Kadınların fabrika ayarları ile oynamayın!

Bire bir yaşadıklarımdan, şahit olduğum kendimi bir anda davetsiz misafir olarak içinde bulduğum ya da bilinçli olarak içine çekildiğim olaylardan yola çıkarak bir gözlem yazısı yazıyorum bu sefer. İçine öyle mesleki bilgilerimi, okuduklarımı, öğrendiklerimi falan koymuyorum. Ve kısaca diyorum ki siz, siz olun kadınların fabrika ayarları ile oynamayın. Hatta mümkünse, kimsenin fabrika ayarları ile oynamayın. Bu mesajımın “Dünya Kadınlar Günü” vesilesi ile de daha çok zihinlerinizde yer etmesini umut ediyorum.

Sadece kocalara, erkek arkadaşlara, sevgililere falan da seslenmiyorum. Annelere, babalara, ağabeylere, ablalara, anneanne lere, teyzelere, komşulara, arkadaşlara, çocuklara hepinize birden diyorum. El birliğince, adım adım ilerleyerek cinnet geçiren bir dişi topluluğu yaratıyorsunuz, yaratıyoruz. Ve en kötüsü de geri dönüşü yok bu erozyonun. Öylece kala kalıyor elimizde bu kadınlar. Onlara cinnet geçirtirken, siz de kendinizden oluyorsunuz. Bu hale fazla tahammül edemeyenleriniz ise yeni bir ya da birden çok kadının fabrika ayarları ile oynamak için yola koyuluyor. Sonuç ortada, cümleten mutsuzuz.

Son günlerde etrafımda onlarca keskin sirke mod’unda farklı yaş, ebat ve kariyerde kadın görüyorum. Kimi “Bakın ayrılmadık bu koca hala benim” diyor. Kimi ne kadar mutluyuz pozları vermek için onlarca şekle giriyor. Kimi ihtiraslarını çocukları üzerinden gerçekleştirmek peşinde, kendilerine evlatlarından duygusal koca edinmiş durumdalar. Ki mi başarı, zenginlik, güzellik kisvesine bürünmüş maçı öyle götürmeye çalışıyor. Sonuçta kimse gerçekten kendi değil, çoğu mutsuz ve neşesiz, “mış” gibi yaparak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Her şey aslında zoraki yapılıyor. Gülümsemelerinde kocaman yaralar var. O çok meşgul hayatlarının yanı sıra içlerinde kocaman boşluklar.

Daha küçücük bir kız iken başlıyor süreç. “Eteğini ört ayıplarlar, göster pipini amcalara” çifte standardıyla daha doğar doğmaz tanışıyor kadın cinsi. “Erkek gibi kız benim kızım, ona bir şey olmaz, korur o kendini” sözleri ile bu çifte standart durumu iyice içselleştiriliyor. Diğer taraftan da güzel, hanım hanımcık olman ve bu hallerin ile dikkat çekmen bekleniyor.

İkisinin arasında kala kalıyorsun. Tu kaka yapılan dişiliğin, ne kadar güzel ve çekici olduğunla doğru orantılı olarak baş tacı ediliyor. Daha ergen olmadan acı ve gereksiz bir rekabetin içinde buluyorsun kendini. Durum böyle olunca yavaş yavaş kendi cinsin de sana ihanet etmeye başlıyor.

Hem baş tacı edilen hem de çifte standart uygulanan cinsel kimliğini keşfetmeye başladığın dönemlerde büyük harflerle koca bulmanın önemi anlatılmaya başlanıyor. “Biz sana oku adam ol dedik ama aslında birinci vazifen iyi bir koca bulmak ve iyi bir eş olmak” deniyor. Evliliğin dişi kuş tarafından yapıldığı, çocukta yaparsın kariyer de denildiği, güzel de olmalısın hamarat da, evcil olduğun kadar sosyal olmanın da istendiği her şeyin maksimum düzeyde talep edildiği, kocaman bir beklenti denizinde boğulmaya başlıyorsun birden. “Hepsini birden yaparım, yapabilirim” derken, daha ne olup bittiğini anlamadan, Tanrının sana lütfettikleri doğurganlıkmış, şefkatmiş, estetikmiş vs. yok sayılarak fabrika ayarlarınla oynanmış oluyor bir kere...

“Ne biçim bir koca buldum, ne süper bir hayatım var, çok da iyi bir kariyer yapıyorum, hamaratım da, çocuk da yaparım artık” dediğinde: erkek kısmının biyolojik saati üretmek değil cinsellik odaklı olduğundan olsa gerek “Boşver şimdi doğurmayı gezip tozalım” denilmeye başlanıyor. Zaten, oku adam ol demişlerdi ve ertelemişin biyolojik saatini, bu sefer de kocayı mutlu etmek adına bir rotar daha yapıyorsun. Hadi doğurdun diyelim iyi bir anne olmanın yanı sıra sana görev biçilenlerle birlikte güzellik yarışına kaldığın noktadan devam etmen bekleniyor.
Kendi ruhun için gerekli entelektüel mal varlığının gerçekte kimsenin önemsediği falan olmuyor. Hatta mümkünse evliliğe zar zor ikna edilen kocanınkinin bir tık altında olması ya da öyleymiş gibi göstermen bekleniyor. Süper kadın olman ama asla ve asla bilmiş olmaman isteniyor. “Nereye gidiyor bu ilişki” ya da “Gel konuşalım” dediğinde köşe bucak kaçılıyor. Kurcalama güzelim sen, üzerine yüklenen görevlerini yapmaya devam et, itiraz etme, hatta düşünme ve itaat et yeter deniliyor.

Sonrasında da ortaya keskin şirke kıvamında hem kendine hem küpüne hem etrafına zarar veren, tahribat gücü yüksek kadınlar ortaya çıkıyor.

Sonuçtan memnun kalınmayınca da fabrika ayarlarına dön, sen eskiden nasılda bir melektin deniyor. Yok ki insanda fabrika ayarlarına dön tuşu, insanoğlu uğradığı erozyonla anca başkalaşabiliyor.

Oldukları gibi sevin kadınları ve tabi ki tüm insanları. Yaşadığınız kadar bildikleriniz.

O sınırlı bildiklerinizle kızlarınızın, eşlerinizin, gelinlerinizin, diğer insanların nasıl olması gerektiğine karar verip onları bir kalıba sokmayın. Herkesin kendi olmasına, doğasına uygun davranmasına izin verdiğinizde basit bir şekilde yalınlaşıyor, güzelleşiyor ve yoluna giriyor hayatlar.
Biliyorum gelişmek ve olgunlaşmakla erozyona uğramak arasındaki dengeyi tutturmak oldukça zor. Sizlere tüm kombinasyonlara açık olup fabrika ayarlarınızı bozmadan yeni versiyonlar çıkarabileceğiniz günler ve daha anlamlı, “Dünya Kadınlar Günü” kutlamaları diliyorum.