Türkiye Kore olur mu?

15 Şubat 2020

Kore filmi “Parasite” Oscar dahil dünya çapında birçok ödül kazandı. Kore endüstrileşmenin yanı sıra kültür-sanat ve spor alanlarında da öne çıkıyor.Amerika’nın Los Angeles şehrinde pazar akşamı yapılan Oscar Ödül töreni son derece şaşırtıcı sonuçlandı. Doksan iki yıllık ödül tarihi boyunca ilk kez İngilizce olmayan bir film “En İyi Film” kategorisinde ödül kazandı. Güney Koreli Bong Joon Ho’nun yazıp yönettiği film, “En İyi Özgün Senaryo” ödülüne de değer bulundu.

Bu başarının asla tesadüfi olmadığını düşünüyorum. Kore söz konusu olduğunda uzun yıllardan beri özellikle K-pop ve K-drama adı altında büyük çalışmalar yapıldığı malum.

K-pop grupları sadece kendi ülkelerinde değil, 2000’lerin başından itibaren özellikle Batı dünyasında büyük bir ilgi ve beğeniyle takip ediliyor. Bazı grupların Amerika konserleri, The Beatles’ın Amerika turnesiyle mukayese ediliyor. Belki de onlardan çok daha fazla ilgi uyandırıyor. Sonuç itibarıyla The Beatles söz konusu olduğunda arada dil engeli yer almıyor. Ama Korece şarkı söyleyen gençleri ağırlıklı olarak gene gençler büyük hayranlıkla dinliyor, takip ediyor. Hatta bu kültürü daha iyi anlamak, şarkılara eşlik edebilmek için Koreceye olan ilgi artmış durumda.

Sadece Batılı ülkelerde değil Türkiye’de de Kore’ye, Kore kültürüne, K-pop ve K-dramaya büyük bir ilgi var. Sadece bir Kore dizisi olarak başlayan 2019 yılında da Türkiye’de “Mucize Doktor” adıyla aktarılan diziye bakmak bile yeterli.

Yazının devamı...

Filistin’i sanatla anlamak

1 Şubat 2020

Tek taraflı barış planıyla gündeme gelen Filistin ile bölge ülkeleri sanatçılarının eserlerine ülkemizde yeterince yer verilmiyor.ABD Başkanı Donald Trump’ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile beraber açıkladığı “Barış Planı” bütün dünyada şok etkisi yarattı. Uzun süredir üzerinde çalışılan plana, başta Türkiye olmak üzere birçok ülke ve topluluk, tek taraflı olduğu, Filistin halkını ve onun önceliklerini hiçe saydığı için tepki gösterdi.
Gündemde bu konu olunca ister istemez ülkemizde Filistin’in, Kudüs’ün sanata yansımalarını düşündüm. Maalesef bizde sanat çoğunlukla belirli bir kesimin ilgisinde, bilgisinde, kontrolünde olduğu ve diğer kesimin önceliği de geleneksel/gelenekli sanatlar gibi göründüğü için “Filistin, Kudüs, Irak’taki savaşlar ya da Suriye’nin yok edilişi, Halep’in yerle bir olması, Bosna-Hersek’te yaşanan soykırım” gibi konular sanat gündemimizde yer al(a)mıyor. Burada yaşayan sanatçıların bu konuları işleyen eserler vermelerini kast etmiyorum. Bu ülkelerden, bölgelerden sanatçılara, politik sanata, ülkemizde yeterince yer verilmemesine işaret etmek istiyorum. Bu durum, sadece plastik sanatlar söz konusu olduğunda geçerli değil, edebiyatta da maalesef benzer bir durum var. Mahmud Derviş’in, Adonis’in eserleri, son zamanlarda Mehmet Hakkı Suçin’in çevirilerini saymazsak yeterli değil.
Geçen yıl vefat eden, sanatçı ve sanat tarihçisi Filistinli Kamal Boullata’nın “Filistin Sanatı-1850’den Günümüze” alt başlığını taşıyan, ön sözünü John Berger’in yazdığı kitap Türkçeye çevrilse sanat üzerinden Filistin’i daha iyi anlamanın mümkün olacağını düşünüyorum.

Rusya’nın yeni Kültür Bakanı

Rusya’da kabine değişikliğiyle birlikte çok az kişinin tanıdığı Mihail Mişustin başbakanlığa getirildi. Rusya’nın yeni Kültür Bakanı Olga Lyubimova da kabinenin en dikkat çeken isimlerinden biri. Bakan olduktan sonra hızlı bir şekilde bazı sosyal medya paylaşımlarını sildi. Yaklaşık on iki yıl önce, yani yeni bakan 28 yaşındayken şunları söylemiş: “Paris’e gittim ama Louvre Müzesi’ni görmedim, klasik müziği ve tiyatroyu sevmiyorum.” Bir başka yerde ise şöyle yazmış: “British Museum’a, Ulusal Galeri’ye ve birkaç düzine Avrupa ve Rus müzesine gittim ve sanırım orada zamanımı boşa harcadım.”

Yazının devamı...

