Taahhüdü ihlal etme suçuna Kovid etkisi

Borçlunun taahhüdünü ihlal etmesi, makul bir sebebe dayanmıyorsa, üç aylık tazyik hapsi kaçınılmaz. Yasa, icra taahhüdünün ihlalinde sadece geçerli bir sebep varsa tazyik hapsi verilemeyeceğini söylüyor. Peki, pandemi ihlal için makul sebep sayılabilir mi?

Düşmez kalkmaz bir Allah! Bir zamanlar binlerce kişi çalıştıran, istihdam sağlayan bir iş insanı, bazen kendi hatalarından, bazen ekonomik koşullardan dolayı borca girebilir.

Borca girince, çıkış yolu olarak yeni borçlar alır. Bu sefer, eski borcunu ödemek için aldığı borçlarını da ödeyemez hale gelir. Sonuçta sadece kendisi değil, yüzlerce, binlerce çalışanı işinden olur, borçlarını ödeyemeyenin alacaklıları da kendi borçlarını ödeyemez, onlar da mağdur olur.

Alacaklılar ne yapar? Duruma göre ilk tercih edilen, alacaklıya icra dairesi kanalıyla bir ödeme emri göndermektir.

İcra dairesi aracılığıyla alacak takibine geçilip, ödeme emri kesinleştikten sonra, alacaklı borcunu halen ödememişse, haciz aşamasına geçilir.

Haciz aşamasında da tercih edilen yol, borçlunun öncelikle likit malvarlığının, yani bankadaki parası, maaşı ve paraya çevrilmesi kolay olan malları haczedilmesidir. Nihayetinde taşınır ve taşınmaz mallar, şirket malları ve işletmesi de haczedilebilir. İcra ve İflas Kanunu’muz (İİK), borçluya haczi veya hacizli mallarının satışını önleme hakkını ve yetkisini tanıyor.

Borçlu icra taahhüdü ile alacaklının onayı olmadan haciz ve satış işlemlerini durdurabilir. İİK md 111 hükmüne göre, alacaklı borçlunun hacizli mallarının satılmasını icra dairesinden talep edinceye kadar, borçlunun, borcunu muntazam taksitlerle ödemeyi taahhüt etmesi karşılığı hacizin ve hacizli malların satışını önleme olanağı var.

İcrayı durdurmak için ilk taksidin de derhal ödenmesi zorunlu. Tabii, borcun en fazla dört aylık taksite bölünebileceğini de hatırlatayım. Yeteri kadar malvarlığı haczedilmemiş borçlular bu olanaktan faydalanamıyorlar.

Borçluya, borcunu ödeme taahhüdü karşılığı icrayı durdurma yetkisi veren kanun koyucu, taahhüdün ihlali halinde, “ceza” olarak “üç aya kadar tazyik hapsi”ni öngörmüş.

Taksite bağlayabilir

İcra taahhüdüne alacaklı karşı çıksa da fark etmez. Borçlu, kendi insiyatifi ile borcunu ödeme taahhüdünde bulunup, haciz işlemlerini durdurabileceği gibi, alacaklı ile anlaşarak da durdurabilir. Birincisinde borçlu icra taahhüdünü icra dairesine, ikincisinde ise doğrudan alacaklısına yapmış oluyor.

Borçlu ile alacaklı, borcun taksitlendirilmesi için icra dairesinde bir sözleşme yaparlar. Bu sözleşme şeklindeki icra taahhüdünde borcunun taksitlerini birlikte diledikleri gibi belirleme olanağı var; isterlerse on taksit, isterlerse 24 taksit.

İhlal cezası

Borçlunun icra taahhüdünü ihlalinin “cezası” var; üç aya kadar “tazyik hapsi”. Aslında “ceza” sadece suç sayılan eylemlere uygulanan bir yaptırımdır. Taahhüdün ihlali ise bir suç olmadığından, verilen “üç aya kadar” hapis cezası da, hukuki anlamda bir “ceza” olmayıp, “tazyik hapsidir”. Bu sebeple de borçlu borcunu ödediği anda hapisten çıkarılır.

