Ateş her zaman düştüğü yeri yakıyor

Çok zor günlerden hatta sınavlardan geçiyoruz. Bu seferki sınavımız yangından! Dersini almayan insanoğluna her defasında yeni bir sınav gönderiliyor ve biz hiçbir sınavı layığı ile verebilmiş değiliz. Üstelik sınavlar sadece bize veriliyor sanıyoruz, kendi yaptıklarımızdan kaynaklananların da farkında değiliz; kendimize yapıyoruz, başkalarına yapıyoruz, doğaya yapıyoruz ve yaptığımız ya da yapmadığımız her şey bize çok daha büyük bir kaos olarak, sınav olarak geri dönüyor.

Kelebek Etkisi, Edward N. Lorenz’in çalışmalarından biri olan Kaos Teorisi ile ilgilidir. Bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir. Bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir. Yani Kelebek Etkisi de aslında bize daha çok yaratılan bir kaosun büyüyerek artmasını ifade eder. Ve o kaos, günün birinde kaosu yaratanı da dipsiz bir kuyu gibi içine çeker. İşte bizim de, hatta dünyanın da içinde bulunduğu durum bundan ibaret aslında.

Güzel ülkemin dört bir yanını yakan yangın facialarımıza gelecek, neden, nasıl olduğuna ve neler yapıldığına bakacak olursak; zamanında yangın arazilerinin ranta kurban edilişi, yangına müdahaledeki eksiklikler, yanlış politikalar ile alınmayan ya da kullanılmayan uçaklar, devletin hazırlıksız oluşu, belki de bir terör saldırısına ya da kundaklamaya kurban gitmiş olmamız, doğanın dengesini-iklimi bozmamızın sonucu yangınların çıkmış olabileceği, bundan sonrasında ağaçlandırma çalışmalarında, doğanın kendini onarmasına izin verilmeden yapılacak müdahaleler gibi konularda yapılacak muhtemel yanlışlar, kaybettiğimiz telafisi olmayan canlar, canlılar, ağaçlar, yanıp kül olan evler, işyerleri... Bunlar için söylenebilecek ve bu köşeye sığacak kısa cümlelerim yok ama başka şeyler söylemeyi deneyeceğim.

Ateş her zaman düştüğü yeri yakıyor. Yaşanmamış acıların hissettirdiklerinin ve büyüklüğünün kestirilmesi imkânsızdır. Bir de sonrasında yaşatacaklarının! Dışarıdan ahkâm kesmek, ben olsam demek kolaydır da başına geldiğinde aynı tutumu sergilemek zordur. Hele ki konu doğal afetler, çok ciddi sağlık sorunları ve can kayıpları gibi konular olunca... Gözüne far ışığı tutulmuş tavşan gibi öylece kalakalırsınız. Yıllar önceydi, alt katımda yangın çıkmıştı, saniyeler için de oluverdi her şey, itfaiyenin beni balkondan alıp binadan çıkarışını dün gibi hatırlıyorum. Yaşamayanın anlaması zordur, empati kurulabilir elbette ama içinde olmak başkadır.

Hangi tür acı olursa olsun, sürekli o acıyla yaşamanız imkânsızdır. Canınız yanar, bu artık son nokta sanırsınız, bir süre sonra yaralar kabuk bağlar, arada kanar yeniden ve tekrar kabuk bağlar, izi daima kalır hatta hasar da kalır ve kendini hep hatırlatır ama iyileşmek zorundasınızdır. 

Hubert Reeves der ki, ”İnsan en deli canlı türüdür görünmez bir tanrıya tapar, gözler önündeki doğayı ise katleder. Farkına varmaz ki, katlettiği bu doğa taptığı o görünmez Tanrı’nın kendisidir.” Sadece bizim ülkemizde değil tüm dünya olarak bu durumdayız şimdi; pandemi, bu denli yaygın yangınlar, afetler hepsi ekosistemi bozmuş ve hayatın altını üstüne getirmiş olmamızın bir sonucu.

Peki şimdi ne yapmak lazım. İyileşmek için gerçek bir farkındalıkla, günü kurtarmaya, seçim dönemine yetişmeye değil, uzun vadeli çözümlere odaklanmalıyız.

Nerde hata yaptığımızla yüzleşmekten kaçıyoruz.

Hep bir savunma halindeyiz, bahanelerimiz, bizi haklı çıkaracak yönlerimiz çok.

Hatamızı kabul etmek, itiraf etmek ve özür dilemek gibi erdemlere uzağız.

Ders almayı bilmiyoruz. Aynı şeyleri yaparak başka sonuçlar bekliyoruz.

Hataların telafisi için yaptığımız şeyler kendimizi iyi hissettirecek, kısa vadeli şeylerden öteye geçmiyor, telafiden uzaklar.

Bütünün iyiliği kavramını hâlâ içselleştiremedik, çoğumuz bilmiyoruz bile.

Yangından sonra yapılması gerekenleri, yangın arazilerinin kendi kendini onarmasının nasıl mümkün olduğu meselesini teknik bir dille anlatan uzmanlara bırakıyorum.

Benim söyleyeceklerim, kanayan yaralarımızın iyileşmesi için evrenin kanunlarına kulak vermemiz gerektiği ile ilgili. Hepimiz tepeden tırnağa yaralıyız, doğa yaralı, ekonomi yaralı, insanlık yaralı. Dünyanın kaynakları artık bize yetmiyor, tüm bunları kabul edip doğanın ve insanlığın kendini onarmasına izin verecek adımları atmalıyız. Buna artık mecburuz.