Bu hoşafın yağı nerede?

Yakın gelecekte çok çok popüler olmasını beklediğim sesli mesaj temelli sosyal medya uygulaması olan Cluphouse’a geçmeden önce kısa bir hikaye ile giriş yapmak istiyorum.

Yeniçeri Ocağı’nın isyanları meşhurdur. Çoğu haklı bir sebebe dayan-mazmış, can sıkıntısından bile isyan edilirmiş. Buna da ‘kazan kaldırma’ denirmiş. Her bölüğün mutfağında kazanlarla yemek pişermiş, yeniçeriler isyan etmek istediğinde verilen yemeği yemez, böylece isyan başlatırlarmış. Kazan meydana konur, yeniçeri ağaları etrafında toplanılır, bıyıklarını bura bura, isyana mantıklı bir gerekçe bulmaya çalışırlarmış.

Yeniçeriler bir gün, “Son günlerde dağıtılan hoşafta hiç yağ yok. Bu hoşafın yağı nerede? Yağlı hoşaf isteriz!” diye isyan başlatmışlar. Padişah da bunun üzerine, yeniçeri için pişirilen hoşafa bol miktarda yağ konmasını buyurmuş. Ama bu kez de aşçılar ayaklanmış; “Hoşafa yağ konmaz!” demişler. İşin aslı ise; aşçılar yakın zamana kadar tek kepçe kullandıkları, ana yemek olan kuru fasulye kepçesiyle hoşafı da dağıttıkları için hoşaf kazanı yağlanıyormuş.  Sonrasında hoşaf için ayrı kepçe kullanmaya başlamışlar, tabii böyle olunca hoşaf kazanı yağlanmamaya başlamış.

Ama bu sayede Hoşafın yağı kesildi” deyimi edebiyatımıza girmiş olmuş ve bir durum karşısında söyleyecek söz bulamamak, karşılık verememek, yüzünde hoşnutsuzluk belirmek, ortaya çıkan olumsuz durumdan üzüntü duymak manalarında kullanılıyor.

Yıl 2009 olması lazım, twitter şimdi Cluphouse’un olduğu gibi daha yeni girmiş hayatımıza ve entelektüel, yenilikçi, vizyoner ya da adaptasyon gücü yüksek bir zümre tarafından popüler olmuş durumda. Benim de twitter’da çok aktif olduğum. Çünkü herkesin düşüncelerini paylaşabileceği ve bilindik medyatik yüzlere alternatif içimizdeki apoletsiz değerleri keşfedebileceğimiz bir ortam bulmuşum. Düşünen ve düşündüklerini yazabilenlerle buluşabileceğim bir mecra. Beni düşünmeye, başkalarının söyledikleri ile doğru bildiklerimi sorgulamaya, öğrenmeye itiyor, üstelik bunu da etkileşim içinde yapıyorum ve yazma kabiliyetimi geliştiriyor.

Çevreme anlatıyorum; yazılı ve görsel basın dönüşmeli, ileride devlet adamları dahi twitter’dan açıklama yapacaklar diyorum ve köşe yazılarımda yazıyorum. Ama evden yemediğim engel kalmıyor, bazen de kuşun tweetleyip ötmesiyle bir şey olmaz diyerek dalga geçiliyorum. Gün geldi ABD Başkanı Trump’tan tutun da bizim devlet adamlarımız dahi resmi açıklamalarını sosyal medya üzerinden ve twitter’dan yapar oldular.

Ben yediğim baskılar, engellemeler ve alaylarla kalmış oldum. Yeniçeriler boşuna kazan kaldırmışlardı. Sonraları twitter da ivme kaybetti benim gözümde, çünkü boş yere kazan kaldırmaya çalışan yeniçerilerle doldu!

Ardından sözün gücünü keşfettiğimiz twitter’a, whatsapp’la devam eder olduk. Bize yazarak kendini ifade edebilmeyi de öğrettiler. 

Sonra sözün gücü bir anda Podcast’i soktu hayatımıza. Ama bir gölge yanı vardı Podcast’in; orada da kendini otorite zannetmeler ve yine tek taraflı bir yayın söz konusuydu. Pandemi sayesinde de zoom’la tanıştık; birileri yine anlatıyordu ama en azından söz alıp soru sorabiliyorduk. Böylelikle tam anlamıyla ve neredeyse toplumun her kesimini içine alan bir dönüşüm başladı hayatımızda. Artık ‘Bu hoşafın yağı nerede?’ diye kazan kaldırmıyordu kimse, sosyal medyayı idrak edip, gücünü kabule geçtiler.

Herkesin zaten tek boyutlu televizyon tartışmalarından, whatsapp gruplarından, instagram ve zoom yayınlarından sıkıldığı noktada, ışık hızıyla Cluphouse girdi hayatımıza. Cluphouse’un en önemli özelliği çok demokratik bir ortam yaratması. Henüz siyasiler tarafından keşfedilmedi. Farklı kesimlerden birçok insanı bir araya getiriyor. Farklı fikirler aynı odada buluşabiliyor. Birilerinin anlatma onu dinleyenlerin soru sorarak konuşmaya katılmasının ötesinde, beraberce konuşuyorsunuz.Hayatı keyifle ve neşeyle yaşama, öğrenme, katılım sağlama ve kendini ifade etme olasılığını veriyor insana. Kim olursan ol, kim olduğuna bile bakılmadan söz alıp fikrini söyleyebiliyor, deneyimini, bakış açını anlatabiliyorsun. Galiba bizi medeni ve açık bir iletişime alıştırıyor. Bize başkalarını dinlemeyi ve diğerlerinin fikirlerine saygı duymayı öğretiyor. Sayesinde yeni bir kültür ediniyoruz. Umarım öyle olur…