim kaynağı olduğunu, talandan cami, mescit, türbe, mezarlık, sinagog ve kilise gibi dini yapıların da zarar gördüğünü anlatmaya çalıştım. Avrupa ülkesinde böyle şeyler olmadığı için hayırsever yurttaşımız şaşkındı... 

Kemeraltı Çarşısı’nda 442 Sokak’ta yer alan, restorasyonu yapılacağı için kapalı tutulan, 17. yüzyılın sonu-18. yüzyılın başlarına tarihlenen, doğu duvarında yıllardır akmayan çeşmesi, bakımsız haziresinde İzmir Valisi Hacı İsmail Paşa’nın mezarı olan, avlulu minareli, Esnaf Şeyh Camii’nin kapıları, pencereleri, abdest muslukları çalındı ve eşyaya zarar verildi. Önce Damlacık, arkasından diğer kadim semtlerde tarihi binalar çökertilirken Esnaf Şeyh Camii’ndeki hızsızlık olayı içimizi acıttı. Altınordu Spor Kulübü’nün klimalarının dış üniteleri, yeni restore edilen Etz Hayim Sinagogu’nun, Palaçi Anı Evi’nin yağmur olukları, Küçük Aya Yani Kilisesi yanındaki eski Rum Okulu, bizim evin pirinç kapı tokmağı, duvarda özenle korumaya çalıştığım eski sokak tabelaları, Saat Kulesi’nin bakır alemleri, Gazi Heykeli rölyeflerindeki askerin elindeki tüfek, rögar kapakları, trafik için konan metal babalar, park bahçe mobilyaları ve diğerleri artık yerlerinde değil... UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmeye çalışan İzmir bu badireyi nasıl atlatacak bilmiyorum, ilgili kurumları bir kez daha göreve çağırıyorum...

Not: Geçen haftaki yazımda TCDD 3. Bölge Müdürlüğü tarafından modernizasyonu ve restorasyonu yapılan Basmane Garı’nın görünür yerine neden bilgilendirici şantiye tabelası asılmıyor diye yazmıştım. Bugün tabelanın yerine asıldığını gördüm, ilgililere hassasiyetleri için teşekkür ederim.

Yazının devamı...

Basmane Garı onarılıyor...

31 Mart 2022

Kentin simge yapılarından biri olan Basmane Garı’nı sıklıkla ziyaret eder, yolcu olmadığım halde perondaki sıralara oturup Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmirliler tarafından karşılanmasını ve uğurlanmasını, vatan savunması için cepheye giden Mehmetçiklerin arkasından gözyaşı döken anne ve babaları, Batı Cephesi’nde 9 Eylül kutlamaları için toplanan süvari alayını, bando takımını, bayrak-flama taşıyanları, efeleri, gazileri, sivil toplum kuruluşlarını hayal ederim.

Mimarisini, kanatlarını açmış kartala benzettiğim garın yüksek çatısı, pencereleri, granit zeminin altında kalan eski döşemeleri, sundurmaları taşıyan sütunları, inşa tarihinden önceki yıllarda çevresindeki yerleşim, dönemin tekstil fabrikası, tabakhane ve benzeri atölyeler, tarihten silinmiş Boyacı Deresi, ilgi alanım içindedir... Yıllar önce panjursuz pencereleri, alçı plakalarla kapatılan volta döşemeleri, yağmur mevsiminde zamansız açılan çatısı için uyarılar yapıp, garın şimdi yerinde olmayan cumbasını sorgulamış, dönemin TCDD yöneticilerinden olumlu dönüşler almıştım... Basmane ve çevresi Tarih, Sanat, Kültür ve Arkeoloji Günleri’nde garın kapalı ve açık alanlarında düzenlenen paneller, tiyatro ustaları tarafından sahnelenen unutulmaz oyunlar ve İzmirli sanatçıların katıldığı sergiler, garla daha yakın ilişki kurmama neden olmuştu...

Bugünlerde Basmane Garı’nın önünden geçerseniz, ön ve arka cephelerin trapez saclarla çevrilip, üzerine uyarıcı şantiye tabelalarının asıldığını görürsünüz. TCDD 3. Bölge Müdürlüğü tarafından modernizasyonu ve restorasyonu yapılan Basmane Garı’nın görünür yerine bilgilendirici şantiye tabelasının asılmamasını eksiklik olarak görüyorum. Basmane Garı’nın yakın bir zamanda onarımı yapılmıştı, otel olacağı için yeniden onarıma girdi söylentilerine karşı yöneticilerin yapacağı açıklama yerinde olur.

