Ekonomi yasaları da ‘mağdur’ yaratırsa...

Hakkaniyete aykırı, adalet duygularını zedeleyici durumları düzeltmek için çıkarılan yasaların kendisi yeni mağdur grupları yaratıyorsa, Meclis’in acil müdahale edip, yeni düzenlemelerle adaleti, hakkaniyeti yeniden tesis etmesi gerekir.

Uzmanlık alanım ticaret hukuku olduğu için Türk Ticaret Kanunu’nda her hangi bir düzenleme de ‘mağdurlar’ grubu yaratmadığı için, mevzuattaki bazı düzenlemelerin ne kadar çok ‘mağdur’ yarattığı konusu ile yakından ilgilenmemiştim.

Aslında hukuk kuralları ne için vardır, elbette mağduriyetleri gidermek için.

Hakkaniyete aykırı, adalet duygularını zedeleyici durumları düzeltmek için çıkarılan yasaların kendisi yeni mağdur grupları yaratıyorsa, kantarın topuzunu kaçırıp, vur deyince öldürüyorsak, ne olacak?

Olacağı şudur; mağdur sayısı artmadan Meclis’in acil müdahale edip, yeni düzenlemelerle adaleti, hakkaniyeti yeniden tesis etmesi!


Ekonomi yasaları da ‘mağdur’ yaratırsa...



Nafaka mağdurları

Sayısı azımsanamayacak mağdurlar gruplarından birisi Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesinin mağdurlarıdır.

Ne diyor 175’inci madde; boşanma ile yoksulluğa düşecek olan taraf, diğer taraftan mali gücü oranında ‘süresiz olarak nafaka isteyebilir’ diyor.

Boşanma davalarında genellikle ve çoğunlukla da kadınlar, nafaka alacaklısı oluyor. O da, ya hiç yoksulluk nafakası istemiyor, ya da nafaka isteyecekse, bunun süresiz olarak olarak ödenmesini istiyor.

Evlilik ne kadar kısa sürse de, nafaka ömür boyu ödeniyor. Bir ay evli kal, ömür boyu nafaka öde!

İnsan kendi evladına, ana babasına karşı bile ömür boyu nafaka gibi bir yükümlülük altına girmiyor. Evlada ödenen iştirak nafakası, çocuğun ergin olmasına ya da eğitim hayatını tamamlayıncaya kadar devam ediyor. Fakat karşılıklı eşit kusurları nedeniyle boşanmış eş, göreceli bir kavram olan yoksulluğa düşen eşe süresiz nafaka ödeme borcu altına giriyor.

Suç ve cezaların dahi zamanaşımı var, özel hukuktan doğan bütün borçların zamanaşımı var, ama nafaka süresiz!

Anayasa Mahkemesi boşanma ile eşler arasındaki dayanışma yükümlülüğünün sona ermediğini, sosyal devlet ilkesi gereği boşanma ile yoksulluğa düşen eşin nafaka alacağının süresiz olmasının hukuka aykırı olmadığını söylüyor. Bir bakıma sosyal devlet ilkesinin sorumluluğunu eşlerin üzerine bırakıyor. Boşanan eşlerin nafaka yolu ile mali bağımlılıkları devam ettirilerek, herkesin kendi yoluna gitmesi engelleniyor. Boşanmaya neden olan kötü anılar, yeni hayatlarını gölgeliyor.

Size de burada bir şeyler doğru değil gibi gelmiyor mu?

Karşılıksız çekte son durum

Çek Kanunu md 5 düzenlemesinin oluşturduğu mağdurlar grubunu bilmeyen yok. Aslında ilk önce söylenmesi gereken, karşılıksız çekin asıl mağdurunun, çekin alacaklısı olan hamil olduğudur. Hamilin nasıl korunacağına dair birçok çözüm önerisi getirilebilir. Ben de 8 Şubat 2020 tarihli köşe yazımda banka garantili ve sigortalı çek önerilerinde bulunmuştum.

Karşılıksız çek keşide edilene nihayetinde verilen hapis cezası, Anayasa Mahkemesi’nin hatalı hukuki yorumuna rağmen, artık evrensel bir hukuk kuralı ve insan hakları arasında yer bulmuş olan, hiç kimseye özel hukuktan doğan bir borcunu ödeyecek mali gücü olmadığı için hapis cezası verilemeyeceğine ilişkin kurala aykırıdır.

Karşılıksız çeke verilen hapis cezasının ‘ıslah’ amacı gütmediği, daha çok çek keşide edeni ödemeye zorlama amacı taşıdığı açık. Peki sonuç alınabiliyor mu? Hayır! Ödeyebilecek gücü olan zaten bulup buluşturup ödüyor, ödeyemeyen de işinden olduğu gibi bir de hapis cezası alıp, ailesi ve çalışanları mağdur oluyor.

