Kötü de olsa benim olsun

Sanat dünyasından yıllardır gözlemlediğim, habis bir ur gibi saran bir durum var. Bahsedeceğim bu husus belirttiğim gibi gözlemlerime dayanıyor. Bu sebepten somut örneklere gir(e)meyeceğim.  

Sanat dünyasındaki irili ufaklı kurumların tamamı kendi çevreleriyle iş yapma derdinde. Sanat doğası gereği yeniye, yeniliğe, değişime açıkken ülkemizdeki sanat dünyasında bunu görmek maalesef pek de mümkün değil. Bu açıdan bakınca birçok Avrupa müzesinde gördüğümüz sıkıcı, muhafazakâr havayı burada da görmek mümkün.  

Sadece kendi çevreleriyle iş yapan bu kurumlar doğal olarak diğer çevrelerde olan bitenden de haberdar değiller. Bunun temelinde kurum kültürlerinin kemikleşmiş olması ve hep aynı profildeki çalışanların yer almasını rahatlıkla söyleyebilirim.  

Muhafazakâr ve dindar kesimin bu alanda daha esnek olduğu da belirtmem gerekiyor. Evet orada da benzer profilde insanların ağırlıklı olduğunu görmek mümkün. Muhafazakâr ve dindar kesimin esnek olmasının needeni bu alanda Seküler-Kemalist kesime göre daha az yetişmiş insanının olduğunu düşünmesi. O yüzden de Seküler-Kemalist-Liberal kesimden birisi rahatlıkla buralarda çalışabiliyor.  

Ben, sanat dünyasındaki bu ayrımın son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Sanatçıların, sanat profesyonellerinin mahallelere, kamplara, kliklere ayrılmasının ve sadece kendi mahallesiyle, kampıyla, kliğiyle iş yapmasının bugün için kendilerine iyi gelse de ileride bunun ortaya çıkaracağı kısır, çorak ve tatsız ortamın, aslında bugün içinde bulunduğumuzu düşündüğüm durum gibi, çok daha kötü sonuçları olacağına inanıyorum. 

İstanbul - Bodrum

Sanat dünyasında yaz aylarının başlamasıyla hızlı bir şekilde Bodrum’a göç başladı. Galeriler Bodrum’da yaz ayları için şubeler açıyorlar. Bodrum’da bir sanat fuarı bile düzenleniyor. Bodrum, belki de kendisine Miami’yi örnek alarak, İstanbul’dan sonra sanatın ikinci merkezi olmak istiyor. Sanatın yanına turizmi de katarak hem yerli hem de yabancı turistler için alternatif bir mekân oluşturulmak isteniyor. Bodrum altyapısı zaten yetersiz, yolları, imkânları kısıtlı bir yer. Yaz aylarında nüfusu katlanarak artıyor ve bu hareketliliğe göre bir yatırım yapılamıyor. Görünen ve amaçlanan o ki sanatın da burada yer almasıyla birlikte bu hareketlilik daha artacak. Ama Bodrum’a değer katması planlanırken bu tarz etkinliklerin şehrin yükünü arttırmasından endişe ediyorum.  

İstanbul ise özellikle müzik söz konusu olduğunda yılın en hareketli dönemini geçiriyor. Bazı akşamlar önemli iki konser arasında karar vermeye çalışırken bulabiliyorum kendimi. Örneğin Çarşamba akşamı Volkswagen Arena’da İbrahim Maalouf’un konseri ve Harbiye Açık Hava’da ise İKSV tarafından düzenlenen İstanbul Caz Festivali için gelen caz müziğin yaşayan efsanelerinden John McLaughlin’in konseri vardı. Önümüzdeki salı ise Caz müziğin efsane isimlerinden Beş Grammy ödüllü Dianne Reeves, Ercüment Orkut Trio’yla birlikte Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. İki büyük yeteneği bir arada görmek her zaman nasip olmaz. Tüm müzikseverlere tavsiye ederim.