Kaybetmeyi ve kazanmayı bilmek

Bir taraftan alev alev yanan ülkemi izliyorum ve içim yanıyor. Diğer yandan hadi olmakta olan felaket oluyor ama şimdi Mevlana’nın, “Yeni şeyler söylemek lazım” şiirinden esinlenip; bulanmadan, donmadan akmak, çözüm bulmak, ne kadar yapılmış hata varsa düne ait ders almak, yeni şeyler söylemek ve bir şeyler yapmak lazım azizim demek gereğini duyuyorum. Öte yandan gözüm Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunları’nda. Sadece kazandığımız başarıların, aldığımız madalyaların gururu ve bende yarattığı mutluluk için izlemiyorum olimpiyatları. Bu zor zamanlarda ‘olimpiyat ruhu’ iyi geliyor.
Bir yandan olimpiyat ateşine büyük anlam yükler ve hiç sönmemesini dilerken diğer yandan mavi cennetimizi cehenneme çeviren yangınların sönmesini diliyorum. Aklımda hep ‘Ubuntu Felsefesi’ geliyor.

Günün sonunda insanlığın geldiği noktada açıkça görülüyor ki kaybediyoruz! İklim değişikliği, insanlık krizleri; şiddet, kadın cinayetleri, yoksulluk, eğitimsizlik, eşitsizlik, göçmenler, bencillik derken insan olmak daha doğrusu olabilmekle ve doğayla imtihanın içinde bulunuyoruz. Tüm bu imtihanlarda durmaksızın kaybediyoruz. Hem de büyük kaybediyoruz! Büyük kaybetmemizin sebebi ise sadece yitirilenlerin büyüklüğü değil, neyi kaybettiğimizi de bilmiyor oluşumuz ve kaybetmeyi de bilmiyor olmamızdan kaynaklanıyor. İşte o noktada aklıma olimpiyatlar hatta takım oyunları geliyor.
Hedeflere ulaşmak, en iyisi olmak için sarsılmaz bir istek duymak, elinden geleni yapmaya çalışmak, kişisel fedakarlık, beraber başarabilmek, en iyisi için çalışmak, olmadığında ya da yeterince iyi olmadığında, hata yaptığında, bir başkasını suçlamak yerine kabul etmek, takım arkadaşın hata yaptığında ona destek olup daha iyisi için birlikte daha çok çalışmak, bir başkasının başarısı karşısında da pes etmek ya da kıskanmak yerine devam etmek, rakibinden öğrenmek ve her gün gelişmeye çalışmak felsefesinin dünya genelindeki pek çok soruna çözüm olacağını düşünüyorum.

Aslında bütün mesele, ‘kazanmayı ve kaybetmeyi bilmek’ ile ilgili. Kazanırken de rakibe ya da yaptığımız işe ve kendimize gereken saygı ve nezaketi gösterebilmek, kaybettiğimizde ya da hata yaptığımızda da aynı saygı ve nezaketle eksiklerimizin farkına varıp yüce gönüllükle dile bunları getirebilmek, o günün en iyisi olan rakibimizi kutlamaya gidebilmek ve takdir edebilmekle ilgilidir.
Şimdi geldiğimiz noktada kaybetmeyi bildiğimizi düşünüyor musunuz?

Paulo Coelho, “Onurlu insan kaybetmeyi bilir. Çünkü kimsenin hep galip gelemeyeceğini ve başarısızlıklardan başarıları nasıl ayıracağını bilir… ” der. Lao Tzu’nun dediği gibi de, “Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, ifadelerdeki gerçeklikte, idaredeki düzende, eylemdeki etkide, doğru zamandaki doğru harekette gösterir.”

Kaybetmeyi bilmenin ruhunda asalet ve kalite yatar. O an mağlup olmayı, yetemediğini, hata yaptığını kabul etmekle daimi mağlubiyeti kabul etmek farklı şeylerdir. İşte bunları bilen birey, kurum ve devletler fark yaratırlar. Hayat, kaliteni ve asaletini koruyarak düşe kalka dik durmayı öğrenmek değil midir zaten? Dik durmak yardım istememek değil, tam aksine büyük bir yüce gönüllükle dünya mirası için ele ele olmamız gerektiğini ve yardımla daha hızlı çözebileceğimizi söyleyebilmektir. Tabi ki ülke olarak güçlüyüz, ama mükemmel değiliz! Her devlet, her hükümet, her organizasyon ya da her birey gibi… Eksiklerimiz, gelişim alanlarımız, yetersizliklerimiz her zaman olacaktır ve bunlar karşısında yardım istemeyi ve almayı bilmek büyük bir erdemdir. Aksi kibirdir ve kibir içindeki acizliğin dışarıya devleşerek yansıyan aynasıdır.

Olmuşa çare yok, artık sadece ders almak için bir fırsat olarak karşımızda duruyor. Ders alabilirsek, öğrenirsek ve bundan sonrası için yapılması gerekenleri yaparsak bir şansımız var demektir. Dünyanın önde gelen iklim bilimcilerinden Michael Mann’ın yıllardır söylediği gibi, “İklim krizi çoktan geldi ama bugün önlem alırsak dünyayı kurtarabiliriz.

Desmond Tutu, Ubuntu Felsefeni şu şekilde açıklar; “Ubuntu’ya inanan bir insan diğerlerine açıktır, diğerlerine olumludur, diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda tehdit altında hissetmez, onun daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmekten gelen bir özgüveni vardır ve diğerleri aşağılandığında, küçük düştüğünde, kendisi de aynı şekilde hisseder.”

Ubuntu Felsefenin özü de aslında, “Ben, biz olduğumuz zaman benim” ve “Biz olabildiğimiz sürece her şeyin anlamı var”dır. Şimdi zaman dünyayı ve insanlığı iklim krizi dahil tüm tehditlerden ele ele vererek biz olarak kurtarma zamanıdır.