Othello sendromu

Kıskançlık duygusu, seven bir insana neler yaptırabilir? Bu duygu nereye kadar varabilir?

İngilizlerin en ünlü tiyatro yazarı William Shakespeare, 1604 yılında trajedi türünde bir oyun yazar. Oyunun adı Othello’dur. Konusu, yıllarca Venedik devletinin hizmetinde savaşmış, türlü kahramanlıklar göstermiş Mağripli zenci bir komutan ile Venedikli beyaz bir kızın engel tanımayan aşkları ve sonrasında yaşadıkları şaşırtıcı olaylardır.

Desdemona’nın Venedikli soylu bir ailesi vardır. Genç kadını Venedik’in soylularından, zenginlerinden pek çok kişi istemiş, fakat o hiçbiriyle evlenmeyi kabul etmemiş. Yüreğinin sesini dinleyerek, her türlü zorluğu göze alarak, kendi soyundan olmayan, kendinden yaşlı, zenci bir komutan olan Othello ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir süre sonra Othello, Osmanlı saldırısına karşı Kıbrıs’ı korumakla görevlendirilir. Desdemona bu ayrılığı göze alamaz, kocasının yanında Kıbrıs’a gider. Kıbrıs’a gitmek demek, Venedik’teki rahat yaşantıyı geride bırakmak, savaşa gitmek, ölüme koşmak, hayatını tehlikeye atmak demektir.

Karısını delicesine seven Othello, bir subayın kara çalmaları yüzünden karısından şüphelenmeye başlar. Genç ve güzel karısı Desdemona’yı, emrindeki yakışıklı bir subaydan kıskanır. Oyuna gelmiştir, karısına hediye ettiği ve namus simgesi olarak gördüğü küçük bir mendili başka bir erkeğin elinde görünce aldatıldığı kuşkusuna kapılır.

Başarılı bir komutan olan Othello aslında hiç de kıskanç biri değildir. Aksine, son derece soğukkanlı, öfkesini kontrol edebilen, sakin bir adamdır. Bu ömrü savaşlarda geçmiş, ölümcül tehlikeler atlatmış cesur ve güçlü komutan, karısı hakkında kulağına fısıldanan bir iki yalan sözle bir anda perişan olmuştur. Önceleri karısına yumuşak ve nazik davranırken, kıskançlık duygusu içine girdikten sonra her geçen gün insanlıktan uzaklaşıp, vahşileşmiştir.

Othello’nun gönlünde sevgi ile kıskançlık duyguları sürekli olarak savaşır. Bu savaşın galibi kıskançlık olur. Çavuşunun kara çalmalarıyla bu sakin adam, yavaş yavaş bir canavara dönüşür. En sonunda içindeki kıskançlık duygusuna yenik düşer. Othello gerçekte masum olan ve çok sevdiği karısını boğarak öldürür. Sonra da intihar eder. Karısını boğmadan önce, boğarken ve boğduktan sonra da sevmektedir, ancak kıskançlık hastalığı yenik düşmüştür. Othello “Kıskanç doğmamış, kıskanç edilmiştir”.

Othello Sendromu/Kıskançlık nedir?

Bu trajik oyunun en güçlü temaları “aşk” ve “kıskançlık”tır. Shakespeare, bu oyununda kıskançlık duygusunun aşk ve sevgiden daha güçlü bir duygu olduğunu, basite alınmaması gerektiğini anlatmıştır. Shakespeare’in ünlü karakteri olan Othello’nun kıskançlığı, psikolojide yerini almış ve ilişkilerde oldukça sıkıntı verici kıskançlığın örneği olmuştur. Bu acı verici olay bir eserin kahramanına aittir fakat ne yazık ki gerçek hayatta da sıklıkla karşımıza çıkan bu durum psikolojiye “Othello sendromu” olarak geçmiştir.

Kıskançlık en güçlü aşkları bile bir anda ezip geçebilecek oldukça zorlu bir hastalıktır. Kıskançlığı her ne kadar aşkın ifadesi olarak görüp, “Seven insan kıskanır” gibi sözlerle kabul edilebilir hale getirmeye çalışsak da aslında kıskançlık kontrol ve sahiplenme duygusu ile kaybetme korkusundan kaynaklanır.

İnsanın sahip olduğu ilgi ya da sevgiyi kaybetme, başka biriyle paylaşma endişesi ya da başka bir insanda ya da yaşamda var olan şeylere sahip olma isteğini de içeren kaotik bir ruh halidir.

Psikanalizin kurucusu Freud ise kıskançlığın “hep var olan ve evrensel bir duygu” olduğunu savunur. Bilinçdışı süreçlerle gerçekleştirdiğimiz, sevilen kişiyi ve ilişkiyi tehdit eden dış etkenleri yok etme çabasıdır. Ancak patolojik boyutta bir kıskançlık; düşük özsaygının, kendine güvensizliğin ve duygusal bağımlılığın oluşturduğu bir sapkınlıktır.