Ne yersek oyuz

İklimin hızla değişimine dikkatleri çeken “İklimcil” adlı sergiyi, sadece sanatseverlerin değil, iklim değişikliğine dair biraz merakı olan herkesin mutlaka ziyaret etmesi gerek

Antroposen döneminde, yani insanoğlunun Sanayi Devrimi’nden bu yana yaptıklarıyla etkisinin en üst olduğu bu süreçte, dünya yaratıldığından beri devam eden iklim değişikleri hız kazandı. İklim, bazı aktivistlerin iddia ettiği -ve/veya yanlış bildikleri için yanlış aktardıkları- gibi sadece son dönemde değişikliğe uğramadı. İklim dünya yaratıldığından beri sürekli değişiyor, lakin 1950’lerden itibaren bu değişim hız kazandı; “normal”de olması gerektiğinden çok daha hızlı biçimde değişime uğruyor. Bunun çevre ve çevrenin bir parçası olan biz insanlar için büyük ve bazen de geri dönülemez etkileri mevcut. Yanlış bilinen hususlardan bir başkası ise DNA ile ilgili. Araştırmalar gösteriyor ki bütün canlıların DNA’sı sürekli değişim içinde. Bu değişim neticesinde ortaya çıkan yeni özellikler, olumlu ve/veya olumsuz, sonraki nesillere de aktarılıyor. DNA’mız aynı zamanda vücudumuzun hafızası olarak bizlerden sonraki nesillere de aktarılıyor.

Bütün bunları niçin anlatıyorum? SALT Beyoğlu’da geçtiğimiz günlerde açılan ve 22 Ağustos’a kadar devam edecek “İklimcil” başlıklı sergi tam da bu konuya değiniyor. Londra merkezli Cooking Sections (Daniel Fernández Pascual ve Alon Schwabe) sanatçı ikilisi, bu konulara eğilerek hem bir sergi hem de iş birliklerine dayanan bir kamu programı düzenlemiş. SALT’tan Meriç Öner ve Onur Yıldız tarafından programlanan “İklimcil”, SALT’ın 2018’de başlattığı “Sohbetler” serisinin üçüncü sergisi.

Ne yersek oyuz

Beş eserde iklim

Our Many Europes (Avrupalarımız) projesi kapsamında geliştirilen sergide beş eser yer alıyor.

“Perişan Eden Hava”da (Weathered): Giriş katında sizi karşılıyor ve zaman içerisinde yaşadığımız coğrafyada meydana gelen iklim değişiklikleri ile anormal hava koşulları, gazete kupürleri, fosil yapraklar, eski ağaç kütükleri, meteoroloji raporları üzerinden aktarılıyor.

“Yegâne” (Unicum) başlıklı eserde, Karadeniz’in küresel ısınma neticesinde her geçen gün daha fazla Akdenizleşmesi ele alınıyor.

“Kurak Topraklar”da (Exhausted), tarım ilaçları, genetiği değiştirilmiş tohumlar, suni müdahaleler neticesinde bir zamanların en bol ve bereketli coğrafyalarından sayılan Anadolu’nun bugünkü durumu anlatılıyor.

Ne yersek oyuz

“Kaçakların İzinde”de (Traces of Escapees) ise balık çiftliklerinde yaşanan sıkıntılar sadece Türkiye’den değil dünyadan örneklerle sunuluyor.

Bir zamanlar mandacılığın yaygınlığından ötürü sütünün bol olduğu Arnavutköy, Tayakadın köyünde zaman içinde mandacılık azalıyor. Bunu fark eden Cooking Sections, “Kalıcı Gölet” (The Lasting Pond) başlıklı eseri çerçevesinde, mandaların ihtiyaç duyduğu göleti oluşturuyor. Buradan çıkan kille de seramik sanatçısı Başak Gökalsın’ın imal ettiği sütlaç ve yoğurt kaplarından bir enstalasyon hazırlanıyor. Bu enstalasyonda sunulan seramik kapların da, sergi bitince Mutfak Sanatları Akademisi tarafından kullanılması öngörülüyor.

Ayrıca her gün sergiyi ziyaret eden bir kişiye, manda sütünden sütlaçlar yapan Hacı Fehmi Özsüt’te, Başak Gökalsın’ın ürettiği seramiklerde tatlı ikram edilecek ve seramik kap da bu şanslı kişiye verilecek.

“İklimcil”i sadece sanatseverlerin değil, iklim değişikliğine dair biraz merakı olan herkesin mutlaka ziyaret etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sergi 22 Ağustos’a kadar görülebilir.