İzmir’i tutabilene aşk olsun!

Latincede bir deyim vardır. ‘Festina Lente’. ‘Yavaşça Hızlan’, ‘Yavaşça Acele Et’, anlamına gelir. Ben çok severim, aceleci olduğum ve her şey hemen olsun istediğim için tekamül sürecimde yaşam öğretti bana aheste hızlanmayı... Anlamını idrak ettiğim, içselleştirdiğimden, tadına vardığımdan beri keyfini sürüyorum. Adeta dünyayı değiştiren, günümüzü biçimlendiren, insanlık tarihini şekillendiren harika 17 matematik denkleminden birini çözmüş gibiyim. Geriye kaldı 16’sı... Daha çok gidecek yolum var.
Şimdi bakıyorum da İzmir de yavaşça acele ediyor artık, tutabilene aşk olsun!
İzmir, dünyanın ilk Cittaslow Metropol Kenti oldu. Cittaslow Metropol öncü kenti oluşumuz sadece İzmirliler için değil, tüm Türkiye için bir gurur kaynağı aslında. “Bize bunun ne faydası olacak?” sorusunun cevabını bulabilmek için önce şu Cittaslow kavramını (felsefesini demek daha doğru olabilir) idrak etmek gerekiyor. Bu felsefeye yakınlaşmak ve içselleştirmek, “-mış” gibi yapmamak gerekiyor.
Sakin şehir anlamına gelen Cittaslow hareketinin temelleri, 1999 yılında İtalya’nın Orvieto kentinde ‘Slow Food’ hareketine öncülük yapan Greve, Orvieto, Bra ve Positano’nun belediye başkanları tarafından atılmış. İtalyanca Citta (şehir) ve İngilizce (yavaş, sakin) kelimelerinden oluşan Cittaslow kelimesi, Sakin Şehir anlamında kullanılıyor. Slow Food, tattaki ve gıda maddelerindeki kaliteye önem vererek uluslararası alanda başarıya ulaşırken, Cittaslow halihazırdaki temel değerleri birçok farklı alanda kurumsal bir ağla daha da genişletmiş durumda. Bu değerleri gerçekleştirmek isteyen kentler, Uluslararası Cittaslow Birliği’ni kurarak (yaşamaya değer şehirlerin uluslararası birliği de diyebiliriz) birlik üyeleri arasındaki tecrübe değişimini, belirlenmiş kriter ve kurallar şekline getirmiş.
Cittaslow, bir kentin yaşam kalitesinin iyileştirilmesinin ve kalkınmasının kentin kendi özgün yapısının, mimarisinin, gelenek ve göreneklerinin, yerel yemeklerinin ve tarihsel kimliğinin korunmasıyla mümkün olacağını öngörmekte. Cittaslow felsefesi, kentlerin hangi alanlarda güçlü ve zayıf olduklarını analiz etmelerini ve sahip oldukları imkânlar çerçevesinde bir strateji geliştirmelerini teşvik ediyor.
Bir şehrin Cittaslow olması, o şehrin dokusunun, renginin, müziğinin ve hikâyesinin uyum içinde, şehir sakinlerinin ve ziyaret edenlerin zevk alabilecekleri bir hızda yaşanması anlamına geliyor. Yerel zanaatı, tatları ve sanatları, sadece eskilerin hatırlayabildiği kavramlar olmaktan çıkarıp tüm bunları yeni nesillerle ve kenti ziyaret eden misafirlerle paylaşmayı hedefliyor. Hayatın tek amacının bir yerlere yetişmek olmadığını, doğaya zarar vermeden de kentlerin gelişebileceğini ve içinde bulunulan andan zevk alınması gerektiğini insanlara hatırlatmayı çalışıyorlar. Bütünün iyiliği kavramının, yerel değerleri koruyarak dünyaya açılmanın anahtarı da diyebiliriz.
Hiç şüphesiz İzmir’in dünyadaki ilk ‘Sakin Şehir’ unvanını almasındaki başarının mimarı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer. Zaten belediye başkanlığı yaptığı dönemde Seferihisar ilçesini de, Türkiye’nin ilk Sakin Şehri yapmıştı. Onun vizyonunun İzmir’e armağanı bu! Bu sayede İzmir, içinde barındırdığı saklı potansiyeli ortaya çıkarabilir. Bu unvan, İzmir’i dünyanın gündemine taşıyacak fırsat olarak avuçlarımızda duruyor.
İzmir’in dünyanın ilk Cittaslow Metropol Kenti olma unvanını alması bir tesadüf değil. Bu unvanı almadan önce de İzmir, özellikle Urla, Türkiye’nin yaşamak için en cazip bölgesi haline gelmişti zaten. İş hayatında, özellikle üst düzey yöneticiler ve iş sahipleri için hibrit modele geçiliyor olmasının da etkisi ve uzaktan liderliğin de mümkün olabileceğini koronayla deneyimlediğimiz için entelektüel, yaşam gustosu olan, iyi eğitimli ve kariyerli insanlar akın akın İzmir’e, Urla’ya, Çeşme’ye yerleşiyordu. Türkiye’nin aydınlık yüzü olan İzmir, aydınlık kalmak isteyen herkesi kendine çekiyordu zaten. Modern ve gustosu yüksek bir hayat yaşamak isteyen, artık emekliliği beklemeden İzmir’e yerleşir olmuştu.
Tabii, tüm bu güzel gelişmelerin ve potansiyelin yanı sıra, bir o kadar da gelişim alanlarında acil dokunuşlara ihtiyacı var İzmir’in. Trafik başta olmak üzere, şimdilik sinyallerini ufak ufak veren, ama yakında çığ gibi büyüyüp önümüze çıkacak, çözülmeyi bekleyen sorunlar ve gelişim alanları da var.
Neyse ki, İzmirim yavaşça acele ediyor artık, tutabilene aşk olsun!