Kentin gönüllü bekçileri

21 Ocak 2021

Kentin gönüllü bekçiliğini yapan deneyimli insanların sayısı giderek artıyor. Gereksiz ağaç mı kesiliyor, mevsimsiz budama mı yapılıyor, hemen müdahale ediyorlar. Kendi tespitlerim dışında, e-postama bu konuda yapılan şikâyetleri ve gönderilen fotoğrafları ilgili kurumlara gönderiyorum... İki yıl önce törenle açılan Agora Parkı, şimdi savaştan çıkmış bir görüntü içinde. Parkta çocukların oyun oynadığı, tehlikeli gördüğüm, modern tahterevalliye ilişkin olarak ilgilileri uyarmıştım. Çocuklara zarar vereceği kabul edildi, kaldırılıp yerine klasik tahterevalli kondu. Aynı parkta palmiyelere aydınlatma aparatları için çakılan çiviler henüz sökülmedi. Yeni restore edilen Namazgâh Hamamı’nın kubbesindeki aydınlatma cam şişelerinin (fil gözleri) kırılması gibi, kent mobilyalarına verilen zararın faturası katlanarak artıyor... Eski İzmir mahallelerinde bulunan simge yapıların korunması için yapılan uyarılar dikkate alınsaydı, bugünkü görüntüler olmazdı. Her gördüğümde özellikle büyük marketlerin yaya kaldırımını işgal etmesi üzerine yaptığım başvurular, gereken önlemler alındı diye geçiştiriliyor. Kentin tarihi mimari ve arkeolojik değerlerinin korunması üzerine yapılan uyarıların belli çevrelere sevimli gelmediğini biliyorum.  Oteller Sokağı’nda kanal temizleme çalışması sırasında kepçeyle kırılan tarihi tonozlu kanallar dışında, özenle yapılan desenli parke taşlı yolların yeniden döşenmesinde ne kadar özensiz davranıldığını gördüm. Ben yaptım, oldu    demenin sonuçları ortada. Kent düzenini ve adaletini sağlayamadığımız sürece huzurlu olamayacağımız aşikâr.    Basmane ve çevresinde fiziki durumları iyi olmayan, acilen onarım bekleyen kültür varlıklarının sayısı giderek artıyor. Tarihi yapılara yeni fonksiyonlar verilmesi, iyice düşünülmesi gereken, hassas bir konu... Yapılacak çok iş var, kent gözlemcileri ve gönüllü bekçilerin artması umuduyla...




Not: Havalar soğudu malum, üstelik pandemi var. Sokakta yaşayan insanlara acıyarak bakmak yetmiyor, onların sorunlarına çare olmak için herkes bir şeyler yapabilir. Kentin en işlek yerinde, bina önlerinde battaniyeye sarılıp yatan insanları barınma merkezlerinde misafir edip karınlarını doyurmak, sağlık sorunlarıyla ilgilenmek, onları sokaktan kurtarmak, insanlık görevidir. Bu konuda Büyükşehir Belediyesi gerekli önlemleri aldı, ancak akli dengesi yerinde olmayan kişileri, rızasını alıp barınma merkezlerine isteseniz de götüremezsiniz. Bu nedenle konunun uzmanlarını ve ilgili kurumları göreve davet ediyorum...

 

Yazının devamı...

Kente değer katanlar

14 Ocak 2021

Görme engelli Benzinci Hafız’ın heykeli dışında, Nadir Nadi Caddesi (Milli Kütüphane Caddesi) iki ayrı büste ev sahipliği yapıyor. Birincisi, Gazi Mustafa Kemal’in Devlet Opera ve Balesi duvarında olan ve üzerinde “Bilim çeviri ile olmaz, inceleme ve araştırma ile olur” yazan, diğeri de Cumhuriyet değerlerini dile getiren yazısından alıntı yapılmış, adı caddeye verilen Nadir Nadi büstü. Benzinci Hafız heykelinin küçük  kitabesinde Hafız’ın asıl adı, doğum tarihi, 60 yıl Kemeraltı Çarşısı’nda seyyar satıcılık yaptığı, sembol isimlerden birisi olduğu yazılmış...

