‘Param yok Hakim Bey!’

24 Temmuz 2021

Adli para cezasına çarptırılan hükümlü, “Param yok ödeyemiyorum” veya “Ödemiyorum” derse, kamuya yararlı işte çalışması gerekir. Bunu da yapmak istemezse, hapse girmekten başka çaresi yoktur

TCK iki tür ceza öngörüyor, hapis cezası ve adli para cezası.

Artık hukuk prensibi haline gelmiş bir kural var: “Ekonomik suçlara, ekonomik ceza”.

Bazen ekonomik olmayan suçlara da ekonomik ceza getirilmiş; örneğin adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçu için hapis cezası değil, sadece adli para cezası.

Bazen de ekonomik suç niteliği bulunmayan suçlar için hem hapis hem de adli para cezası öngörülmüş, mesela nüfuz ticareti ile ilgili TCK md 255. Soruşturmanın gizliliği ihlal suçunda ise hakimin hapis veya adli para cezası verme takdir yetkisi var.

Ekonomik ve ticari faaliyetlerle bağlantılı olan nitelikli dolandırıcılık suçunda da hem hapis hem de adli para cezası var, TCK md 158.

Örneğin tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında, kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla ya da sigorta bedelini almak maksadıyla işlenen nitelikli dolandırıcılık suçları hep bir ekonomik menfaat elde etmeyi amaçlarlar ve ekonomik suç olmalarına rağmen, failler hem hapis hem de adli para cezasına çarptırılırlar.

Seçimlik olarak hapis veya adli para cezası öngörülen suçlara örnekler çoğaltılabilir, taksirle yaralama, cinsel taciz, cinsel taciz, konut dokunulmazlığının ihlali, hakaret, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, mala zarar verme, kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf, karşılıksız yararlanma ve diğer bazı suçlar.

Yazının devamı...

Akreditif tahsilinde iskontodan kim sorumlu?

17 Temmuz 2021

Şirketin vadesi gelmiş borcu varsa, temerrüde düşmemek için, çek, senet kırdırmak ya da vadeli akreditifi iskontolu tahsil etmekle şirket zarara uğratılmış olmaz. Bu durumda bir zarar ve sorumluluk söz konusu olmamalı

Pandeminin etkisi yavaş yavaş bitiyor, çarklar dönmeye başlıyor. İhracatçılarımız ekonominin ulusal kahramanı rolünde dünyanın her yerine mal satıyorlar.

Dış ticaret deyince de ödemeler en önemli konudur. Milyon dolar tutarında ihracat yapalım, ödememizi alamadıkça, bu ihracat tamamen zarardır.

Dış ticaretteki ödeme yöntemlerinden olan akreditif, satın almış kimsenin (ithalatçının), bir banka ile yaptığı anlaşma üzerine, o bankanın, belli belgelerin satıcı (ihracatçı) tarafından ibrazı karşılığında, satıcıya (ihracatçıya) satış parasını ödemesini hedef tutan bir sözleşmedir.

Akreditif bankacılık hukukunun konusu olsa da bazen şirketler hukukunda da sonuçları olabiliyor.

Ortaklara borç

Turan Bey, ATB limited Şirketi’nin ortağıdır. Genel kurul toplantısında öğrenir ki, şirketin ihracat nedeniyle yabancı alıcısından temin ettiği 759.000 TL tutarlı akreditifi vadesinden önce muhabir bankaya ibraz edilerek tahsil edilmiştir.

Buraya kadar her şey normal görünüyor. Ancak detay incelenince anlaşılır ki, banka akreditifi vadesinden önce ödediğinden, 94.665 TL iskonto yaparak ödemede bulunmuştur.

Yazının devamı...

Mini ekonomi ve yargı reformunun tam zamanı

10 Temmuz 2021

Vergi Usul Kanunu, Çek Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemelerin yarattığı mağduriyetleri giderici değişiklikler “mini torba kanuna” alınarak, “mini yargı reformu paketi”ne dönüştürülmeli. Bayram müjdesi olarak bir mini yargı reformu yapılmalı

4’üncü Yargı Paketi de Meclis’ten geçti ve yasalaştı. Ağırlıklı olarak ceza hukuku ve ceza muhakemeleri hukuku alanında önemli değişiklikler yapıldı. Vergi Usul Kanunu md 359, Çek Kanunu md 5/11 ve Türk Medeni Kanunu md 175 düzenlemelerinin yarattığı mağduriyetleri giderici reform beklentisi giderilmedi.

