Devletler batmaz

Kurlar bir türlü durmuyor, TL son sürat değer kaybına devam ediyor. Buna rağmen şu ana kadar güven ve sağ duyu gibi söylemler dışında açıklanan önemli bir tedbir ya da çözüm duyamadık. Ekonomik olarak zaten çok ciddi sıkıntılarımız vardı. Özel sektörün döviz borcunun çok yüksek olduğu da düşünürsek bu gidişat hiç de iyi değil. Karanlık günler bizi bekliyor, büyük şirketlerin bile iflas riskleri ya da ödeme güçlükleri ile karşılaşacakları kesin. Hatta bu durumda kredisi geri dönmeyen bankalar da sıkıntı yaşayacak. Finansal krizin tam göbeğindeyiz ama ne ilginçtir ki biz Black Friday peşindeyiz. Belki de kara günler bizi beklediği içindir ve bugün aldığımızı yarın aynı fiyattan alamayacağımız içindir!
Bu hafta size Black Friday ’in, namıdiğer, ‘Kara Cuma’nın aslı astarını anlatmaya niyetliyim ve oradan yola çıkarak batıp batmayacağımıza geleceğim. Neyin nesidir bu Black Friday? İlk bakışta fiyatların dibe vurduğu, çılgın indirimlerin yapıldığı, geleneksel bir alışveriş festivali gibi görünüyor. Tüm dünyada indirimli ürünlerden satın almak isteyenler ön hazırlıklarını yapıp alışveriş için bugünü bekliyorlar.
Kara Cuma aslında ABD’de Şükran Günü’nü izleyen cuma günü yapılan büyük indirim gününe verilen isim. Perakendeciler için 1952 yılından bu yana aynı zamanda yılbaşı alışveriş sezonunun da açılışı anlamına geliyor. Anonim kaynaklara göre indirim günlerinin Kara Cuma ismini almasının sebebi bir sebebi de ABD’nin Philadelphia kentinde 1961 yılında indirim günleri sebebiyle oluşan ve vatandaşları çileden çıkaran trafik! Donanma spor müsabakalarını izlemek için şehre akın edenlerin Philadelphia’da yarattığı izdiham. Ve polis kuvvetlerinin yetersiz kalınca hırsızların mağazaları yağmalaması nedeniyle Kara Cuma kavramının doğduğu söyleniyor.
Biraz ileri gidecek olursam satıcı üst düzey düzenbaz olunca, geri kalmış ülke halklarının alışverişe koşmaları çok normal diyebilirim. Amerikan kapitalizminin dünyaya ihraç ettiği bu saçmalığın arkasında aslında çirkin bir tarih saklanıyor. Kökenleri kızılderili geleneklerine kadar dayanıyor. Ama devreye kapitalizm girince, önce festival ardından kazanılan paranın harcatılması için kurulan bir oyuna dönüşüyor.
Kara Cuma terimi, ilk defa, 24 Eylül 1869’da ABD altın pazarının destansı çöküşüyle ilgili olarak ortaya çıkmış. İki uyanık ellerindeki altını hızla satıp altının değerini dibe çekmişler ve en alt seviyeden geri almışlar. Sıradan yatırımcılar birikimlerini kaybederken bu adamlar bir günde servetlerini iki katına çıkarmışlar. Borsalarda kullanılan tahta kavramı da zaten işte bu tahtaya yazılıp çizilenlerden geliyor.
Ancak gerçek Kara Cuma daha derinlerde köle satışlarıyla ilgili. Şükran günü harcamaları nedeniyle alım güçleri düşen çiftçiler takip eden günlerde köle pazarlarında fiyatların düşmesine neden oluyormuş. Ve Kara Cuma da Afrika’nın kara insanları indirimle satılıyormuş. Bunu bekleyenler olurmuş, tıpkı şimdilerde alışveriş kölelerinin kara cumayı beklemesi gibi!
Ben aslında Dünya Çocuk Hakları Günü’nü, hatta aynı mantıkla desteklediğim Dünya Erkekler Günü’nü yazacaktım, Black Friday’miş, Türkiye Batacak mıymış? derken ekonomi girdabına girdim yine.
Süleyman Demirel’e “Devlet batıyor.” demişler, “Devlet batmaz! Türkiye gemi mi batsın?” demiş. Demirel’in dediği gibi ülkemiz için bu kaygıyı gütmemize gerek yok; ülkeler batmaz ama halklar batar. Filler tepişir çimenler ezilir misali!
Devletler batmaz moratoryum ilan ederler. Moratoryum, borçlanıcının, ödeme gücünü kaybetmesi nedeniyle borçlarının tümünü veya bir kısmını ödeyemeyeceğini ilân etmesidir. Moratoryum, bir ülkenin dış borçları ile ilgili olabileceği gibi, ülke içinde belirli bir grubun borçları üzerinde de yapılabilir. Bu durumda borçlularla alacaklılar arasında bir anlaşma yapılarak borçların uzatılması işlemi de moratoryum olarak adlandırılır. Örneğin; dış borçlarla ilgili olarak Osmanlı İmparatorluğu 1875’te moratoryum ilan edilmiştir. 1881’de Duyun-i Umumiye İdaresi kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti de 1958’de moratoryum ilân etmiştir.
Ezcümle; Devletler şirketler gibi batmaz zora girerler. Çünkü ellerinde hükümranlık ve tekel faaliyetleri ile vergi gibi hükümranlıktan gelen imtiyazları vardır. Borçlarını ödeyemeyen şirketler, bankalar iflas edip batabilir. Onların arkasında hazine yoktur. Devlet borçlarının arkasında hazine garantisi vardır. Yani devletler batmaz ama biz batabiliriz.