‘Ayaküstü İzmir Sokak ve Fırın Lezzetleri’ kitabının yazarı Dr. Nejat Yentürk, paylaşımında “Hani olmaz ya, Kemeraltı’na dikilecek bir heykel için görüşüm alınsaydı eğer, benim önceliğim, ‘kente değer katana’ öncelik tanınmasından yana olurdu. Ölçütümüz sevilen, sayılan ve kentte iz bırakan bir Kemeraltı esnafını anmak ve duyurmak idiyse, Hafız’ın iki adım ilerisinde Kemeraltı’nın koskoca bir değeri bulunuyordu: Şerbetçi Kadri. Bunları söylerken, Hafız’ın anılarımızdaki yerini değersizleştirdiğim ya da bu iki figürü yarıştırdığım sanılmasından endişe duymuyor değilim... Bilenler bilir, Şerbetçi Kadri, sadece İzmir mutfak tarihinde değil, Osmanlı mutfak tarihinde özel bir yere sahipti. II. Abdülhamit ona iki madalya birden uygun görmüştü. Tarihimizde Osmanlı sarayının Kemeraltı kökenli bir seyyar satıcıya, hem de iki madalya birden vermesi, üzerinde konuşulmaya değmeyecek bir şey mi? İzmir’e dönüşünde dönemin belediyesi, bu gurur duyduğu hemşerisinin ismini Eşrefpaşa’da bir sokağa vermişti. Kemeraltı tarihi dendiğinde hatırlanmaya değer gördüklerimiz, gençlik yıllarımızdan öteye gidemiyor maalesef” diye yazmış.



Bütün tarihinde ne çok seyyarlar gelip geçti İzmir sokaklarından. Örneğin, İzmir’in ünlü bir yokuşuna adı verilen Dondurmacı Ali, bir zamanların efsane yoğurtçusu, kar gibi beyaz önlüğüyle karakoyunun beyaz yoğurdu diye bağıran Afro Türk Saim Amca, vişne, karadut, demirhindi şerbetiyle iz bırakan Şerbetçi Hasan Efendi, Şambalici Hüseyin, mangalını yanında taşıyan Kokoreççi Çakır, Söğüşçü İbrahim, Börekçi Kamuran, Limoncu Mehmet, Gevrekçi Çıtır, Boyozcu Avram, Sübyeci Mustafa, Midyeci Salih, Ciğerci Kamil, Bozacı Arif ve niceleri, artık hayatta değil...

Ben de Dr. Nejat Yentürk gibi kente değer katanlara öncelik verilmesinden tarafım... 

Yazının devamı...

2020 yılının arkasından

7 Ocak 2021

2020 yılında orman yangınları,  pandemi ve deprem talihsizliğini yaşadık. Şimdi de kuraklık kapıda barajlar alarm veriyor, son yağan yağmurlar tesellimiz oldu.

Pandemi günlerinde de Basmane göçmenlere ev sahipliği yaptı. Kontrolsüz ve denetimsiz mekânlar, daha çok Afrika kökenli insanların barınma yeri haline geldi...

Hatuniye Camii parkında yemek kuyruğuna giren insanların sayısında artışlar olduğunu gördüm. Adı kuşlu olan Hatuniye Camii’nin simgesi kuşları geri getirmek için tasarım atölyelerinde hazırlanan hayali projeler hayata geçmedi, kuşlar geri gelmedi. Yaşanan karmaşadan olacak, yerli esnaf da kuşlar gibi semtten ayrıldı...

Pandemi yasakları gereğince, günlüğü 15-20 lira olan otel ve pansiyonlarda, borçlarını ödeyemediği için dışarıya atılma korkusu yaşayan insanların tedirginliklerine tanık oldum. Karantinaya alınan otellerde kalanların yiyecek ihtiyacı, hayırsever insanlar tarafından karşılandı. Yerleşik göçmenler, tarihi evleri kendi yöresel mimarilerine benzetti. Karışan, ne yapıyorsunuz diyen olmadı. Eski binaların önüne çelik perde yapılırken demir imalatlar boyanırdı, şimdi artık buna da gerek duyulmuyor... Altınpark arkeopark projesi, bu yıl da rafta bekletildi. Alan çöplük oldu, Park ve Bahçeler, Veteriner İşleri müdürlüklerinden beklediğimiz performansı göremedik. Sokağa çıkma yasağında sokak hayvanlarının imdadına hayvanseverler yetişti, imkânları doğrultusunda beslenmelerini sağladı...

Çukur Han restorasyonu, örnek çalışmayla bitme aşamasına geldi. Kıllıoğlu İbrahim Efendi Hamamı, Hatuniye Camii restore edilmeye başlandı. Caminin kapısında bilgilendirici şantiye tabelasını göremedim, dilerim Vakıflar Bölge Müdürlüğü uyarımı dikkate alır. Mavi Kortijo, sosyal hizmetlerde kullanılmak üzere Büyükşehir Belediyesi’nce hizmete açıldı. 

