İran yıldızına ağlıyor

8 Ekim’de hayatını kaybeden İran’ın efsanevi müzisyenlerinden Muhammed Rıza Şeceryan’ın ülkemizde yeterince tanınmadığını düşünüyorum.

Bir ülkeyi, bir toplumu anlamanın en önemli yolu kültür ve sanatını bilmekten geçer. Kültür ve sanattan kastım en geniş manada kültür ve sanat. Türkiye’de yaşayan bizler, hemen yanı başımızda yer alan ülkelere dair bilgi edinmek istediğimizde; mesela Irak, Suriye, İran veya Rusya, maalesef Batılı kaynaklara bakmak durumunda kalıyoruz. Birincil kaynaklara erişip bu alanlarda araştırma yapanlar yok denecek kadar az. Bütün bunları niçin anlatıyorum? Geçtiğimiz günlerde vefat eden İran’ın efsanevi müzisyenlerinden Muhammed Rıza Şeceryan’ın (Mohammad Reza Shajarian) maalesef yeterince tanınmadığını düşünüyorum.

1940 yılında dünyaya gelen Şeceryan, ilk müzik eğitimini çocuk yaşlarında babasından aldı. Daha henüz 19 yaşındayken Horasan Devlet Radyosu’nda şarkılar söylemeye başladı. Ve kendine has tarzıyla kısa zamanda büyük beğeni topladı, 1960’larda bütün İran onu tanıyordu.

İran yıldızına ağlıyor

Picasso Ödülü

Şeceryan 39 yaşındayken İran Devrimi gerçekleşti. Şeceryan devrime büyük destek verdi ve devrimi hep savundu. Asla politik bir figür olmadı, aktivistliğe soyunmadı. 2009 yılında hükümet karşıtı, -rejim karşıtı değil- protestoları desteklediği için İran’da konser vermesi ve yeni kayıtlar yapması yasaklandı. Yeni kayıtlarını yurt dışında yapan Şeceryan, sevenleriyle de yurt dışındaki konserlerde bir araya geldi. Konya ve İstanbul konserlerine İran’dan yüzlerce kişi geldi. Bu yıl dijital olarak gerçekleşen 17. Uluslararası Konya Mistik Müzik Festivali’nin açılış konserinde de Şeceryan yer aldı. (mistikmuzik.gov.tr adresinden dinlemeniz mümkün.) 1999 yılında UNESCO Fransa tarafından kendisine Picasso Ödülü verildi. Ayrıca 2004 ve 2006 yıllarında En İyi Dünya Müziği kategorisinde Grammy Ödülü’ne aday gösterildi ve bu başarıyı elde eden ilk İranlı sanatçı oldu.

“Sevgilisiyle buluşmak için uçtu”

Şeceryan sadece şarkı söylemiyordu hanendeydi; aynı zamanda bestekârdı ve hat sanatıyla uğraşıyordu. Politik görüşünüz, hayata bakışınız, zevkleriniz ne olursa olsun eğer İranlıysanız Şeceryan mutlaka hayatınızın bir yerinde, bir anında dinlediğiniz bir müzisyendi. Bu yüzden ölüm haberinin ardından binlerce İranlı hastaneye akın etti.

Kariyeri boyunca Hafız-ı Şirâzî, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Ömer Hayyam gibi Farsçanın büyük üstatlarının, klasiklerinin şiirlerini besteledi ve bu isimlerin tekrar sevilmesine vesile oldu.

Shajarian’ın oğlu Hümayun Şeceryan (Homayoun Shajarian) ki kendisi de babası gibi müzisyendir; sosyal medya hesabından babasının “sevgilisiyle buluşmak için uçtuğunu” söyleyerek haberi paylaştı.

Nobel mi?

Bu yıl Nobel Edebiyat Ödülü Louise Glück’e verildi. Ülkemizde sadece bir adet, şiirlerinden seçmelerin yer aldığı kitabı var. Sadece Türkiye’de değil başka birçok ülkede de yazarın tanınırlığı yok. Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması için bir yazarın tanınır olması şart mı? Hayır değil! Lakin İsveç Akademisi’nin son yıllarda aldığı kararlar ve karıştığı skandallar hâlâ tazeliğini korurken bu ödülün normal zamanlara nazaran daha az önemsendiğini, tartışıldığını gözlemledim. Bunda yazarın Türkiye’de az bilinmesi kadar geçen sene Boşnaklara uygulanan soykırımı açıkça destekleyen, savaş suçlusu Miloseviç’in cenazesine katılmaktan geri kalmayan Peter Handke’ye ödülün verilmiş olmasının da etkisi olduğunu düşüyorum. Oscar ödüllerini veren Akademi hızla kendini yenilemeye çalışırken, İsveç Akademisi’nin hantal yapısını ve son derece dar bir kadroyla -sadece- 18 üyesi var, bu ödülü dağıtmasının yakın zamanda son bulmasının hiç şaşırtıcı olmayacağını düşünüyorum.