The Beach of Momo

Geçenlerde anlattım bir bilgelik hikâyesini, yine aktarma ihtiyacı duyuyorum. Çünkü, pek çok insanın canının yandığını görüyorum, dedikodu, iftira ve yargısız infaz gibi konular yüzünden.

Size magazin sayfalarını renklendiren bir beach vukuatı gibi gelse de Momo’da yaşananlar, çok daha fazlası ve ötesi var aslında. Ozan Güven olayında da şiddet vardı ve durun bakalım demiştim; nerden bilecektik olayın içyüzünü! Başlarına gelen, yaşamak zorunda kaldıkları kötü olaylar bir yana, gerçekler gün yüzüne çıkmadan yaptığımız yargısız infazlar, paylaşımlar ve dedikodular nedeniyle belki de daha da zorlaştırıyorduk hayatlarını.

Hele bir de aslı astarı olmayan söylentilere maruz kalıp bunun için ağır bedeller ödemek zorunda kalanlar var ki, onların aldıkları hasarlar çok daha büyük oluyordu, telafisi ise imkânsız... Ve öyle de oldu bu sefer; Momo güvenlikleri tarafından darp edildiği söyleyen ve bizi tüm dünyaya bu şekilde lanse eden bir modelin aslında gerçekleri söylemediği kamera görüntüleriyle ortaya çıktı bile, olay yargıda artık.

Çamur at, izi kalsınla yaşatılanların, olayın aslını astarını bilip bilmeden yargısız infaz yapmanın, dedikodunun birilerinin hayatında neye mal olabileceğini hiç düşündünüz mü? Şimdi o çok konuşanlar ve bilmeden konuşanlar, alın kuş tüyü yastıklarınızı gelin. Önce ülke turizmimize ve imajımıza, Çeşme’ye, sonra Momo’nun marka değerine, çalışanlarına ve sevenlere verdiğiniz zararı bir düşünün. Bakalım verilen o zararı telafi etmeniz, toplamanız mümkün olacak mı?

Kuş tüyü yastığınla gel

Bilge, karşısında duran iki adamı süzerek “Sorun nedir?” diye sorar.

Adamlardan biri diğerini işaret ederek, “O, yaptığı dedikodularla sadece benim şöhretimi mahvetmekle kalmadı, bu köydeki pek çok insanın da canını yaktı!” der.

Dedikoduyu yayan hemen atılır: “Üzgünüm... Böyle olsun istememiştim. Tüm söylediklerimi geri alıyorum.” Bilge, “Bunun gerçekten her şeyi düzelteceğini mi sanıyorsun?” diye söze katılır ve “Yarın köy meydanına kuş tüyü yastığınla gel” der.

Ertesi gün köy meydanında buluşurlar. Bilge, adamın eline bir makas verir ve yastığı kesip içindeki tüyleri boşaltmasını söyler. Yastıktan boşalan tüyler rüzgârla birlikte etrafa savrulunca, “Şimdi” der bilge, “Bunların hepsini toplayıp bana getir.”

Adam şaşkınlıkla, “Ama bu mümkün değil!” diye cevap verir. “Baksanıza, duvarların ardındaki bahçelere kadar savruldular. Öyle geniş bir alana yayıldılar ki, bunların hepsini toplamak imkânsız...”

“Tıpkı başkalarının hakkında sarf ettiğin sözler gibi” der bilge, “Yaptığın dedikoduların nerelere, ne kadar uzak mesafelere kadar gittiğini ve nelere sebep olduğunu bilebilir misin, söylesene?”

Üçlü Filtre Testi

Birisi hakkında, bir olay hakkında konuşmadan, daha açık yazayım, dedikodu yapmadan önce düşünün lütfen. Düşünmekten ne kastettiğime gelince, Sokrates’ın önerdiği ‘Üçlü Filtre Testi’ni uygulayın.

Bir gün bir tanıdığı, büyük filozof Sokrates’e rastlar ve der ki “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”

“Bir dakika bekle” diye cevap verir Sokrates. Bana bir şey söylemeden önce seni küçük bir testten geçirmek istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor. “Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce bir süre durup söyleyeceklerini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir” diyerek devam eder Sokrates. Birincisi ‘Gerçek Filtresi’: Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçeği yansıttığından emin misin?”

“Hayır” der bir süre duraklayan adam... “Aslında bunu sadece duydum ve...”

“Tamam” der Sokrates. “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim: İyilik Filtresi. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”

“Hayır, tam tersi...”

“Öyleyse” diye devam eder Sokrates. “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı: İşe Yararlılık... “Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey, işime yarar mı?”

“Hayır, gerçekten pek işine yaramayabilir...”

“İyi” der Sokrates, derin bir nefesin ardından. “Bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı bir şey de değilse bana niye söyleyesin ki?”