Bu üç düzenlemenin özelliği, bireysel değil, kitlesel mağduriyetler yaratmalarıdır. Mağduriyetler de doğrudan kişi özgürlüğüyle ve ömür boyu sürecek mali yükümlülüklerle ilgilidir. Yıllardır süre gelen uygulama sonucu, doğrudan ve dolaylı etkilenenlerin sayısı milyonlara varmış; bir esnaf VUK 359’dan 20 yıla mahkum olunca ne aile düzeni kalır, ne iş yeri ve çalışanları. İlk, 4 Yargı Reformu Paketi’nde de yer verilmeyen bu üç konu acilen, dün 9 Temmuz 2021’de AK Parti’nin Meclise sunduğu, “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne eklenmeli.

“Mini torba kanun”, “mini yargı reformu paketi”ne dönüştürülmeli. Daha önceden hazırlanmış taslaklar “mini torba kanun teklifi”ne eklenerek , mağdurlara bayram müjdesi verilmeli.

Vuslat başka bahara kalmasın, mini yargı reformu paketi ile en azından ıslah edicilikten çok esnafın aile ve iş hayatını imha edici fonksiyonu olan ekonomi suçlarına hapis cezasına af getirilmeli. Aslında teknik olarak af olsa da, vicdanlarda suç olmayan bir eyleme verilen cezaya af çıkarılmasının vicdanen af olmayacağı da açık.

Telafi imkanı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nda Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesinin yarattığı mağduriyetin giderileceği öngörülmüştü.

4. Yargı Reformu Paketi’nde de önce yer verilmişti. Hazırlanan Taslak, VUK 359’daki gerçeğe aykırı belge düzenleme ve kullanma suçu yıllara yayılmışsa, TCK md 43 hükümlerindeki koşullar altında tek bir suç eylemi olarak kabul edip bir kere cezalandırmayı öngörmekteydi. Ancak öğrendiğim kadarıyla Ticaret Bakanlığı vergi ödeme etik anlayışında olumsuz sonuçları olabileceği endişesini iletince, son anda Paket’ten çıkarıldı.

Yazının devamı...

Lisanssız iletişimde Hazine’nin kaybı var

3 Temmuz 2021

GSM operatörleri, iletişim ve haberleşme sektöründe faaliyet gösterebilmek için para ödeyerek lisans ve ruhsat almak zorundayken, aynı sektörde faaliyet gösteren internet şirketleri ruhsatsız ve lisanssız, hiçbir ücret ödemeden iletişim hizmeti veriyor. İnternet iletişim şirketlerinin lisanssız faaliyetleri Hazine’nin kaybına neden oluyor

Sesli ve görüntülü haberleşmenin ve iletişimin yoğunluğu artık cep telefonundan internet üzerinden haberleşmeye kayıyor. Bu alanda 40 milyon civarındaki kullanıcı sayısıyla WhatsApp piyasanın hakimi durumunda. Ardından 10 milyon kullanıcı sayısıyla Turkcell tarafından geliştirilen BİP geliyor. Bunları Telegram ve Signal takip ediyor.

‘İletişim hizmetleri pazarı’nda faaliyet gösteren WhatsApp, BİP, Telegram ve Signal, Skype, Messenger gibi internet haberleşme şirketleri internet ortamında iletişimi ve haberleşmeyi sağladıklarından, internet ortamında yayın yapan sosyal ağ sağlayıcıları ile bilgi, resim, müzik video gibi mesaj, resim ve video paylaşımı olanağı veren YouTube, Tweetter, Instagram, Facebook, Tiktok gibi sosyal ağ sağlayıcılarından farklıdır.

Birinci guruba girenler ‘haberleşme’, ikinci guruba girenler ‘duyuru ve ilan’ hizmeti sunuyorlar, bunların faaliyet gösterdikleri pazar, ‘sosyal ağ pazarı’ olarak adlandırılıyor.

