Kimse kimse gibi olmamalı!

Bugün böyle içimde bir hesaplaşma ile uyandım. Pandemi sonrası normalleşme sürecine adaptasyonun etkisinden midir yoksa orta yaşlarda oluşumdan mıdır, zaten kendimle hesaplaşmamın hiç bitmemesinden midir bilemiyorum artık. Biraz içimi açayım bu hafta size. Kendi halinde bir insan gözlemcisi olarak ben, hala henüz kendime ait bir odam olması meselesini çözebilmiş değilim. Fiziksel olarak bir odam mevcut olsa da Virginia Woolf’un ki gibi içini doldurabilmiş değilim. Tabi bu benim kendime kabahatimden başka bir şey değil. Var olma çabamda kendime yaptığım bir haksızlık diyelim!

Virginia Woolf’dan bahsediyorum ve köşe yazımın başlığını 1929 tarihli, ‘Kendine Ait Bir Oda’ isimli kitabından esinlendim diye feminst bir yazı okuyacaksınız sanmayın. Kadın, erkek, çocuk fark etmez kendin olabilmek ve var olabilmek üzerine cinsiyetler ötesi bir şeyler karalamak geldi bu sabah içimden.

Virginia Woolf kapılarını kadınlara yeni açmaya başlayan Cambridge Üniversitesi’nde kız öğrencilere hitaben “kadınlar ve kurmaca” konusundaki bir konferans da kadınlara “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..” diyerek seslenmişti.  Şimdi bence bu sözü alıp kadın-erkek fark etmeksizin hayatımızda yakıcı bir soruya çevirmelim diye gündemimize getirmek istiyorum.

Kendimiz için nasıl bir gelecek istediğimize dair kurgularımız ile arzu ettiklerimizi yapmanın getireceği bedeller hakkındaki korkularımız arasında dengeyi bulmaya çalışacağımız bir nirvana noktasına gelene kadar bu yakıcı soruyla kavrulmak durumundayız.

“El alem ne der” kaygısından kurtulabilmiş değiliz hiçbirimiz. Kendimiz bu gereksiz miti hayatımızın merkezine oturtarak kendi hayatımızı bozuk para gibi harcamamız yetmiyormuş gibi, başta ailemiz olmak üzere herkese dayatıyoruz bunu. Oysa biz “Biz yaratılmışları razı etmek için yaratılmadık.” Bunu sürekli unutuyoruz ve bu yüzden kimi memnun etmek için bir şey yapsak kendimizi bir imtihanın içinde buluyoruz ve kaybediyoruz aslında. Hem de büyük kaybediyoruz!

Neden başkalarının düşüncelerine, eleştirilerine, yargılarına göre biçim alıyoruz? Neden içimizdeki beni dışımızdaki el aleme göre şekillendiriyoruz? Neden kendimiz dışındaki birini bazen benciliğimizden yani işimize öyle geldiği için ya da yine aynı el alem ne der kaygılarını ona da dayatıp kendisi olmasına izin vermiyoruz? Kendin ol’abilmek… Başkalarının gürültüsü yerine kalbinin fısıltısını dilemek değil midir ihtiyacımız olan.

Erkek egemen bu dünyada elbette ki biz kadınların mücadelesi daha zor ama bence kadın erkek fark etmeksizin (‘Kendine Ait Bir Oda’ kitabının ana mesajını genele ve modern hayata uyarlayarak yazıyorum) erkek egemen dünya ile bu dünyanın kendisine yönelik tepki ve eleştirilerine karşı mücadelesi hiç bitmeyecek. İster yazmak için olsun isterseniz şarkı söylemek isterseniz mühendis olmak ya da dans etmek için vs. hepimizin kendimize ait bir odalarımız ve ekonomik özgürlüklerimiz olması gerekiyor. Kadınların erkekler ne derlerse desinler ya da herkesin ela elam ne derse desin içlerinden geldiği gibi yazmaları, şarkı söylemeleri, mühendis olmaları yada dans etmeleri ve bunun mücadelesini vermeleri… Ve bu mücadelenin kendilerinden sonra gelecek insanlara, diğerlerine bir yol açacağı ve ilhan olacağının farkında olmaları.

Kimse kimse gibi olmamalı! Kimse kimse için başka bir şeye dönüşmemeli! Kimse kimseye şekil olmuyorsa ayar vermemeli! “Kadınlar erkekler gibi yazıp, erkekler gibi yaşar ya da erkeklere benzerlerse, çok yazık olur, çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesiyle nasıl idare ederiz? Eğitim, benzerlikler yerine ayrılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir?”

 Bugün geldiğimiz noktada kendine ait odaları olan kadınlar, erkekler, çocuklar çoğalmış olsa da elbette yeterli değil. Bazılarımızın benim gibi kendilerine ait odaları var ama içleri tam da öyle değil!

Şimdi gelelim hayatımızdaki yakıcı bir soruya ve unutmamız gerekene; Kendimize karşı sorumluluklarımız var, kendimiz olmak gibi. Bizim de diğerlerine karşı sorumluluğumuz var, kendileri olmalarına izin vermek gibi.