Mahzun ramazan

Bütün ezberlerimizin bozulduğu, yepyeni bir  düzene girme arifesinde olduğumuz şu karantina günlerinde bambaşka bir ramazan ayı idrak ediyoruz, yaşıyoruz. Evde kaldığımız bugünlerde düşünmek, yapılabileceklerin başında geliyor.

Bu toprakların en büyük birleştirici gücü hiç kuşkusuz İslamiyet’tir. Din, en belirleyici unsurların başında gelir. Dinin toplumun geniş kesimi tarafından en görünür, hayatta en fazla yer kapladığı zaman dilimi ise ramazan ayıdır. İşin sadece ibadet boyutu değil, sosyolojik boyutu da vardır. İftar sofrasına davet edilmek ve bu davete icabet etmek için oruçlu olmayı bir tarafa bırakın Müslüman olmak bile şart değildir bu topraklarda. İnşallah ve maşallah gibi kalıplaşmış kullanımları gündelik hayat içinde kullanmak sosyal bir durumdur, inanç temelli olması şart değil.

Bu yıl bütün ezberlerimizin bozulduğu, yepyeni bir düzene girme arifesinde olduğumuz şu karantina günlerinde bambaşka bir ramazan ayı idrak ediyoruz, yaşıyoruz.

Sosyal hayattan tecrit edildiğimiz bu dönemde yaşadığımız ramazanı mahzun olarak adlandırabileceğimizi düşünüyorum. Camiler kapalı, teravih namazını bırakın cuma namazı bile kılınmıyor. En geniş çaplı ibadetlerden biri olan bayram namazının kılınıp kılınmayacağı henüz belli değil. Aynı evde yaşadıklarımız hariç aile bireylerimizle iftar sofrasında buluşamıyoruz. Arkadaşlarımızla sahurda bir araya gelemiyoruz. Hayatı ekranlar üzerinden takip etmeye çalışıyoruz.

Tefekkür gerekiyor

Evlere kapandığımız bu ramazanda yapabileceğimiz şeylerin başında düşünmek geliyor; yani tefekkür. İnandığımız Kur’an-ı Kerim’i anlamak için bir fırsat olarak değerlendirmek mümkün bu süreyi. Dışarıya kendimizi kapattığımız bu dönemde, kendi içimize dönerek, kendimizi daha iyi anlamaya çalışabiliriz. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir yarışma programında “Ramazanda, oruç açma zamanını öğrenmek için, imsakiyelerdeki hangi başlığın altındaki saate bakılması gerekir?” sorusunda yarışmacının joker hakkını kullanmak istemesi, özellikle sosyal medyada çokça konuşuldu. Bense bu durum karşısında hiç şaşırmadım. Bunun benzerlerini, daha da beterlerini sanat dünyası içinde de daha önce defalarca gördüm. Sanat dünyasının, halkın büyük kısmının inanç dünyasına bu kadar uzak olması esas şaşırtıcı olan! Bu kişilerin üreteceği, sunacağı sanatın halk için olmayacağı son derece açık. Dikkatle baktım isimlerini burada anmayacağım, ama ramazan ayının gelişine dair en azından sosyal medya hesaplarından paylaşım yapan sanat kurumu sayısı tespit edebildiğim kadarıyla bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.

Aklıma İsmet Özel’in şu sözü geldi: “Türk aydını dediğimiz acayip yaratık kendi ülkesinde yaşayan değerleri görmezlikten gelmekle kalmaz, uygun bulduğu bir başka kültürün unsurlarını öz malı sayar.” Bunun tam tersi durumlar da var. Sadece “kendi”sine bakan, dışarıda ne olduğuna dair en ufak bir fikri olmayan “sanatçı”lar da mevcut! Türkiye’de sanatın içinde bulunduğu en büyük açmazların başında bu geliyor bence.