Altyapı farkı

WhatsApp, BİP, Telegram, Signal, Messenger ve Skype sundukları haberleşme hizmeti ile Türkiye’deki GSM şirketleri olan Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone’un verdiği haberleşme hizmeti ile arasında hemen hemen hiçbir fark yok; hepsi sesli, görüntülü ve yazılı iletişim hizmeti sunuyor. Bunlara internet şirketlerinin abonelerine verdikleri özel telefon numaraları üzerinden sağlanan haberleşmeyi de ekleyebiliriz.

Aradaki tek fark, GSM operatörleri kendi iletişim altyapılarını inşa ediyorlar, diğerleri ise internet bağlantısı altyapısını. Üstelik internet bağlantısı altyapısını dahi kendileri inşa etmiyorlar. Mesela Türkiye’de internet bağlantısı altyapısını kuran şirket WhatsApp değil.

Dahası, internet haberleşme şirketleri, yerel bir GSM numarası olmayanları sistemlerine alamıyorlar. Böylelikle başkalarının inşa ettiği internet altyapısını ve GSM bağlantısını kullanarak haberleşme hizmeti vermiş oluyorlar.

Yazının devamı...

Düğün fotoğrafı ‘logo’lu olur mu?

26 Haziran 2021

Düğün fotoğraflarının yer aldığı DVD’deki fotoğrafların üstüne fotoğrafçı büyük puntolarla kendi logosunu koyunca olay davalık oldu. Açılan dava tam 9 yıl sürdü

İnsanlarımızın hayatlarındaki en güzel ve mutlu günlerden birisi de, aile kurmanın kutlandığı düğünlerdir. Herkes farklı bir düğün yapar, kimisi kır düğünü, kimisi kapalı salonlarda, kimisi ev düğünü... Kimisi de nikah töreni ile yetinir. Hayal gücünü kullanıp, alışılmışın dışında düğün yapan çiftler de olur. Allah mesut bahtiyar etsin, bir yastıkta kocasınlar.

Hatıralar geçidi

Düğün anılarını hatırlamak hafızaya bağlı. Ebedileştirmek ise fotoğrafçılara ve DVD çekim sanatçılarına. Düğün fotoğraflarına bakılarak hatıralar canlanır. İçten içe, karşılıklı, “Beyaz gelinlik içinde ne güzelmişsin”, “Damat smokiniyle ne kadar yakışıklıymışsın” ifadeleri tekrarlanır durur. Ufak bir çekişme de buna eşlik eder.

Bir de düğün öncesi gelin ve damatlıkla çekilmiş özel pozlar vardır ki, onlar gerçekten fotoğrafçının yeteneğine göre ayrı bir güzeldir. Düğün fotoğraf ve DVD’si bazen de düğünde olmayanlara gösterilir, onlardan hayranlık ve iltifat beklenir. Ama zaman zaman düğün fotoğrafı ve DVD’lerde, çekimi yapan fotoğrafçının logosu belirir. Bu logo o kadar büyük ve belirgindir ki, ister istemez düğün sahnelerinin önüne geçer, “Şu ortadaki kim?”, “En güzel halayı damat tarafı mı çekmiş?” soruları yerine, “Fotoğrafçı kim” sorusu ön plana çıkar. Fotoğrafçı logosuyla, düğünden daha çok, kendisinin konuşma konusu olmasını başarmıştır. Fotoğrafçının logosu düğün resimlerinin, DVD çekimlerinin önüne geçebilir mi? Olay 2011 yılında olmuş, ilk derece mahkeme yargılaması, istinaf, temyiz, Hukuk Genel Kurulu derken 2020 yılında çözüme kavuşturulmuş. Aradan dokuz yıl geçtiğine göre düğün fotoğrafları daha da anlamlı hale gelmiş.

