2’nci Erdoğan-Biden buluşması olacak mı?

ABD, küresel salgın nedeniyle, dünya ülkeleri liderlerinin, Birleşmiş Milletler Olağan Genel Kurulu’na bu sene de katılmasına sıcak bakmıyor ama bir sürü lider zirveye gidecek.

İngiltere Başbakanı, Fransa Cumhurbaşkanı da zirveye bizzat katılacak isimler arasında.

Bu tür organizasyonlarda “Zirve bahane, ikili görüşme şahane” kuralı geçerlidir. Dolayısıyla, New York’a giden her lider için ana hedef ABD Başkanı ile görüşmektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, haziran ayında Brüksel’de ABD Başkanı Biden ile ilk ikili görüşmesini yapmıştı.

Şimdi yeni bir Erdoğan-Biden zirvesi olabileceğine dair çeşitli işaretler gelmeye başladı.

En kuvvetli işaret şu: Hazirandaki buluşma öncesinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman Ankara’ya gelmiş, Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal ile baş başa ve heyetler arasında görüşmelerde bulunmuş, Erdoğan-Biden görüşmesinin ön hazırlığını yapmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York’a gittiği gün, Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal da Washington’a gitti. Önal’ın dün ve bugünü kapsayan programında en önemli isim, Biden-Erdoğan buluşması öncesi Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman.

Bu trafik illa bir görüşme olacağı anlamına gelmiyor zira ABD Başkanı Biden’ın New York’ta konuşmasını yapıp Washington’a döneceği şeklinde bir taslak program var. Buna karşılık, kimi kaynaklar bazı liderlerle New York’ta ya da Beyaz Saray’da görüşmeler olabileceğini söylüyorlar.

Kendi adıma Beyaz Saray’ın öncelikle Fransa Cumhurbaşkanı ile görüşme ayarlayacağını düşünüyorum. Avustralya’nın 56 milyar euro değerindeki denizaltı ihalesi için Fransa’yla imzaladığı anlaşmayı feshedip işi ABD-İngiliz ortaklığına vermesi Paris’i çıldırttı, Fransa Savunma Bakanı, olayı jeopolitik kriz olarak tanımladı.

Neyin ne olacağını görmek için fazla bir zaman kalmadı ama Erdoğan-Biden görüşmesi olursa bilin ki bu ön hazırlığı yapılan bir görüşme olacak.

Daha çok parti kurulacak

Türkiye’de aktif siyasi parti sayısı 116 olarak açıklandı. 2020’de 27, 2021’de 13 siyasi parti kuruldu, daha da devam edecek gibi bu furya.

Partiler demokrasinin yapı taşlarıdır, olmazsa olmazlarıdır ama Türkiye’de farkında olmadığımız bir tehlike var. O da, kamuoyunda destek bulamayan, oyu yüzde 0.5 ya da yüzde 1 civarında olan partilerin elde ettiği siyasi güç. Bu gücü sağlayan da Cumhurbaşkanı seçilmek için gereken yüzde 50 artı bir oy gerekliliği.

İki ittifak düşünün, ikisi de anketlerde yüzde 49.5 oya sahip olsun. Böyle bir durumda, geleceği, halk desteği sadece yüzde 1 olan partinin hangi ittifakta yer alacağı belirleyecek. O yüzde 1’e sahip partinin başkanı haliyle tabanı için en fazla kazanım ve güç elde edeceği ittifakı seçecektir. Aksini iddia edenler çıkacaktır ama bu yazı Türkiye’nin mevcut siyasi ortamına dair bir yazı değil. Halkta karşılığı sadece yüzde 1 olan bir parti eğer seçim aritmetiğine bakarak yüzde 2’lik bir siyasi güç elde ediyorsa bile bu demokrasiyi sağlıksız hale getirir.

Bu tehlikeyi bertaraf etmek lazım.

2’nci Erdoğan-Biden buluşması olacak mı
2’nci Erdoğan-Biden buluşması olacak mı

Benim bedenim, benim demokrasim

Kürtaj tartışmaları sırasında popüler oldu, “Benim bedenim, benim kararım” sloganı. Geçen cumartesi günü, Maltepe’de aşı karşıtlarının mitinginde bir kez daha kullanıldı.

Hayata bakış açısı birbirine taban tabana zıt olan kadınların aynı sloganda buluşmaları bile bir kazanım demokrasi için.

Ama sorun şu ki aynı sloganda buluşan farklılıklar birbirine tahammül edemiyor, birbirlerinin fikirlerinin seslendirilmesine bile dayanamıyor.

Hepimiz, işte tam da bu noktada kaybediyoruz.

Almanya’da iktidar ve Türk gelin sorunsalı

Almanya’da 26 Eylül’de seçimler var.

Sosyal Demokrat Parti 15 yıl sonra ilk kez anketlerde birinci sıraya yükseldi. Yeşiller tarihinde ilk kez kitle partisi haline geldi hatta ilkbahar aylarında anketlerde birinci sıraya da yükselmişlerdi.

Geçen hafta, Hıristiyan Demokrat, Sosyal Demokrat ve Yeşiller’in başbakan adaylarının karşı karşıya geldiği televizyon tartışmasının galibi de Sosyal Demokrat Parti’nin başbakan adayı Scholz oldu.

Almanya, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana koalisyonlarla yönetilen bir ülke, görünen o ki Almanya Başbakanı Sosyal Demokrat olacak.

Türkiye-Almanya ve Türkiye-AB ilişkileri açısından “Müstakbel Başbakan” Scholz kapalı kutu bir isim. Maliye Bakanı ama hukuk eğitimi almış birisi, Türkiye’ye dair az sayıdaki açıklaması demokrasi ve insan hakları üzerine. Parti yönetimine oranla solda değil daha merkezde duran biri Scholz.

Karizmatik değil. İki lakabı var; biri heyecansız ve teknokrat tarzı konuşmaları ve durmadan  çalıştığı için otomat ile adının birleşmesinden oluşan Scholzomat. Bu lakap ona 2003’te takılmıştı. Şimdilerde şov yapmayı bilmeyen siyasi yönü nedeniyle “Gürültüsüz” olarak anılıyor.

Fakat seçimlere doğru ve seçimlerden sonra yurdumuz medyası bunlarla değil Sosyal Demokrat Parti Eş Başkanı Norbert Walter Borjans’ın gelininin Türkiye kökenli olmasıyla ilgilenecek.

Almanya gibi bir ülkenin dış politikasını akrabalık ilişkileri üzerinden şekillendirmesini umacak, o havayı pompalayacak.

Alev Borjans, beş dil bilen, Almanya’da üniversite bitirmiş, ABD’de pazarlama eğitimi almış, büyük bir grupta dijital pazarlama müdürü olarak çalışan biri.

27 Eylül’den sonra Almanya’da değil ama Türkiye’de daha zor bir hayatı olacak maalesef.