Oteller Sokağı’nda iç-dış mimarisiyle ilgimizi çeken, aslında bütün İzmirlilerin görmesi gereken eski İzmir evi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Valilik ve İZKA hibeleriyle Madde Bağımlıları Rehabilitasyon Merkezi yapıldı. Türkiye’de ilk inşa edilen Kemer Tren İstasyonu da aynı amaçla kullanılacak. İlgili kurumların meskûn bir yerde daha başarılı olacaklarını düşünüyorum... Oteller Sokağı’nda öksüz çocuklara yurt yapılması için sahibi tarafından bağışlanan ve onarıldıktan sonra yıllarca semt merkezi olarak kullanılan Nebahat Tabak Evi’nin başkanlık makamı yapılmasını, başarılı oldukları kanıtlanmış, belediye çalışanlarına reva görülen mobbingi tarihe not olarak düşüyorum...

Yazının devamı...

Kubilay Mahallesi

17 Aralık 2020

Sırtını Kadifekale eteklerine dayamış, eski adı Temaşalık olan Kubilay Mahallesi’ne sıklıkla gider, her gidişimde Muhtar Ünal Kalfa ile mahallenin sorunlarını konuşurum. Son buluşmamızda kendisine antik tiyatro kazılarını, 1030 Sokak çıkmazında bulunan Roma kemeri ve duvarlarını, Yılanlı Dağ’ı, bölgede bulunan kültür varlıklarına definecilerin verdiği zararları, Afro Türkleri, istimlak nedeniyle tarihten silinen sokakları, cami, türbe ve yatırları, mahallesinde yaşamış ünlüleri sordum.



“5. dönemdir muhtarlık yapıyorum. Hayatımın önemli bir kısmı, Kubilay Mahallesi’nde geçti. 1032 Sokak civarına Yılanlı Dağ denildiğini büyüklerimden duymuştum, eskilerden kalan çok az kişi, halen bu yöresel adı kullanıyor. Antik tiyatro ve civarı, önceki yıllarda defineciler tarafından sıklıkla kazılırdı. Orası koruma altında olduğu için şimdi başka yerlerde kazılar yapıp kültür varlıklarına zarar vermeye devam ediyorlar... 1033 Sokak’ta, dört mezarlı türbe, kötü niyetli kişilerce tahrip edildiği için ziyarete kapatıldı. Roma Kemeri ve duvarları üzerinde henüz araştırılma yapılmadı, önüne çekilen tel çit parçalandı. Afro Türkler. zamanla evlerini satıp başka semtlere taşındılar. Afro Türkler dışında mahallede yaşayan, Konya, Kula, Afyon kökenli aileler de mahalleden göçtüler. Onların bıraktığı evlerde Urfa, Mardin, Erzurum, Batman, Suriye’den gelen aileler yaşıyor... Mahallemiz sınırları içerisinde 32 sokağımız vardı, antik tiyatro kazı alanı içerisinde kalan sokaklarımız kamulaştırıldığı için sokak sayımız 27’ye düştü... Kubilay Mahallesi’nde yaşamış isimler arasında vali, general, müzisyen, gazeteci, futbolcu, doktor, albay, artist, ressam, genel müdür ve işadamlarının olduğunu biliyorum. Bazen gelip hal hatır sorarlar, adlarını tek tek sayabilirim... Hayıt Dede mezarı korunamadı, mezarın bulunduğu yol kenarında kırık mermer parçaları var. Arap Dede Çeşmesi üzerine anlatılanları çok az kişi hatırlıyor. Akşam, çeşme kenarına kuru olarak bırakılan takunyalar sabah ıslak bulunurmuş, Arap Dede’nin, gelip bu çeşmede abdest aldığı söylencesi, çocukluk yıllarımda hafızamda yer etti. Çeşme günümüze gelemedi, ancak teknesi toprağa gömülü olarak duruyor...  

Selahattinoğlu Camii girişindeki türbe, hatalı merdiven düzenlemesi nedeniyle kapısı açılamadığı için uzun zamandır ziyaret edilemiyor. Sütçü Dede yatırının yerini bilen birkaç kişiden biriyim, üzerinde pembe renkli mezar taşı vardı, kayboldu... 20 bin kişilik antik tiyatronun gün yüzüne çıkmasıyla mahallemizin yerli-yabancı turistler tarafından ziyaret edileceği beklentisi içerisindeyiz. Yılların ihmaline uğramış mahallemizde, korunması gereken tarihi yapıların ayakta kalmasını arzuluyoruz. Yapılacak  sağlıklaştırma projelerine katkı vermeye hazırız.”