VUK 359’dan ceza alanlar çözüm bekliyor

Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesi, ‘Kaçakçılık Suçları ve Cezaları’ başlığını taşıyor.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre bu madde, haksız kazanç sağlamak ve/veya vergi kaçırmak (az vergi ödemek - hiç vergi ödememek) için işlenen fiillerden birisi olan sahte belge düzenleme veya kullanma suçunu düzenliyor. “Vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet vermesindeki oranın yüksekliğini dikkate alan kanun koyucu, sahte belge düzenlemek veya bu belgeleri kullanmak eylemleri için Vergi Usul Kanunu’nda özel düzenleme getirme ihtiyacı duymuştur. Vergi belgelerindeki sahteciliğin amacı; düzenleyen için komisyon almak suretiyle haksız kazanç sağlamak veya vergi doğuran faaliyetini vergi dairesi bilgisi dışında tutarak vergi ödememek; kullanan için ise gideri fazla gösterip matrahı düşürmek, dolayısıyla vergiyi az ödemek veya hiç ödememek ya da hakkı olmayan vergi iadesi veya indiriminden yararlanmaktır.”

Amaç mı, araç mı?

Bu bağlamda, vergiye esas belgelerde gerçeğe aykırılık olgusu olarak sahtecilik amaç değil, araçtır.

Buraya kadar kimsenin bir itirazı yok, olamaz da. Çünkü bu düzenleme aynı zamanda ticari hayatta oluşacak karışıklıkların da önüne geçmek, düzen ve karşılıklı ticari faaliyetlerin devamlılığını sağlamayı da amaçlıyor.

Birden fazla suç...

Madde metnindeki, “... düzenlenmemiş sayılır.” ibaresinin yarattığı karmaşa bir tarafa bırakılırsa, VUK md 359 doğrudan bir mağdurlar grubu yaratıyor gibi görünüyor. Çünkü aynı maddede, sahte fatura düzenlemek, kullanmak, defter ve belge ibraz etmemek, gibi birden fazla suç türü düzenleniyor, öyle ki tek bir sahte fatura ile tüm bu suçlar ayrı ayrı işlenmiş kabul edilip, ayrı ayrı cezalandırılabiliyor; sahte faturayı düzenleyen bunu kullanıyor ve incelemede vergi dairesine ibraz etmekten kaçınıyor.

Kamuoyunda kendilerini ‘VUK 359 mağdurları’ olarak tanımlayan önemli bir kitle var. İşin esasına girdiğimizde mağduriyetin doğrudan VUK md 359’dan değil, farklı yorumlanması ve uygulanmasından olduğu ortaya çıkıyor.

Bahsedeceğim tek bir örnek bunu açıkça ortaya koyuyor; bir limited şirket 2010 yılında 159 adet, 2011 yılında 44 adet, 2012 yılında 160 adet ‘sahte’ olduğu iddia edilen fatura düzenler. Ayrıca sahte fatura düzenleyicisi olduğu iddia edilen farklı şirketlerden de kendisi 2011 yılında 132 adet, 2012 yılında 67 adet belge alır. Bu eylemler zincirleme bir suç olarak kabul edilmeyip, şirket ortağı ve yetkilisi tarafından her yıl ayrı işlenmiş suç olarak cezalandırılır ve toplam 18 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum edilir.

Burada dikkat çekici husus, bazı ceza hukukçularının bu eylemlerin 2010 yılında başlayıp 2012 yılında biten zincirleme suç niteliğinde bir suç olduğu görüşüne karşılık, bazılarının ise (Yargıtay da aynı görüşte), aynı yıl içindekileri tek bir suç olarak kabul etmesidir. Üstelik hem sahte fatura düzenleme hem de kullanma ayrı ayrı cezalandırılmaktadır.

Sonuçta VUK md 359 gereği mahkum edilen kişiye ayrıca vergi dairesi de ziyaa uğratılan verginin üç katı tutarında parasal vergi ziyaı cezası da veriyor.

Suç ve ceza oranı

Cezaların amaçları arasındaki, suçlunun ıslahı amacı VUK 359’da şiddetli bir şekilde aşılmış oluyor. Üç katı para cezası ile birlikte toplam 18 yıla mahkum olan kişinin ıslahı değil, iflah olmaz bir şekilde geleceği kararmaktadır.

İşlenen suçlar ile verilen cezalar arasındaki oran kuyumcu terazisi hassasiyeti ile tartılmalıdır. İnfaz kanunları gündemdeyken, VUK 359 konusunun Meclis’teki siyasi partiler tarafından yeniden değerlendirilmesinde fayda var sanırım. Binlerce VUK 359 mağduru bunu bekliyor.