Olayın aslı şöyle: Düğün arifesindeki damat, bir fotoğrafçı ile düğün fotoğraflarının çekilmesi ve 200 fotoğraftan oluşan albüm ile albümde kullanılan ve kullanılmayan tüm fotoğrafların ön izlemeli DVD formatında teslim edilmesi hususunda 3 bin euro bedel karşılığında sözleşme yapar. Fotoğrafçı düğünden sonra çekilen fotoğraflar arasında beğenilen 205 adet logosuz fotoğrafı, değişik ebatlarda özel çerçeveli dijital baskılarını yaparak İtalyan deri albüm hâlinde teslim eder.

Ayrıca sözleşme gereğince bütün çekilen fotoğrafların DVD formatında yer aldığı ön izlemeli bir DVD’yi teslim eder. Albümdeki fotoğraflar logosuz, ama DVD’deki fotoğraflar büyük puntolarla fotoğrafçının logosunu içermektedir.

Sözleşmeye aykırı

Yazının devamı...

Sözleşme yabancı dildeyse geçerli mi?

19 Haziran 2021

Ortakları, yöneticileri yabancı bile olsa Türkiye’de kurulu şirketlerin Türkiye’deki şirket veya gerçek kişilerle yaptıkları sözleşme Türkçe değilse, hukuken geçersizdir, yabancı dilde yapılan herhangi bir sözleşmeden dolayı hiçbir hak ileri sürülemez

 

Çoğu kimse hiç duymamıştır. 10 Nisan 1926 tarihinde kabul edilen ve halen yürürlükte olan 805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburî Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’u... Cumhuriyet ilan edileli daha 3 yıl olmuş, ticaret de daha çok yabancıların elinde olduğundan ve kendi aralarında yaptıkları sözleşme ve yazışmaları yabancı dilde yazıklarından, Türk makamları ve yargısına yabancı dilde olan bu evraklar sunulmaktadır. Nasıl ki bir İngiliz mahkemesi Türkçe yazılmış bir sözleşmeye dayalı karar vermek zorunda değilse, Türk mahkemeleri de İngilizce bilmek zorunda değildir.

Anayasa’mızın 3’üncü maddesine göre de resmi dilimiz Türkçe’dir. Kültürel bir sömürge ülkesi olmak istemiyorsanız, yazışmaların da resmi dilde olması önemlidir.

1926 tarihli 805 sayılı bu kanun da ticaret şirketlerinin ve diğer iktisadi kuruluşların yazışmalarında, sözleşmelerinde, defter kayıtlarında sadece Türkçe kullanmalarını zorunlu kılmış.

Fakat, kanun metnini okuyunca, dilinin bugünkü Türkçe’ye çok ‘yabancı’ kaldığını anlayacaksınız. Vakıf üniversitelerinin kurulmasından sonra mezun hukukçulardan sözlük kullanmadan bu kanunu anlayacak birisi çıkarsa, özel yeteneği ve becerisi nedeniyle kutlamak isterim.

“Madde 2 - Ecnebi şirket ve müesseseler için bu mecburiyet Türk müessesatı ile ve Türkiye tebaasından olan efrat ile muhabere, muamele ve temaslarına ve devair ve memurini devletten birine ibraz mecburiyetinde bulundukları evrak ve defterlerine hasredilmiştir.”

Türkçe olmalı

Yazının devamı...

Ekonomik suçlara af beklentisi

12 Haziran 2021

Bazı hukuk düzenlemeleri öngörülmeyen durumlar yaratabilir. Bu yazımda acil çözüm bekleyen üç ‘hukuksal feryat’a yer vereceğim: Sahte fatura, süresiz nafaka ve karşılıksız çek

Bazı hukuki düzenlemeler bireysel mağdur yaratır, bazıları ise öyle çok mağdur yaratır ki, toplumsal soruna dönüşürler. Yasal düzenleme yapılırken öngörülemeyen durumlar ortaya çıkabilir. Ya da, yasa koyucunun tercih ettiği yasal çözüm seçeneğinin beklenmeyen sonuçları olur.
Dünyada hiçbir ülke mükemmel yasa çıkaramaz. Her yasanın o veya bu sebeple memnun edemediği kişiler olacaktır. Bu önemli değildir, önemli olan yasanın toplumsal ve bireysel adalet ve hakkaniyet duygularına, hukukun evrensel kurallarına aykırılık oluşturup oluşturmadığıdır. Okuyucularımdan da gelen yoğun ‘hukuksal feryat’lar üzerine acil çözüm bekleyen üç konuya yer vereceğim.