Sanırım ilgililer, Kubilay Mahallesi Muhtarı Ünal Kalfa’nın sesine kulak verir. Mahalle, antik tiyatro gibi birçok kültür varlığına ev sahipliği yapan, özel bir mahalledir...

Yazının devamı...

İktisadi ve mekânsal duyarlılık

10 Aralık 2020

Büyükşehir ve Konak Belediye başkanlarının şanssızlığından olacak, depremde hasar alan belediye binalarını acilen boşaltmak zorunda kaldılar, şimdi göçebe misali farklı mekânlarda hizmet veriyorlar. 1980 yılında inşa edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi binasının, deprem hasarı nedeniyle yıkılıp yeniden tasarlanması üzerine çeşitli görüşler ortaya atıldı. Ödüllü bina için yıkılmasın, güçlendirilsin, hayır yıkılsın ancak yerine yeni bina yapılmasın, yeşil alan olarak kalsın diyenler oldu...



Yapılan tartışmalara adliye, tapu, defterdarlık ve avukat bürolarının bölgeden ayrılmasıyla oluşan boşluğa dikkatleri çeken, eski Mimarlar Odası Başkanı Hasan Topal’dan şöyle bir yorum geldi...

”Son günlerde, deprem hasarı nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi binasının yıkılması kararı alınmıştır. Yeni belediye binasının nerede yapılacağına dair bir karar ve bilgi de bulunmamaktadır. Belediyede çalışan sayısı da yaklaşık 2 bin 500 kişi olup, çekim işlevi nedeniyle bölgeye yaklaşık on binlerce insan sirkülasyonu yaratmaktadır. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Konak’tan taşınmasıyla, çok önemli bir insan sayısının Konak ve Kemeraltı Çarşısı ile günlük ilişkisi sona erecektir. Kemeraltı’nın yaşatılabilmesi, bu iktisadi ve mekânsal duyarlılıklara bağlıdır. Kentin tarihi merkezi ve çevresindeki gelişmelere yalnızca, alan yaratma benzeri sığlıkta bakılamaz. Çok daha derin kentsel sorunlar üzerinde ayrıntılı düşünülüp, özenle planlanarak karar verilmesi ve bu karar alınırken kentin tarihi ve modern kültürel miras değerlerinin göz ardı edilmemesi gerekir. Mesele, şu binalar yıkılsa ne güzel olur meselesi basitliğinde değildir. Kuşkusuz, İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi hasar sonucunda incelemeye gerekli özeni göstermiştir. İzmir Büyükşehir Belediyesi binasının, pek çok nedenle güçlendirilerek korunması doğru bir karar olacaktır. Binanın yıkım kararının gözden geçirilmesi, kentimizin modern mimarlık birikimi açısından son derece önemlidir. Umarım, karar vericiler koşullarını biraz zorlayıp bu yönde bir uygulamayı benimserler.”

Doğru ve gerçekçi yol

Yazının devamı...

İzmir Zamanı

3 Aralık 2020

Hafta sonu İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Vakfı Başkanı Tunç Soyer’in, “İzmir zamanı ortak akıl buluşması projesi” hakkında İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde yaptığı basın toplantısına katıldım.  Başkan Tunç Soyer, her zamanki nezaketli ve sakin tavrıyla gelecek üzerinde durup girişimcileri birer İzmir Büyükşehir Belediyesi gönüllüsü olmaya çağıran konuşmasını yaptı.

İzmir’in gelişimine destek, daha iyi bir yaşam için ticareti, tarımı, turizmi, kültür ve sanatı içerisine alan, yaşamın tüm alanlarını tasarlamaya yönelik, çığır açacak fikirleri İzmir’e davet etti. Son on sekiz ayda yaşanan pandemi, deprem, tsunami, orman yangınlarının üzerinde durup, doğamızla barışık, afetlere karşı dirençli, özgür ve uyum içinde bir yaşamdan örnekler verdi. Mevcut mevzuatlarla kentsel değişimin gerçekleştirilemeyeceğini belirten Başkan Tunç Soyer, Dünya Belediyeler Birliği Kültür Zirvesi’nin gerçekleştirilmesi, mülteci akını, Bir Kira Bir Yuva projesi, tarım ve kooperatifçilik, hayvanlara merhamet, doğaya uyumu örnekleyip, dirençli kent olmanın mucizevî anahtarının birliktelik ve dayanışma olduğunu vurguladı… 