Kentin ulaşım tarihine ev sahipliği yapmış garın müze veya sergi salonu haline getirilip halka açılması beklentisi içindeyim. Kurtuluşun 100. yılına hazırlanan İzmir’de yapılacak etkinlikler ve sergilemeler için en uygun yerlerden biri de Basmane Garı’dır. Güftesini Dr. Onur Şenli’nin yazdığı, İsmet Nedim’in bestelediği Agora Meyhanesi şarkısına esin kaynağı olan tarihi garın lojmanı dilerim otel olmaz, olursa üzülürüm...

 

Yazının devamı...

Foto Gagin’in gözünden Karataş

24 Mart 2022

Restorasyonu yeni yapılan Etz Hayim Sinagogu’nda açılan, “Foto Gagin Gözünden (1902-1968)  İzmir Yahudileri ve Karataş” adlı, İzmir Musevi Cemaati Vakfı ve Avrupa Birliği desteğiyle gerçekleştirilen ve fotoğraf sanatçısı Selim Bonfil tarafından hazırlanan Gagin sergisini gezdim.

Etz Hayim Sinagogu’nun tarihi duvarlarına asılan fotoğraflarda, Karataş sahillerinde deniz sporu yapanlar, çeşitli etkinliklerde bir araya gelen genç, yaşlı, mutlu insanlar, denize bitişik Labri’nin kahvesinde ahşap sandalyelerde oturan aile, masa üzerinde kadehler, diğer masada aile reisinin ihtimal sıcak nedeniyle çıkarıp yan masaya bıraktığı fesi, nargile içen kadınlar, sokakta fayton, yatak denkleri, çocuklarla birlikte poz vermiş ihtimal kurbanlık kuzu, at arabasında taşınan bisikletler, berber ve diğer esnaf dükkânları, tavla oynayanlar, Muhtelit Karataş Mektebi öğretmen ve öğrencilerinin ay yıldızlı bayrak önünde çekilmiş toplu fotoğrafları, Karataş Hastanesi, hasta koğuşu, evlilik törenleri, farklı kültürlerin birlikte yaşadığı komşuluk ilişkilerinin güçlü olduğu yılları görüntülenmiş...

Siyah beyaz fotoğrafların altında Avram Ventura, Abdülkadir Hazman, Sarit Bonfil’in makaleleri, İzmirli Şair Cem Seyhun Ünbay’ın, “Kırkmerdiven/Kırk fotoğraf” adlı şiiri sergiye farklı tat katmış.

“Söyler misiniz? nerede hani, Turşucu Liya’nın, Kavrikos’taki evi?/ hani nerede Bohor Habif’in Karataş Eczanesi/ Mösyö Gagin’in fotoğrafhanesi/ bak duruyor hala o eski piyanoda siyah-beyaz tuşlarda Madam Amati’nin elleri/ burnumuzda, yanı başımızda fırıncı Hidayet Abi’nin, peksimet kokulu hüneri…/ hani ak bezlerden süzülen, sübyelerin o has tadı? hani patlıcanlı boyozlar? artık, ne tadı var ne adı…/ bilen, anımsayan var mı şimdi, bizim Hayati’yi, hani asıl adı Hayim’i?”

Fotoğraf sanatçısı Selim Bonfil, eşi Sarit Bonfil, İzmir Yahudileri üzerine sözel çalışma yaparken tesadüfen aile albümlerinde Foto Gagin’nin fotoğraflarıyla karşılaştıklarını, Gagin’in Arjantin’de yaşayan akrabaları sayesinde fotoğraflara ulaştıklarını, tanıdık ailelerden temin ettikleri diğer fotoğraflarla 6 aylık çalışma sonucu sergiyi oluşturduklarını anlattı.

Sergide uzun süredir göremediğim dostlarımla karşılaştım. Dr. Siren Bora’yı, “İzmir’de Yahudiler Antik Smyrna’dan Günümüze” kitabındakimakalesi için kutladım.

“Foto Gagin Gözünden İzmir Yahudileri ve Karataş” adlı fotoğraf sergisinden diğer izleyiciler gibi ben de etkilendim. 21-25 Mart günlerinde ziyarete açık olacak sergiye emek veren Selim Bonfil ve ailesine, emeği geçenlere teşekkür ediyorum. İzmir’in merkezi yerinde birçok anıya ev sahipliği yapmış Karataş evlerini çelik kafesle kapatıp yok oluşa terk etmek affedilmeyecek hatadır. Karataş evleri için dilerim çözüm üretilir…

Yazının devamı...