Sırtımızı bilime dayamamız gerekiyor

Koca koca uçaklar nasıl uçuyor diye düşündüğünüz oluyor mu hiç? Biliyorum, şu ara sadece ekonomi düşünüyor olabilirsiniz, ben de konuyu yazımın ilerleyen bölümlerinde ekonomiye bağlayacağım zaten. Sık sık uçakla seyahat ediyorum, kendi kendime bu soruyu sormanın ötesine geçip üzerine biraz okumalar yaptım. Lise yıllarımdan beri uçaklara ve uçmayla ilgili olan her şeye meraklıydım zaten. Uçuş dersi almışlığım bile vardır. Üzerine 3 kez küçük uçak kazası geçirince, işi eve mini bir uçak sürme simülatörü almaya kadar vardırmıştım.
Seyahatlerimde de yanımdaki yolcunun biraz uçak korkusu olduğunu hissedersem, konuyu uçakların nasıl uçtuğuna getiriyorum ve bildiklerimi dilim döndüğünce anlatmaya çalışarak geçiyorum yolculuğu. Malum, meslek icabı koç olduğum için, insanların kaygılarını anlama ve onlar üzerinde rahatlıkla konuşmalarını sağlamakta iyiyimdir.
Uçağın penceresindeki minik deliği göstermekle girerim konuya. Uçak yerden yükselirken hem kabin basıncı hem de dış basınç düşer. Dışarıdaki basınç düşüşü, kabin içindekinden çok daha fazladır. Bu basınç farkı, uçak camındaki o küçük delikle dengelenir. Camdaki küçük deliği fark etmiş ve bu kadar önemli bir göreve sahip olduğunu tahmin etmiş miydiniz?
Ekonomiyi yönetmek de uçak uçurmak gibi bence. Bilime sırtını dayamak gerekir. Uçurtma değildi ki, parmağını ıslatıp rüzgârın nereden geldiğini basit bir deneyle tahminleyip uçurasın. Bir uçağın göklerde süzülebilmesi için pencerelerindeki o küçük deliğin yaptığı dengenin bile devasa önemi vardır. Basıncı dengelemedin mi olmaz. İşte bu nedenledir ki, bilime sırtımızı dayamak gerekir. Hele şu günlerde ekonomi bilimine, yönetim bilimine hatta tarih bilimine bile dayamalıyız sırtımızı.
Televizyon kanallarındaki bazı programlara maruz kalıyorum. Maruz kalıyorum diyorum, çünkü başka bir şey yaptığımda aklım ekonomi ve politikadaki gelişmelerde oluyor. Mecburen gelişmeleri sürekli takip etmek zorundayım. Ben açmazsam ev halkı açıyor. Gecemiz gündüzümüz politika ve ekonomi oldu. Sıkça maruz kaldığım ekonomi ya da gündeme dair tartışma programlarında “Türkiye’deki kriz; bir ekonomik kriz midir... yoksa bir yönetim krizi midir...” bunun tartışıldığına denk gelir oldum. Bunu da şaşkınlıkla izliyorum. Birileri de çıkıp bu yaklaşım, yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusunun cevabını aramaya benzer demiyor.
İyi yönetmezsen, bunun bir çıktısı da belki de en büyük çıktısı ekonomik kriz olur. Ekonomik kriz de (çıkış sebebi ne olursa olsun) yönetilmesi gereken bir şeydir. Şu anda ülkemizde olduğu gibi, uzun süre yönetilemediğinde daha büyük ekonomik ve yönetimsel krizlere neden olur. Birbirinin sebep-sonuç ilişkisi olan bir durumdur bu. Şaşırdığım şey, birileri çıkıp ekonomi biliminin mi, yönetim biliminin mi konusudur diye tartışacağınıza hem ekonomi bilimi hem yönetim bilimini ilgilendiren interdisipliner bir konudur demiyor. Bilime başvurun, farklı disiplinler birlikte çözsün yaklaşımı yerine illa bir taraf olma, onun alanı, şunun alanında top çevirmeler...
Multidisipliner yaklaşım; ortak bir konuda, herkesin bir diğerinin ne yaptığıyla ilgilenmesine gerek kalmadan kendi işini yapmasıdır. Farklı disiplinlerden gelen uzmanlar, farklı yaklaşımlarla bağımsız çalışır. Paralel ya da sıralı olarak çalışır. Her disiplinin farklı bir hedefi vardır. Disiplinlerin özeti ve yan yana konumlandırılması söz konusudur.
İnterdisipliner yaklaşım ise ortak bir konuda, belirli disiplin bilgisine farklı disiplinlerin katkıda bulunmasıdır. Disiplinler sınırlarını zorlar ve karşılıklı bir etkileşim içine girer. Farklı disiplinlerden gelen uzmanlar birlikte çalışır. Birleştirilmiş bir çalışma sistemi vardır. Hedefler ortaktır. Disiplinlerin integrasyonu ve sentezi söz konusudur.
Bilimsel yaklaşım, interdisipliner olmak, şeffaflık, hesapverirlik, çözüm odaklılık, öğrenen zihniyet ve temsilde adalet olmadığı sürece, biz köşe yazarları istediğimiz kadar yazalım, televizyon programlarında günlerce tartışılsın, vatandaş sosyal medyada binlerce paylaşımda bulunsun bir arpa boyu yol alınamayacaktır.
Ama benim hâlâ umudum var! Bunca kötü gidişata rağmen üzerimdeki rahatlığın bir sebebi var. Tamamen dibe vurmadan bu gibi durumlarda, bu zihniyetlerle kalıcı bir çözüm bulunması pek mümkün değildir. Bazen dibe vurmadan zirveye çıkabilmek mümkün olmayabilir. Yıkıcı bir dönüşüm süreci bir yenilenmeye, bir hayra vesile olacaktır. Her şerde bir hayır vardır. Bakara Suresi’nde der ki; “Olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız, halbuki hakkınızda o bir hayırdır. Ve olur ki bir şeyi seversiniz, halbuki hakkınızda o bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
“Bu da geçer ya hu!” diyerek satırlarıma son vereyim.