2020’nin sergilerine bakış

4 Ocak 2020

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi sergiler için hazır olamayacak belki, ama Marina Abramoviç sergisi, 2020’nin ses getiren sanat etkinliklerinden olmaya adayGeçen hafta 2019’un kısa bir özetini yapmaya çalışmıştım. Bu hafta ise imkânlar elverdiğince 2020’de bizi bekleyenlere değinmek istiyorum. İmkânlar elverdiğince dememin özel bir nedeni var; çünkü bizde müzeler sergi programlarını maalesef yakın zamanda duyuruyorlar. Bunun temelinde ise gözlemleyebildiğim kadarıyla, sergi programlarının maalesef çok önceden belli olmaması yatıyor. Önce kötü haberden başlayayım: daha önce bu köşede bahsettiğim ve başka mecralarda da defalarca konuşulduğu üzere Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin 2020’de açılabileceğini düşünmüyorum. Müzenin henüz inşaatının bitmemesi bunun ilk nedeni. İkinci ve belki de daha önemli etken ise yakın zaman önce müzenin baş küratörü olarak göreve başlayan Vasıf Kortun’un istifa etmesi. Umarım mümkün olan en kısa sürede layıkıyla bu müzeye kavuşuruz. İstanbul Modern uzun zamandır devam eden Uluslararası Misafir Sanatçı Programının neticesinde ortaya çıkan eserlerden oluşan sergiye şubat ayında ev sahipliği yapmayı planlıyor. Ayrıca yıl içinde Şakir Eczacıbaşı’nın fotoğraf sergisi ve Artists Film International / Uluslararası Sanatçı Filmleri de yazın sanatseverlerle buluşacak.

Abramoviç’in projesi
Sakıp Sabancı Müzesi, Marina Abramoviç sergisine ev sahipliği yapacak. Müzenin müdürü Nazan Ölçer sergiyi şu sözlerle anlatıyor: “Abramoviç, İstanbul’a büyük bir projeyle gelecek. Sergi, her gün çoğunluğu Türk sanatçıların gerçekleştireceği canlı performanslardan, Marina’nın 50 yıllık sanat hayatına ışık tutacak çalışmalarından ve performans sanatı literatürüne Abramoviç Metodu olarak giren ve ziyaretçilerin birebir katılımıyla gerçekleşecek deneyimlerden oluşacak. İlk kez bir serginin başyapıtı ziyaretçiler olacak.”

Tahminen 2020’nin en fazla konuşulacak sanat etkinliklerinden biri olacağını söylemek abartılı olmaz.

Yazının devamı...

2019 biterken

28 Aralık 2019

Türk sanat tarihinin iki önemli sanatçısının iki önemli sergisine şahit olduk bu sene. Yeni müze açılışları da dikkat çekiciydi.

Bir yılın ardından geçen günlere bakıp yaşadıklarımızı hatırlamak her daim iyidir. Hem geçmişe bakma hem de geleceğe dair fikir edinme imkanına sahip oluruz bu durumda. Ben de bu haftaki yazımda kendi hususi zaviyemden 2019’un özetini yapmaya çalışacağım.

Türk sanat tarihinin iki önemli sanatçısının iki önemli sergisine şahit olduk bu sene. İlki fotogerçekçilik akımının Türkiye’deki ilk temsilcisi Nur Koçak’ın Salt Beyoğlu ve Salt Galata’daki “Mutluluk Resimlerimiz” sergisi. Bu sergiyi görmediyseniz 29 Aralık’a kadar serginin açık olduğunu hatırlatırım. Bir diğer önemli sergi ise Sabancı Müzesi’ndeki “Avni Lifij: Çağının Yenisi” isimli sergi. Bu sergiyi de 12 Ocak’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

Çağdaş sanatın en önemli temsilcilerinden Bill Viola’nın sergisi “Geçici” başlığını taşıyor. Borusan Contemporary’de (Perili Köşk) yer alan sergi 13 Eylül 2020’ye kadar devam edecek. 

Tabii çağdaş sanatın en önemli buluşma noktası İstanbul Bienali. Artık dünyanın sayılı bienallerinden biri sayılan İstanbul Bienali’nin tema’sı Yedinci Kıta’ydı. Yazar ve akademisyen Nicolas Bourriaud’nın küratörlüğünde gerçekleşen bienal, son anda ana mekanın değişmek zorunda kalmasına rağmen, son derece global bir konuyu başarılı bir şekilde ele aldı.

Artık çağdaş sanatın İstanbul’daki en önemli adresi Arter diyebiliriz. Eylül ayında açılan müzede yer alan ilk sergiler koleksiyondan seçkilerden oluşuyor. Uzun zamandır inşaatı devam eden binanın faaliyetine başlamış olmasını belki de Türkiye’de sanat alanında yılın en önemli etkinliği olarak anmak mümkün. Koç Vakfı tarafından açılan Arter’in eski yerinde faaliyetine başlayan Meşher de yılın önemli olaylarındandı. Bir kere çağdaş sanatla ilgili bir mekana Osmanlıca bir isim verilmesi bu yeni kurumun kimliğine dair önemli bir ipucu bence. Gelenekle kuvvetli bağlara sahip çağdaş sanat eserlerini göreceğimizi umuyorum.

Bir başka müze açılışı ise Eskişehir’de yer alan Odunpazarı Modern Müzesi (OMM). Sanatın İstanbul dışında da sergilenmesi, yatırımı yapılması son derece önemli. Odunpazarı’nın tarihi dokusuna uygun ünlü Japon mimar Kengo Kuma imzasını taşıyan bina büyüleyici.

Yazının devamı...