Sonuçta ne aldık ne verdik...

Türkiye, İsveç ve Finlandiya’ya NATO üyeliği değil zaman vermiş oldu. Üyeliklerin gerçekleşmesi önümüzdeki bir yıla yayılacak ve hem İsveç hem de Finlandiya parlamentolarının onay vermesi gereken bir süreç olacak. İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerini sonsuza kadar tıkamanın Türkiye’ye vereceği zarar sağlayacağı faydadan daha büyük olacaktı. Ankara, sadece üyelik takviminin öne çekilmesine olanak verdi.
Gelelim aldıklarımıza:

İki AB üyesi İsveç ve Finlandiya’nın imza koyduğu bir belgede PKK’nın Suriye kolu YPG’ye desteğin kesileceğinin belirtilmesi en önemli başarı. ABD ve Avrupa’nın “PKK başka YPG başka” masalının sonu anlamına geliyor bu.

İki ülkenin terör örgütüyle mücadele sözü vermesi kağıt üzerinde çok anlam ifade etmeyebilir. 2022’de PKK’nın en fazla eylem yaptığı yerler Güney Lefkoşa ve Stockholm oldu. Mücadele sözü önemli. En azından artık Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı isimleri kendi parlamentolarında konuşturamazlar.

İsveç, yetişkin çocuğu DEAŞ’a katılan anneye bile hapis cezası vermiş bir ülke. İmzaladıkları kağıdın arkasında durur ve bu konuyu bir devlet politikası haline getirirlerse, PKK ve FETÖ üyelerinin iadesi konusunda kilit açılır.

İsveç, Türkiye’ye karşı 2019’dan beri fiilen uyguladığı silah ambargosunu kaldırma sözü verdi. İsveç’ten Türkiye’nin alabileceği fazla bir silah yok aslında. Ancak, ABD, F-16 satışı konusunda yan çizerse gripen savaş uçakları da gündeme gelebilir. Tek tedarikçi yerine alternatif pazarların olması her zaman elimizi güçlendirir.

Cumhurbaşkanı’nın “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” dediği Fransa’nın resmi haber ajansı AFP, Türkiye’nin blokajını kaldırdığı haberini flaş haber olarak geçti. Rusya-Ukrayna savaşı, uzun zamandır ikinci planda olan NATO’yu Avrupa Birliği’nden daha önemli hale getirdi. BBC, haberi “NATO toplantısında erken atılım” olarak geçti. Dün gece hemen her ajans için durum aynıydı. Türkiye, “Batı ittifakını tıkayan ülke” konumundan, “sorun çözen” ülke konumuna atladı.

Terör örgütünün propaganda sitesi, dün “Finlandiyalılar Türkiye’ye taviz verilmesine karşı” diye haberler servis ediyorlardı. Avrupa’da 5 kişi yan yana gelse “Büyük eylem” diye propaganda yapan propaganda siteleri, NATO Zirvesi’ndeki uzlaşmadan tek satır söz etmedi.

Ve Yunanistan... Yunanistan medyası habere dair dişe dokunur bir yorum yapmadı daha. İlginç olan en büyük Yunan gazetelerinde bile Miçotakis’in değil Erdoğan’ın fotoğrafları vardı. Türkiye’nin blokajı kaldırmakla elde ettiği prestij Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz şikayetlerini sinek vızıltısı haline getirdi...

ABD bir şöyle bir böyle yine...

ABD garip bir ülke, 1978’de bir yandan Türkiye’ye silah ambargosu uygularken diğer yandan Ankara’dan  “Uzay Savaşları Projesi”ne tam destek vermesini istemişti. Zamanın Başbakanı Ecevit de tüm liderlerin önünde bu çelişkiyi o dönemin Başkanı Carter’ın yüzüne vurmuştu. Şimdi de benzer bir durum yaşanıyor. Bir yandan Türkiye’ye karşı örtülü bir silah ambargosu uygulanıyor diğer yandan Türkiye’den NATO savunması için daha çok katkı bekleniyor.

Ekibi, ABD Başkanı Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında ikili bir görüşme planlanmadığını ama liderlerin durumu görüşecek fırsatları olduğunu söylemişti pazar günü. Dün sabah yapılan telefon konuşması ve bugün yapılacak Erdoğan-Biden görüşmesi bir kez daha gösterdi ki Beyaz Saray’da Türkiye ile olan ilişkileri olduğundan daha düşük gösterme çabası sürüyor. Ekimde Roma’da canlı şahidi olduğum şeyi yazayım: Başkan Biden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a görev süresindeki amacının ABD-Türkiye ilişkilerini düzeltmek olduğunu söylediği görüşmeden  saatler önce, Roma’daki ABD Büyükelçiliği’nin bahçesinde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, gazetecilere başka bir tonda açıklamar yapıyordu. Yine aynı senaryo devrede ama bu kez iş biraz daha çirkinleştirildi. Beyaz Saray, ABD medyasına, Türkiye’nin strateji olarak son dakikaya kadar taviz vermemeyi seçtiği ama Başkan ve liderlerle yapılacak bir görüşmeyle sorunun aşılabileceği gibi bir ifade sızdırdı. Bir yandan görüşme talep edip diğer yandan kamuoyuna strateji gereği mesajı vermek ayıp bir davramış. Bu tribüne oynama  işinden vazgeçmedi bir türlü Biden ekibi...

Bir kulis bilgisi daha aktarayım. Air Force One’a davet edilip Başkan’ı takip eden tüm Beyaz Saray muhabirlerini takip ediyorum. Şu ana kadar hepsi Biden’ın ABD Yüksek Mahkemesi’nin kürtaj kararına tepkisini öne çıkarmayı tercih etmişlerdi. Dün gece varılan uzlaşıya kadar tüm uçak ekibi NATO Zirvesi’ne dair programı aktarmakla yetiniyordu, dün geceden beri Türkiye mesajları paylaşıyorlar.

İsveç ve Finlandiya’dan eski siyasetçiler ve diplomatlar da Başkan Biden’a, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile baş başa görüşme çağrısı yapıyorlardı. Görünen o ki, mesajlar yerine ulaşmış...

Herkesin gündemi kendine zirvesi...

Baltık ülkeleri, Rusya’ya karşı ülkelerinde daha fazla asker ve askeri üs kurulmasını istiyorlar.

Milyarlarca dolar tutacak bu maliyete kimse katlanmayacak.
Ev sahibi İspanya, Afrika’dan gelen göç ve militan gruplarla ilgilenmesi için NATO’yu güney kanadına ağırlık vermeye çağıracak. ABD’nin niyeti daha da uç noktada aslında.

NATO’yu Çin ile rekabetinin bir parçası haline getirmek için Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore liderlerinin belirli bir süre için de olsa zirveye katılmalarını sağladı bile.

Elbette bir de Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın tam üyelikleri için kullandığı veto meselesi var.

Önce bir gerçeğin altını çizeyim, gerek Avrupa Birliği gerekse NATO zirvelerinin sonuç bildirgeleri her zaman başarı üzerine kurulur.
Bu da Ukrayna’ya tam destek açıklaması, NATO’nun acil müdahale gücü asker sayısının 40 binden 300 bine çıkarılması ve üye devletlerin savunma harcamalarını gayrısafi yurtiçi hasılanın yüzde 2’si seviyesine çıkarma kararlığı tüm dünyaya başarı olarak sunulacak.

Sonuç bildirgesinin değil, müzakerelerin ve tavizlerin belirleyici olacağı bir NATO Zirvesi daha işte...