Politik doğruculuk

Politik doğruculuk yıllardır tartışılan bir konu. Bugün ortaya çıkmadı. Bazı konularda politik doğruculuk toplum için faydalı olabilir.

Birkaç gün önce bir İngiliz gazetesinde okuduğum haber beni hayli şaşırttı. Cornell Üniversitesi İngilizce Bölümü (English Department), yaptığı oylamayla bölümün adını artık İngilizce Edebiyat Bölümü (The Department of Literatures in English) olarak değiştirme kararı aldıkları yazıyordu. 

Politik doğruculuk yıllardır tartışılan bir konu. Bugün ortaya çıkmadı. Hatta ünlü düşünür Slavoj Zizek politik doğruculuğa karşı olan en önemli figür. Bu konuyla alakalı verdiği demeçler, söyleşiler, dersler video sitelerinde fazlasıyla mevcut.

Bizde ise durum biraz daha farklı “entelektüel” bazı kesimler politik doğruculuğu çok önemsiyorlar. Bunu yaparken de alışageldiğimiz, bildiğimiz hususları değiştirmemizi bekliyorlar. Politik yelpazenin diğer kısmında olan entelektüeller ise herhangi bir karşı argüman ortaya koymadan durumu olduğu gibi kabullenme, dile yapılan bu “yapay” müdahaleye karşı çıkmayarak, kendi durumlarıyla çelişiyorlar.

İş adamı/iş insanı

Şahsen ben bazı konularda politik doğruculuğun toplum için faydalı olabileceğine inanıyorum. Özellikle cinsiyetle alakalı kısımlarda zaman içerisinde bazı değişikliklerin olduğunu/olacağını görmemek mümkün değil. En yaygın örneklerden biri hiç şüphesiz iş adamı yerine iş insanı tabirinin kullanılması. Ama burada da şöyle bir sıkıntı var. Türkçe, İngilizceden farklı bir dil. Yani İngilizcede yapılan bir düzenlemenin Türkçede de geçerli olacağını iddia edemeyiz. Şöyle ki Türk Dil Kurumunun (Türkiye veya Türkçe değil, dikkatinizi çekerim) hazırladığı sözlükte “adam” maddesinin ilk anlamı “insan”, “Kubbealtı Lugatı”nda de ilk mana aynı, hâlbuki Oxford sözlüğünde “man” maddesinde ilk tanımlama “eril yetişkin kişi” manasına geliyor. Arada ciddi bir zihniyet farkı var. O yüzden politik doğruculuk yaparken bu hususun dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Türk edebiyatı/Türkçe edebiyat

Türkiye’de karşılaşılan bir başka husus ise Türk edebiyatı demek yerine Türkçe edebiyat demek. Türk kelimesinin bu ülkede yaşayan herkesi kapsamadığı düşüncesiyle ortaya çıkıyor bu yaklaşım. Hâlbuki Türk kelimesinin sözlük manası; “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse”dir. Tabii Türkçe edebiyat dediğimiz zaman, eserlerini İngilizce kaleme alan müstesna romancımız (!) Elif Şafak’ı dışarıda bırakmış oluruz. Aynı çevreler Rus edebiyatı söz konusu edildiği zaman da Rusça edebiyat tabirini kullanıyorlar. Ama buna rağmen eserlerinin en önemlilerini İngilizce yazan Nabokov’u bu tanımlamaya dâhil ederken, bütün eserlerini Rusça kaleme alan Cengiz Aymatov’u dâhil etmiyorlar. Bu çevrelerin ortaya koydukları hayali ve “dayatmacı” tabloya uymamaları onları niçin dikkate almamamız gerektiğini net bir şekilde gösteriyor.