Şehrin çeşitli dinamiklerinin aynı hedefe odaklanıp, ortak akıl etrafında buluşmasını, yaşam hakkına saygı duymadan kentteki yaşam kalitesini yükseltmenin mümkün olamayacağının altını çizdi. Dirençli bir kent olmanın odağına ortak aklı ve yaşam hakkını koyduklarını, uzlaşma iklimini tüm paydaşlarıyla birlikte tesis ettiklerini, sosyal ve ekonomik gelişmenin kaynağını “yenilikçi düşünce” olarak tanımladı. Sadece mekânsal dönüşüm değil fikirsel ve yönetimsel bir dönüşüm, fikirsel beraberlik ve diğer konular başkanın açıklamaları arasında yer aldı. Başkan Tunç Soyer, konuşmasını bitirdikten sonra sorulara cevap verdi. Zaman olsaydı Başkandan, Halkapınar’da su denizi üzerinde yapılan hizmet binasının deprem riskini gözden geçirmelerini, Kavaflar Çarşısı’nın depremde yıkılan kapı üstü platformları, Kardiçalı İşhanı ve Hisar Camii kubbesi çatlakları örneğinden yola çıkarak bölgede bulunan kültür varlıklarının hasar tespit çalışmalarını belirlemek için bir ekip kurmalarını rica edecektim. Sevene her gün İzmir zamanı, ortak akılda buluşmak ne güzel…

 

Yazının devamı...

Hayallerinin sınırı yok

19 Kasım 2020

Gazeteci Gürol Tulunay, 1965 yılından beri takip ettiği ‘Agamemnon Kaplıcaları’ için düşüncelerini ve hayallerini bıkmadan, vazgeçmeden herkesle paylaşır. Kentin tarihine ilgi duyanları sıklıkla Balçova’ya davet edip tarihi kaplıcalar hakkında bilgilendirir. Bu davetlerin birine katılıp rehberliğinde bölgeyi arkadaşlarla birlikte gezip kendisini dinleme fırsatını bulmuştum. Bizlere, 1983 yılında otel inşası sırasında demir yüklü kamyon tekerleğinin açtığı boşluktan içeri girip, gördüğü antik hamamın bulunduğu alanı, arkasından dere kıyısında ayağı olan Roma köprüsüne ait kalıntıları göstermişti. Bugün köşemde Gürol Tulunay’ın sesine ve hayallerine yer veriyorum. 



“Balçova Agamemnon Kaplıcaları, dünyanın ilk hastanelerinden biridir. 32 asır açılmayı bekleyen, insanlığa hizmet eden kaplıcalar, geçmişimizi toprağın içinde muhafaza ediyor. İlkçağ tarihçilerinin yazdığı Kral Agamemnon’un, Tanrı Apollon için yaptırdığı tapınak araştırılsın, toprak altında kalan hamam gün yüzüne çıkarılıp ziyarete açılsın.  Agamemnon Kaplıcaları’ndan Mithat Paşa Caddesi’ne kadar olan alan, kaplıcanın genişlemesi ve sağlık tesisleri yapılması için ayırılmıştı. Buraya hareket getirelim. Hatta Agamemnon Kaplıcaları ile Mithat Paşa Caddesi arasında bulunan boş alanda; kamışlardan veya hasırlardan eski dokuyu, yani MÖ 1182 yılını anlatan, bir küçük köy kurulsun. Bu köyde; bir müze, yeme içme yerleri, kır kahvesi, hediyelik eşya satan dükkânlar ile kerpiçten yapılacak olan bir kır moteli, bembeyaz kireç badana ile boyanmış, duvarlarında eski Agamemnon Kaplıcaları’nı anlatan çizimlerin yer aldığı moteller inşa edilsin. 1965 yılından beri müze bodrumunda bulunan, Agamemnon kral sülalesinden olduğu kabul edilen kişinin büstü, layık olduğu yere, Agamemnon Kaplıcaları’na getirilsin. Ayrıca Ata Caddesi ile Sakarya Caddesi’nin birleştiği köşede, havuz fıskiyesinin üstünde duran artık dağılacak hale geldi gelecek sütun başı, Agamemnon Kaplıcaları’nda muhafaza altına alınsın. Birlikten kuvvet doğacağı düşüncesiyle ‘Balçova Kültür ve Sanat Vakfı’ kurulsun, kurulacak vakfın içerisinde İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Balçova Kaymakamlığı ve Belediyesi ile Narlıdere Kaymakamlığı ve Belediyesi, tarihçi akademisyenler, STK’lar bulunsun. Önümüzdeki yıllarda belirlenecek bir yılı, Agamemnon yılı ilan edelim. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmesi için kurumları göreve davet ediyorum. Kaplıcanın 3 bin 205 yıllık yalnızlığını bitirelim...”