Taahhüdünü ihlal eden borçlunun tazyik hapsine çarptırılması, alacaklının şikayetine bağlıdır. Şikayet, alacaklının suçun işlendiğini öğrendiği tarihten itibaren üç ay içerisinde yapılmalı. Ama suç işlendikten bir yıl geçtikten sonra şikayet yapılamıyor. Taahhüdü ihlalde şikayetin icra tetkik merciine yazılı veya sözlü yapılabileceğini de belirtmeden geçmeyelim.

Okuyucumun başına gelenler

Borçlunun taahhüdünü ihlal etmesi, makul bir sebebe dayanmıyorsa, üç aylık tazyik hapsi kaçınılmaz. Yasa, icra taahhüdünün ihlalinin sadece geçerli bir sebepten dolayı tazyik hapsi verilemeyeceğini söylüyor. Peki, koronavirüs pandemisi tahliye taahhüdünün ihlalinin makul sebebi sayılabilir mi?

Antalya’dan S. İsa Ekşi adlı okuyucum, icra taahhüdünü korona sebebiyle ihlal etmek zorunda kalmış. İsa Bey gibi olanların sayısı fazla olunca, hukuki açıklamaları yazmam elzem oldu.

Şöyle diyor Antalya’dan S. İsa Ekşi Bey:

“Değerli Hocam,

Öncelikle sizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Bir konu hakkında siz değerli hocamızın kaleminin gücüyle sesimizi duyurmaya ihtiyacımız olduğunu hissederek bu yazıyı size yazıyorum.

Antalya’da çok sayıda ev inşa etmiş ve sahiplerine teslim etmiş bir inşaat firması sahibiyim. 2018 yılında döviz kriziyle beraber işlerimiz sekteye uğradı ve süre gelen ekonomik daralmanın neticesi olarak borca batık noktaya geldik. İşlerimizi döndürmek ve çarkın işleyişini sağlamak adına finansman ihtiyacını karşılamak noktasında banka, faktoring ve gerçek kişilerden faizle borçlanma yoluyla bir takım borçlar almak durumunda kaldık, ancak bir türlü kısır döngüyü aşamayınca haliyle sistem tıkandı ve ödemelerimizi yapamaz olduk. Süreçte iyi niyetimizin nişanesi ve göstergesi olması adına da icra dairelerinde taahhütlerde bulunmak durumunda kaldık. Ancak 2 yılı aşkındır daralma sebebiyle istemeye istemeye taahhüdü ihlal suçunu işledik. Şimdi de birçok dosyadan 3 aya kadar tazyik hapsine çarptırıldık.

Kovid-19 sebebiyle verilen izinden faydalandığımız için şu an hapiste değiliz, ancak malumunuz olduğu üzre bu Kovid koşullarda ödeme yapmamız mümkün değildir. Hal böyle olunca izin süresi dolduğunda sırf borcumuzu ödeyemediğimiz için cezaevine gireceğiz. Bu durumda olan binlerce insanımız bulunmakta...

Bu konuda devletimizin tazyik hapislerine belki bir erteleme veya af çıkarmasına ihtiyacımız var. Kendimizi toparlamak ve borçlarımızı ödemek adına sürece ihtiyacımız var.”

Elçiye zeval olmaz! Takdir Meclis’imizindir!

Bir erteleme veya af çıkacaksa, bu sadece icra taahhüdünü ihlal edenlere değil, bütün tazyik hapsine çarptırılanları da kapsamalı.

Ama okuyucum müsterih olsun, Kovid-19 sürecinin doğurduğu koşulların mücbir sebep sayıldığı hukuki bir gerçek. Dolayısıyla sırf Kovid-19 sebebiyle taahhüdünü ihlal edenlerin, İİK md 340’daki “makul sebep”e dayanmaları mümkündür.