Şamar oğlanı

Herkesin günahı boyundan aşkındır. Bazıları da vardır ki neresinden tutarsan tut falsolarla doludur hayatları. Buna rağmen başkalarını öyle acımasızca yargılar ve eleştirirler ki sanırsın sütten çıkmış ak kaşıktırlar. En çok da bu insanlar konuşur başkalarının falsoları hakkında. Kendi hayatlarına bakmazlar, bir günah keçisi bulmuşlardır ve durmadan onun dedikodusunu yaparlar hatta yetmez açıkça üzerine gelirler. Öyle bir portre çizerler ki modern zamanların kralları/kraliçeleridirler ve peri masalını yaşıyorlar sanırsın. Bilmedikleri bir konu olmadığı gibi, yaşamadıkları güzel bir şey de kalmamıştır. Çocukları mükemmel, eşleri ideal eş, hayatları kusursuzdur. Size de tanıdık geliyor mu bu anlattıklarım?

Bir toplulukta ne zaman birileri çekiştirilmeye başlansa aklıma hep şamar oğlanının hikayesi geliyor. Ara ara kullandığımız şamar oğlanı deyiminin oldukça ilginç bir hikayesi var. 16. ve 17. yüzyıllarda feodal düzenin hakimiyeti sonucu, üst sınıf ve alt tabaka arasındaki uçurum iyice açılmış. Öyle ki soylu kesim, kendisini halktan çok üstün görüyormuş ve onlarla herhangi bir yakın temas kurmaktan kaçınıyormuş.

Dolayısıyla saray mensubu ve asilzade çocuklarının halkın arasına karışıp, onlarla aynı dersliklerde eğitim almaları düşünülemez hale gelmiş. Doğal olarak en iyi hoca ve alimler, saray, şato ve konaklara bu çocukların ayağına getirilir olmuş. Ancak o dönemde eğitim sırasında dayak ve cezalandırma çok yaygın iken tabi ki bu yöntemin soylu çocuklar üzerinde kullanılması mümkün değilmiş.
İşte buna çözüm olarak alt tabakadan olan bir çocuk, ders sırasında bu dayağı yemek için hazır bulunduruluyormuş. Asilzade çocuğunun işlediği her hatada şamar ve sopayı bu çocuk yiyormuş. Diğer bir ayrıntı da derse katılan bu halk çocuğunun bir şeyler öğrenmemesi için sağır kimseler arasından seçilmesi ya da bilhassa bu iş için sağır edilmesiymiş.

Şamar oğlanları söz konusu olduğunda ise; kimseyi sağır falan etmiyorlar, öyle fiziksel şiddette falan maruz bıraktıkları da yok sadece psikolojik şiddete maruz bırakılıyorlar. Kendi acılarını unutmak, bilgisizliklerini örtbas etmek için hınçlarını alacakları, kuyusunu kazacakları, dedikodusunu yapacakları birilerini buluyorlar. Bu şamar oğlanlarının bir alt sınıftan falan olması da gerekmiyor. Biraz mütevazi görünmesi bile yeterli oluyor. Hatta özellikle mutlu, başarılı veya üretken insanlar arasından seçiliyorlar. Ne de olsa bir şamar oğlanına ihtiyaç duyan zavallılar için tüm bu meziyetlere seyirci kalmak zor oluyor. Tüm hınçlarını, sinirlerini şamar oğlanlarından çıkararak, deşarj oluyorlar.

“Ben sadece gözümle gördüğüme inanırım” diyenlere, kendi çapında belli bir mevkiye gelmiş, az-çok bir şeyler yaşamış ve öğrenmiş olup da bunlardan güç alarak “Ben her şeyi biliyorum” diyenlere sık rastlanılır bir toplumda yaşıyoruz. Buradan yola çıkarak diyorum ki biz algısı sapıtık, idrak sorunu yaşayan bir toplumuz.

Etrafımızdaki gerçeklerin çok küçük bir parçasını duyu organlarımız ile algılayabiliyoruz. Gözlerimiz ile mevcut ışık yelpazesinin sadece yüzde 8’ ini görebiliyoruz. Yani gerçeğin yüzde 92’si bizim gözlerimizden kaçmakta. Her şeyi gözle görmemizin imkansız olduğu gerçeği ile karşı karşıya olmamıza ve yüzde 92 gibi büyük bir kaybın olduğunu bilmemize rağmen, sadece gördüklerine inanmakta ısrar ediyor oluşumuzun nedeni ne olabilir dersiniz? Hemen söyleyeyim, bu gerçeği idrak edemediğimiz için, idrakımıza gerçeklerden çok daha fazla güveniyoruz. Kısaca bizim idrakımız, gerçeği algılamamız o kadar da gerçek değil.
Bilinçsiz olarak, saniyede tam 11.000 etki alıyoruz ve bunlar istemesek de beynimizde depolanıyor. Bilinçli olarak, saniyede 9 kadar etkiyi anlıyoruz. Bilinçaltımız, bizim haberimiz olmaksızın sayısız pek şey depoluyor. Üzerimize akan etkilerin, bilinçli olarak, sadece 1000/1’ini algılayabiliyoruz. Yani tüm şeylerin 100/8’inin de 1000/1’ini bilinçli olarak algılıyor ve bunu her şeyi içeren gerçek olarak kabul ediyoruz. Dünyayı tüm büyüklüğü ile algılayamıyoruz ama algıladığımız kadarını yaşadığımız gerçek kabul ediyoruz. Her gün bilinçli ve çoğu zaman bilinçsiz olarak, algılarımızı neye yönlendireceğimize karar veriyoruz. Ya da işimize öyle geliyor. Ve diğer şeyler, bizim için yok hale geliyor.
Bu durumda bazılarının imdadına şamar oğlanı yetişiyor. Tıpkı şu anda Türk lirası, Amerikan doları karşısında değer kaybederek tarihin en düşük seviyesini görüp tarihi zirvesini yaptığı, euro zaten alıp başını gitmişti, gram altın ise zirveyi zorlamaya devam ettiği için şamar oğlanları arandığı gibi!