Barış artık Türkiye

Bugün yazdıklarım pek hoşunuza gitmeyebilir. İçinde bulunduğumuz konjonktürde bir köşe yazısı kıvamında okumaya alışkın olduğunuz tarzın dışında yazdım. Bir köşe yazarından beklenen sivri dilden, keskin çıkışlardan uzak. Köşemi negatif duygularla dolu satırlara boğarak tüm bu olumsuz duyguları iyice güçlendirmek ve kimseyi galeyana getirmek istemiyorum. Sanılanın aksini duyarsız olmaktan değil daha derinlerde bir duyarlılıktan kaynaklıyor böyle tepki vermeyi tercih edişim. Nedenine gelince.

Kimin neyi, ne için istediğini, aşağı yukarı yaptığını biliyoruz. Eskisi gibi kör sağır, dilsiz zamanlarda değiliz. Anlamak isteyen için, görmek isteyen için her şey ortada! Ne arzulanıyor ne planlanıyor yüzde yüz kestiremesek de elde edilmek istenenlerin çıkarlara hizmet eden şeylerden ibaret olduğunu biliyoruz.

Günümüzde neredeyse hiçbir dünya liderinin derdi insanlık değil. İnsan olmak, insanca yaşamak ve yaşanmasına olanak sağlamak gibi kaygılar gütmediklerini biliyoruz. Dünya üzerinde oynanan kirli oyunlar var. Gününüzde savaşlar ne bir özgürlük savaşı ne de bir vatan millet savaşı. Savaşlar artık tamamen kirli siyasetin iktidar ve güç uğruna binlerce insanın kanının aktığı, insanların hiç uğruna öldüğü, çocukların babasız annelerin evlatsız kaldığı, kan üzerinden siyaset yapmak isteyenlerin, akan kan ile varlıklarını sürdürüp paralarına para katanların kirli bir oyunu haline geldi. Biz de bunlardan nasibimizi alıyoruz. Belki bazen bizler de bu kirli oyunlara hizmet ediyoruz, farkında olarak ya da olmayarak… Evet, çok zor zamanlardan geçiyoruz. Acımız büyük, şehitlerimiz var. Ve dünya liderleri bu kafada devam ederlerse artacak, azalmayacak acılarımız. Ve maalesef dünyanın gidişatına baktığımda bu ateşin hepimizi farklı farklı senaryolarla daha da şiddetli yakacağını görüyorum. Oyun içinden oyun senaryoları çıkıyor. Bütün bu yaşadıklarımızın vebali o karanlık tarafı ağır basan ve dünyayı yöneten birkaç liderin ya da siyasilerin de değil. Bu vebale biz de ortağız. Seçimlerimiz kaderimizi oluşturduğu için ortağız. Karanlığı aydınlatmadığımız için de bu vebale ortağız. Kendimiz gibi olmayanı, bizim gibi düşünmeyeni, yaşamayanı, ahlaki ve etik değerleri farklı olanı kabul etmeyi beceremediğimiz ve bütünün hayrına hizmet etmediğimiz sürece SAVAŞIN sisi hiç geçmeyecek. Tüm insanlarında bir uyanış gerçekleşene ve her şeyin şiddet içermeyen bir çözümü olduğunu anlayana kadar da bu gibi acıları çekmeye insanlık olarak devam edeceğiz. 

Olan her şey sadece bütüne hizmet eden bir dünyaya evirilebilmekle alakalı bence. Tüm dünyayı yakıp dönüştürerek olacak değişim de başladı gibi geliyor bana. Hep unutuyoruz ve hatırlamamız gereken bir şey var; hayatta başımıza gelen her şey bizi olgunlaştırıp, yükseltecek ve tahmin bile edemeyebileceğimiz başka bir şeylere taşımak için oluyor aslında. Savaşlar, tecavüzler, şiddet, salgınlar, hastalıklar, virüsler…  Hayatı, Ortadoğu ahlakı ve Roma hukuku dışında da deneyimleyeceğiz artık.  Bu nedenle bende uyanışa geç; Barış ve Aydınlığa çık Artık Türkiye diyorum. Dikkat ederseniz savaşa, kine, öfkeye hayır demiyorum. Bunların yerine Barış kelimesini kullanmayı seçiyorum. Çünkü bu evrende reddettiğimiz her ne varsa, onu güçlendiririz. Sistem böyle çalışıyor. Bu yüzden ben barışa evet derken, savaşa hayır demiyorum. Savaşlar sayesinde de bir sürü deneyimler kazandı bu insanlık. Maalesef dersini henüz tam almış görünmüyor. Ben de kendi içsel savaşımdan çok şeyler öğrendim. Dersimi alabildiğim her olumsuzluğun kendiliğinden benden uzaklaştığını görüyorum. Bu nedenle öncelikle kendi içimizdeki barışa, kendi içsel barışımıza evet demeli yola buradan çıkmalıyız. Çünkü içeride ne varsa, dışarıya o yansıyor.Sen içeride kendi kendini yerken ve milyonlarca insan kendiyle savaş halindeyken, dışsal bir barış olması, her şey güllük gülistanlık yürümesi bir hayalden ibaret değil mi? Eğer barıştan bahsediyorsak savaş var demektir. Savaşın sisi üzerimizden kalksın istiyorsak evrensel yasalara, erdeme, anlayışa en önemlisi bütünün hayrına odaklanmalıyız.

 Tüm dünyanın bir uyanışa ihtiyacı var. Umarım bu son kaybettiğimiz evlatlarımız, son şehitlerimiz olur.  Bizler de şehit vermektense bu uyanışa hizmet eden, öncülük eden bir ülke haline geliriz.