Kabullenmek

İçinde bulunduğumuz durumu kriz kelimesiyle tanımlamakta zorlandığımız günlerden geçiyoruz. Her birimizin sebebini dayandırdığı kaynak ne olursa olsun ekonomik düzlemde de sosyal düzlemde de bireysel düzlem de durum pek iç açıcı değil. Şu ara kimine göre mevsim geçişinden, kimine göre kanlı dolunay ve yıldızların (yani astrolojinin) etkisinden kimine göre ekonominin aldığı içler acısı halden, kimine göre kaderi böyle yazıldığı için, kimine göre siyasiler ya da dış güçler kimine göre ise annesinin, eşinin/sevgilisinin ya da ortağının yüzünden bu haldeyiz. Ortak nedenlerimiz olduğu gibi bireysel nedenlerimiz de var. Adeta Pandora’nın kutusu açılmış gibi hissediyor olabilirsiniz.

Kökü eski Yunan Mitolojisine dayanan “Pandora Efsanesi”ni ya da “Pandora’nın kutusu açıldı” deyimini duymuşsunuzdur. Efsanede Pandora’nın merakı sonucunda insanoğlunun yaşamın zorluklarına karşı savunmasız bir şekilde kalışı, böylece Zeus’un insanlardan ve onların yaratıcısı Prometheus’dan intikam alışı anlatılır. Pandora’nın kutusunu açmak deyimi de yapılmasıyla beklenmedik birçok yeni problemin ortaya çıkmasına sebep olan eylem ve olayları ifade etmek için kullanılır. Efsanede anlatıldığı ve deyimin taşıdığı anlam gibi şu ara bir kutu varmış da o kutu açılmış, bütün kötülükler zorluklar içinden çıkmış ve onlarla mücadele etmek zorunda kalmış gibiyiz.

Yunus Emre “Zorlayınca olmaz. Nasipse olur. Ama zorlamadan da nasip olmaz. Çünkü kader gayrete aşıktır.” der. Yunus Emre bu sözüyle, insanların kendilerine olan inançlarını kaybetmemelerini ve her zaman mücadele etmelerini vurgular. Zorluklarla karşılaşmak normaldir. Bazen gayret gösterirsin ve olmasını istediğin gibi oldurursun, bazen o zorluklar aslında seni konfor alanından çıkarmak ve dönüştürmek için gelmişlerdir bazen de olmaz kabul etmek ve yola öyle devam etmek gerekir. Tüm bu saydığım seçenekleri yapabilmek içinde duygusal ustalık gerekir.

Ben bugün size daha çok kabullenmekten bahsedeceğim. Kabullenmek kaçmak değildir! Kabullenebilmek için aklımızı keskin bir şekilde kullanıp o durumla yüzleşmek gerekir. Yaşamdaki birçok şey kontrolümüzün dışında gerçekleşir. Kabullenmek, bunlara uyumlanmanın yolunu bulmaktır. Kabullenmek, başımıza gelenin bize sunduğu hizmeti almaktır. Yaşadığımız şeylerin üzerimizde bir yük olmaktan çıkıp yerini bulması, olmuş olana direnmek ya da ısrarla bizim olmasını istediğimiz şekilde olmasına çabalamak yerine olana alan açmak ve uyumlanmaktır. Tıpkı Yunus Emre’nin sözünde olduğu bir tutum sergileyebilmektir.

Mantık olarak bu bilince vardınız diyelim, peki bu duyguları ne yapacağım diye soruyor olabilirsiniz. Yaşadığımız şeyleri anlamlandırdıkça dönüşürüz. Anlamlandırabilmek için, yaşadığımız şeyi önce kabullenmek gerekir. Kabullenemediğimiz her şey, üzerimizde taşıdığımız bir yüktür. Kabullenemediğimiz o olayların, deneyimlerin neresinde nasıl duracağımızı arar dururuz. Ve onların her biriyle etrafımızda adeta bir kozalak öreriz. Ne zaman ki bunları kabule getirecek güç ve bilinci uyandırabiliriz, o zaman o kozalaktan bir kelebek gibi çıkarız. Yani yaşadıklarımızın hizmetini, hediyesini alabiliriz. Kabulleniş aslında duygusal ustalığın çıraklık dönemini geçtiğinin müjdecisidir.

Yaşamda kontrolümüz dışında çok şey olur ve bunları kabule geçmek çoğu zaman deneyimlemekten bile zor gerçekleşir. Kabulleniş sürecini aslında üzerimizde taşıdığımız yükleri artık yerleri yerine bırakacağımız bir yolculuk olarak da adlandırabiliriz. Kabul yaşamın en önemli dinamiklerinden biridir ve ruhumuza da öğretmemiz mümkündür.

Biliyorum ve ben de yaşıyorum yeniden başlamak ve bir adım öncesi kabule geçmek öyle kolay bir iş değil. Zihnimiz doğası gereği bugünü dünlerin izinde yaşama eğilimi gösterir. Bugünü yepyeni bir gün olarak ele almak, yepyeni seçimler yapmak, konfor alanından çıkmak anlamına gelir. Yeniden başlatmak zor bir iştir ve bu yolculukta önemli olan elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Bunun için de çaba gerekir. Denge gerekir. Kendi merkezinde kalıp yeniden doğmak kolay değildir.

Tam bu nokta da kendimize haksızlık etme tuzağı bizi bekler. İnsan bazen kendisinden çok fazla şey bekler. Bu beklentileri karşılama peşine düşünce de asıl olanı gözden kaçırır. Yorulur. Tükenir. Denge her şey olmasa da çok şeydir.
Yunus Emre’nin dediği gibi de
“Zorlayınca olmaz.
Nasipse olur.
Ama zorlamadan da nasip olmaz.
Çünkü kader gayrete aşıktır.”