Değerli büyüğüm Gürol Tulunay’ın hayallerinin gerçekleşeceğine inanıyor, kendisine sağlık ve uzun ömürler diliyorum. 

Yazının devamı...

Tarihi sinagoglar restore ediliyor

12 Kasım 2020

Yakında adı kent belleğinden silinecek olan, Güzelyurt Mahallesi 937 Sokak’ta atıl bir vaziyette duran Etz Hayim (Hayat Ağacı) ve Hevra sinagoglarındaki restorasyonların son durumunu görmeye gittim. İzmir Musevi Vakfı’nın başlattığı, kültür mirasını koruma çalışmalarına koordinatörlük yapan Nesim Bencoya’nın rehberliğinde tarihi sinagogları ziyaret ettim. Mimar Zübeyda Özkan tarafından hazırlanan Etz Hayim Sinagogu projesinin yükleniciliğini UMART Mimarlık üstlenmiş. Aşağı Sinagog denilen yeşiva (okul) veya haham evi olarak kullanıldığı tahmin edilen, zemin katta ahşap ağırlıklı güçlendirmeler yapıldığını gördüm. Tavan kaplamalarında ve diğer detaylarda restorasyon kurallarına uyularak yapılan yenilemeler eskisinden ayırt edilebiliyor. Sinagog duvarlarındaki kalem işleri için yurtdışından getirilen uzmanlar, 7 kat boyanın altında kalan farklı dönemlere ait desenleri ortaya çıkarıp batı duvarında, 1841 Kemeraltı Çarşısı yangınının izini taşıyan ahşap hatılı açıkta bırakmış. Az müdahaleyle eskinin korunmasına gösterilen özeni kadınlar bölümünde de hissettim. Asırlık ahşapların ağaç kurtlarından temizlenip ilaçlanması, dış cephe duvarlarında, pencere sövelerinde, ana giriş kapısı ve teva kısmında yapılan çalışmalar bitme noktasına gelmiş.

Sürpriz detaylar

Tevrat’ın saklandığı Ehal dolabının yanında, sağlı sollu duvara yazılmış, sağdıç veya bekçi anlamına gelen, İbranice yazılara duvarlar raspalanırken rastlanılmış. Burasının düğün törenlerinde sağdıçların veya Tora’yı koruyan din adamlarının bekleme yeri olduğu düşünülüyor. Oturma koltuklarının arkasındaki numaralar, sinagog mensuplarının yerlerini belirlemek için duvarlara kazılmış. Ziyaretçilerin görsel şölen yaşayacağı sürpriz detayların bulunduğu Etz  Hayim Sinagogu’nun, yerli yabancı turistler tarafından ilgiyle ziyaret edileceğini şimdiden söyleyebilirim.

Aynı Sokak’ta, çatısı çökmüş durumda olan Hevra (Talmud Tora) Sinagogu’nda, yüzey temizliği yapılırken bulunan mimari parçaların koruma altına alınmasına ve zemin döşemelerinin az hasarlı çıkmasına sevindim. Bitişiğinde bulunan ve aynı avluya açılan Foresteros, Sinyora ve Algaze sinagogları, çatısı prefabrik örtüyle kapatılan Hevra Sinagogu’ndan daha rahat görülebilecek.

937 ile 927 sokakların kesiştiği yerde, yıkılan binaların bulunduğu boş arsa park haline getirilirse, parkta oturanlar ilginç bir başka sürpriz ‘Ezan ve Hazzan’ manzarasıyla karşılaşacak...

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Havra Sokağı çalışmasını yakından izliyorum, başta 926 Sokak olmak üzere ara sokaklar, önceki yıllarda aydınlatmasına varıncaya kadar düzenlenmişti ancak korunamadı. Önemli olan, korumada kararlı olup devamını sağlamak...

Restorasyon sonrası    Kemeraltı Çarşısı’na İzmir kültür yaşamına, turizme ivme kazandıracak, ata yadigârı sinagoglarına sahip çıktıkları

Yazının devamı...