Utanç duvarında son tuğla Azra…

Tabutunun baş kısmına bir duvak koyacak seni sevenler….

Senden önce de böyle oldu, senden sonra da böyle olacak.

Katilinin arkasından beddualar edeceğiz.

Senden önce böyle oldu senden sonra da böyle olacak.

İnsanlara güvendiğin için katledilmenin birinci sorumlusu ilan edecek seni bazı kafalar.

Senden önce böyle oldu senden sonra da böyle olacak.

Ve bizim sosyal medya hesabımızda, artık olmayan yüzler, bakışlar olarak kalacaksın.

Senden öncekiler öyle oldu senden sonra da öyle olacak.

Utanç duvarında son tuğla Azra…

Pink Floyd’un şarkısı vardı ya, sözlerinin tercümesi “Hepsi hepsi, duvarda bir başka tuğla” olan.

Azra da bir tuğla oldu öldürülmüş kadınlar duvarında.

Berlin Duvarı’na “Utanç duvarı” derlerdi yıkılmadan önce, utanç duvarı şimdi bizim topraklarımızda...

Sadece Azra’yı öldürmedi...

Azra’nın katilini M.M.A. diye yazınca kızıyor sosyal medya, afişe etme yarışı başlıyor, isim, fotoğraflar…

O katil sadece Azra’yı katletmiş olsa, adını da yazalım, tüm fotoğraflarını da basalım ama durum öyle değil.

Evli ve iki çocuk sahibi M.M.A. evlatlarını düşünmedi ama bizim düşünmemiz lazım.

Böyle vahşi bir cinayetin failinin kimliği açığa çıkınca, çocukları okulda, sokakta çok sıkıntı yaşayacak.

Aileler çocukların gittiği okula dilekçe verip çocuğumuz aynı sınıfta olmasın diyecek, arkadaşlık kesilecek.

Babalarına olan öfkemizi çocuklardan çıkarmaya hakkımız yok o yüzden o alçak katilin adı M.M.A olarak kalmalıydı.

Ev yapabilirsin yuva kuramazsın...

Ev ile yuva farklı şeylerdir, hani İngilizcede de “House” ile “Home” farklıdır ya, aynen öyle işte.

Antalya Gündoğmuş Belediye Başkanı, “Çok eski evi olan vatandaşlar, keşke bizim de evimiz yansaydı diyecekler” dedi sonra yarım ağız özür diledi ya o cümleden bahsediyorum.

Birisinin Bay Başkan’a, evlerin yaşlandıkça mülk olarak değer kaybedebileceğini ama yuva olarak kıymetleneceğini anlatması lazım.

Türkiye’nin en değerli arkeologlarından birisi, Nusaybin’de doğduğu ev yıkıldığında “Beni anısız bıraktılar” diye, Fransa’ya göç etti.

Yuva, kolon, temel, demir ya da betondan değil anılardan oluşur, içinde nesiller boyu aktarılan kültürle değerlenir.

“Baba ocağı” lafı boşuna kullanılmıyor bu topraklarda, abuk sabuk cümleler kurmanın hiç zamanı değil...

Yangına havadan buz atmak...

Dün dünyada kullanılan orman yangılarıyla mücadele yöntemlerini yazmıştım.

Bugün kullanılmayan ama üzerinde düşünmemiz ve hatta denememiz gereken yöntemlerden söz edeyim.

Meteoroloji alanında “Hocaların Hocası” Prof. Dr. Orhan Şen ile de konuştum aklıma gelenleri.

Yangın ve beklenen yayılma alanına havadan yüzlerce metreküplük buz kalıpları atsak acaba ne olur?

Hoca, yangın bölgesinde toprağı soğutmanın ve havayı nemlendirmenin önemli olduğunu, etkisi dar bir alanda kalacak olsa bile denenebileceğini söyledi.

Orman yangınına havadan attığımız su, toprağa ulaşamadan buharlaşıyor buz kalıbı toprağa ulaşabilir.

Kullanmadığımız köpüğün buharlaşması sudan kat ve kat zor, buz da sudan daha fazla dayanacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dev buz kalıpları üretme ve yangın bölgesine atma imkânı da var.

Daha kötüsü olamayacağına göre, denesek ne kaybederiz?

Rize portakalı, Trabzon ejder meyvası...

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde iki tür komisyon kurulur.

Biri ihtisas komisyonları dediğimiz ve sürekli görev yapan komisyonlar diğeri de belirli bir süre çalışan araştırma komisyonları.

İhtisas komisyonları her zaman çağın gerekliliklerine göre güncellenir.

Mesela Dijital Mecralar Komisyonu böyle bir komisyondur.

Meclis Başkanı Mustafa Şentop’tan ricam artık bir Küresel ısınma Komisyonu oluşturması.

Tüm projeksiyonlar gösteriyor ki, küresel ısınma ilerledikçe Akdeniz bölgemiz çölleşecek, Karadeniz, mevcut Akdeniz iklimine dönecek.

Daha az yağmur çok daha kısa sürede yağdığı için seller artacak, atık su şebeke kapasitemiz yetersiz kalacak.

Sıtma mikrobu taşıyan sivri sinek türleri Ekvator çizgisinin üzerinde yaşamaya başlayacak.

Karbon salınımı kısıtlamaları ister istemez sanayii sektörünü etkileyecek.

Bu kadar yaşamsal değişikliklerin olduğu bir döneme girdik, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu döneme bir ihtisas komisyonu ile hazırlanmalı...