Özay Şendir

Özay Şendir

ozay.sendir@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Almanya 2021’de 9 milyar 350 milyon euro’luk, 2022’de de 8 milyar 350 milyon euro’luk silah ihracatı yaptı. 2021 yılında Türkiye, Almanya’dan sadece 11 milyon 101 bin 197 euro’luk silah ithal edebildi.

Almanya Başbakanı’nın Madrid’deki NATO Zirvesi’nde tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak “Türkiye’ye ambargo yok” demesine rağmen ortaya çıkan rakamlar bunlar.

Müttefikler birbirine silah ambargosu uygular mı sorusuna geçmeden önce Almanya’nın Mısır’a ve Suudi Arabistan’a silah satışına da bakmak lazım. Berlin, Suudi Arabistan’a, sözde ambargo uygularken, 2020’de Güney Kore ve Fransa üzerinden yine Riyad’a silah satışı yapmıştı.

Haberin Devamı

El altından Suudi Arabistan’a silah satışı yapan Almanya’nın, Türkiye’nin Suudi Arabistan, Azerbaycan ve Katar’a Fırtına obüsü ihracatına engel olmak için MTU motoru vermediğini de hatırlatmam lazım.

Gelelim Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı törenle hizmete alınan 6 adet Fırtına 2 obüsünün hikâyesine.

Fırtına 2’lerde, menzil, hedef saptama, iletişim, obüsün içinde görev yapan 5 personeli koruma adına bir sürü yenilik yapıldı. Almanya’nın uyguladığı ambargo nedeniyle motor eksiği envanterdeki yedek parçalarla yapıldı.

Bundan sonra üretilecek obüslerde de Makine Kimya Endüstrisi’nin geliştirdiği elektrikli motorlar kullanılacak.

Türkiye bu sayede hem kendi ihtiyacını karşılayacak hem de ihracatta Almanya ambargosu engelini aşmış olacak.

Fakat, müttefiklik ne demek, Türkiye, örtülü ambargolar sürerken NATO’nun ve dolayısıyla Almanya’nın da sınırlarını korumaya devam etmeli mi diye düşünmeden edemiyor insan.

Batı’nın ama özellikle de Türkiye ile özel bir ilişkisi olan Almanya’nın vermesi gereken karar şu: Fırat Kalkanı harekâtı sayesinde DAEŞ’e en büyük zararı veren, bu terör grubuyla savaşan tek NATO üyesi ordu olan Türkiye’yi kaybetmeyi göze alabilecek misiniz? O zaman topraklarınızda rahat uyuyabilecek misiniz?

Ve en önemlisi, Rusya’ya Türkiye’yi Batı’dan koparma imkânını altın tepsi içerisinde sunmaya devam edecek misiniz?

Kemal Bey’den üç gün ricası

*Kemal Kılıçdaroğlu, ne yapıp edip, üç gün bir yere kapanmalı. Bülent Ecevit’in CHP’yi bürokrasi partisi olmaktan çıkarıp, nasıl halkın partisi haline getirdiğini, CHP Genel Başkanı olarak girdiği her seçimden nasıl birinci çıktığını okumalı. Ecevit, CHP Genel Sekreteri olduğunda smokinli Cumhuriyet Bayramı balolarını yasaklayıp, parti binasında gecekonduda oturanların katıldığı çay saatleri düzenleyen adamdı. Mevcut CHP Genel Başkan Yardımcıları içerisinde emekli yok, sendikacı yok, öğretmen yok buna karşın aile ya da özel sektörde CEO’luk yapmış olanlar var.

Haberin Devamı

*Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal döneminde CHP’nin unutulan sosyal demokrat tarafını da hatırlamalı ve hatırlatmalı. CHP Genel Başkanı, sadece alkol ürünlerinden alınan vergiyle ilgilenmez. CHP Genel Başkanı, vergi gelirlerinin yüzde 70 dolaylı, yüzde 30 gelir vergisi olmasıyla ilgilenir. AB ülkelerinde bu oran neden tam tersi diye bakar. Vergi yükünü dar gelirlinin omuzundan alıp, gelir dağılımını düzeltmek adına kazanandan daha çok vergi alacak, sisteme dâhil olmayan uyanıkları yakalayacak sistemi nasıl kuracağını anlatır. Eğitime ve fırsat eşitliğine dair cümleler kurar, okul öncesi eğitimi hemen mecbur hale getirmekten söz eder.

Haberin Devamı

*Kemal Bey, Atatürkçülüğün CHP’nin sadece söyleminde kalmasına izin verip vermemenin kararını da vermeli.

Ali Babacan’ın, Anayasa’dan Türklük kavramını kaldırma, tarikatlara örgütlenme özgürlüğü önerilerini, Saadet Partisi’nin karma eğitime karşı duruşunu da 6’lı Masa’ya getirmeli. Bunlar onların kendi programları demek işi kurtarmaz. CHP Genel Başkanı kiminle yol yürüdüğüne bakmak, bu insanlara neden Türkiye’nin geleceğinde söz hakkı verdiğini izah etmek zorunda. Kemal Bey, bunu yapabilmek için önce Genel Merkez’de verdiği röportajda Türk bayrağını kaldırtan, özerklik vaadinde bulunan danışmanının durumuna bakmalı. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan disipline gidecek ama danışmana ses çıkarılmayacak mı? Atatürkçü oylara çantada keklik diye bakmak Atatürkçülere hakaret değil mi?

*Kemal Bey, Nutuk ve Atatürk’ün Bütün Eserleri’ni, en azından özet olarak okumalı. Sivas Kongresi’nde Atatürk’ün Başkan olmasını engellemeye çalışan yol arkadaşlarının farkına varmalı mesela. İnönü ile Hatay meselesinde ters düştüğü yerleri, Asım Us takma adıyla gazetelerde yazmak zorunda kaldığı hükümet eleştirilerine bakmalı. Seçilecek Cumhurbaşkanı sözümüzden çıkmayacak beklentisi adına da bir ders çıkarabilir buradan. Ama en çok da Mustafa Kemal’in bağımsızlık anlayışını özümsemeli. Mustafa Kemal Atatürk -muhatap almazdı ama- Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi’ni kabul etse, ona “Yayılmacılıktan vazgeçin, Mavi Vatan Türkiye’nin devlet politikasıdır” demez miydi? Kemal Bey, Yunan Büyükelçisi’ni kabul etti, görüşme sonunda tek bir kelime etmedi.

*Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin başında olmak insana sadece garanti oylar getirmez, sorumluluklar da yükler. Kimseyi korkutmamaya çalışmak ile ilkelerden ödün vermek arasındaki fark nerede başlayıp bitiyor acaba?

6’lı Masa’da Cumhuriyet’e karşı serbest uçuşa izin vermek, 6’lı Masa’yı kuran ve en çok payı alan partinin başkanına uygun düşebilir ama CHP Genel Başkanı’na uygun düşmez.

*Kemal Bey, üç günlük kampını bitirmeden önce genel başkan ile lider arasındaki farkın ne olduğunu da düşünmeli. Bugün CHP’nin başından ayrılıp, Genel Merkez’deki akıl hocalarıyla parti kursa yüzde 1 bile oy alamayacaklarının da farkına varıp, artık CHP Genel Başkanı gibi davranmalı.