1 - VUK 359 reformu yolda

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nda Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesinin yarattığı mağduriyetin giderileceği öngörülmüştü.

VUK 359 mağduriyetinin sebeplerinden birisi, madde metninde netlik bulunmaması, diğeri ise Yargıtay’ın yorumu. Bu iki sebepten dolayı ekonomik bir suça 40 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor. Ortalama ömrün yarısı. Cezaların suçluyu ‘ıslah’ edici fonksiyonu ortadan kalkar, ‘imha edici’ olur. Üç yıl boyunca naylon fatura düzenleyip kullandığı için 18 yıla kadar hapis cezası verilen bir kimsenden geriye ‘ıslah edilecek’ bir ömür kalır mı?

VUK 359 a - 2’de, naylon faturayı ‘düzenleyenler veya kullananlar’ denildiğinden, buradaki ‘veya’ bağlacı naylon faturayı ‘düzenlemeyi’ ayrı ‘kullanmayı’ ayrı iki suç olarak kabul edip, naylon faturayı düzenlediği için 3 yıl, kullandığı için de bir üç yıl daha olmak üzere toplam 6 yıla kadar hapis cezası veriliyor. Oysa gerçeğe aykırı bir naylon fatura düzenleyip kullanma ile meydana gelen vergi kaybı değişmez.

Vergiye esas belgelerde gerçeğe aykırılık olgusu olarak sahtecilik, amaç değil, araçtır. Olması gereken, VUK 359 a - 2’deki ‘düzenleyenler veya kullananlar’ ibaresi yerine, ‘kendi veya başkasının düzenlediği gerçeğe aykırı belgeyi bilerek kullananlar’ ibaresinin eklenmesi. Böylece ‘naylon fatura’ suçundan suçun temel unsurunun ‘sahte olduğunu bilerek kullanma’ olduğu vurgulanmış olur.

Yazının devamı...

Ticari kredi nasıl teminata alınır?

5 Haziran 2021

Bankalar kullandırdıkları ticari kredilere yeterli teminat alırlarsa daha kolay kredi verebilirler. Teminatı olmayan şirketlerse önce ortak veya yöneticileri kefil gösterecekler, sonra da bankanın ‘daini mürtehin’ olduğu hayat sigortası yaptırabilir

Krediyi diğer borç türlerinden, hukuki terimiyle ‘tüketim ödüncü’nden ayıran özellik, geri ödenmeme riskinin bulunmasıdır. Bankalar topladıkları mevduatı, ihtiyacı olanlara kredi olarak kullandırır. Bu durumda bankalar, kendi sermayelerinden ziyade başkalarına ait parayı, ihtiyacı olanlara kredi olarak kullandıran kurumlardır.

Bankalar bir bakıma ekonominin kalbi görevini görürler; nasıl ki canlıların kalbi, vücuttaki kanı toplayıp ihtiyacı olan organlara pompalıyorsa, bankalar da ekonomideki tasarrufları toplayıp ihtiyacı olan tüketicilere ve şirketlere kullandırırlar.

Banka tasarruf sahiplerinin mevduatını kredi olarak kullandırdığından, geri dönüşünü teminat altına alması gerekir. Her ne kadar teminatsız kredi kullandırtılmasını yasaklayan bir yasal hüküm bulunmasa da, yöneticiler kendilerini hukuki sorumluluk altına atmamak için olağanüstü durumlar dışında teminatı hatta yeterli teminatı olmayan kredi vermezler.

Tüketici kredilerinde teminat olarak artık hayat sigortası yaptırmak yaygın bir uygulama halini aldı. Hayat sigortası herkesin lehine:

Kredi kullanan vefat ettiğinde, kalan kredi borcunu hayat sigortası ödediğinden, mirasçılara bir borç kalmaz.

Banka ise kalan kredi borcunu kolayca hayat sigortası tazminatından tahsil edeceğinden, yıllarca sürecek takip ve davalardan kurutulur.

Yazının devamı...