Züccaciye dükkânındaki fil

Geçen hafta ekonomist olmamama rağmen ekonomi yazdım, malum benim uzmanlık alanım değil ama konjonktür onu gerektiriyordu. O nedenle derin bilgi gerektiren ekonomik tahliller yaparak değil, daha yumuşak bir gözlem yazısı yazmıştım. Çok güzel geri dönüşleri oldu. Daha sık bu gibi konularda da yazmamın istendiği e-postalar ve ustalardan yüreklendirici mesajlar aldım.

Yazıların içeriklerini çeşitlendirmek ve farklı bakış açılarını gündeme getirmek okuyucunun ilgisini çekiyor. Bir köşe yazarı da zaten her konuda ve o konudaki yeterliliğinin farkında olmak şartı ile bilir kişi edası olmadan, sorularına cevaplar arayan, düşündürücü ya da genel etkiyi anlatan köşe yazıları yazabilir. Buradaki önemli nokta; ülkenin yoğun gündemi karşısında her konu ile ilgili kendini yeterli ve yetkin görmeyip o tonda yazılar yazmamak, dolmadan taşmamak, yanıltıcı mesajlar vermemek, yalan ve yanlış bilginin yayılmasına aracı olmamak, kamuoyu oluşturma kanalı olarak hareket/hizmet etmemek. Ayı durum siyasiler içinde geçerli diye düşünüyorum.

Bazı köşe yazarları var ki, tarzları ya da işleri de diyebiliriz, sadece uzmanlıkları ya da ilgi alanları üzerine yazmak, ekonomi ile ilgileniyorsak falancaya, sanat ya da siyaset ile ilgili bir şeyler okumak istiyorsak filancanın köşesine bakıyoruz. Uzman olmayı, bilgi sahibi olmayı, fikir sahibi olmak ve entelektüel olmakla birleştirmiş, edebi kaliteyi de işin içine katmış, sadece meseleyi bilen değil, önümüze serdiği muammalar içinde pişmiş ve çok boyutlu anlatan köşe yazarlarımız.
İzmir’den Saim Uysal var mesela; Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu’na girmiş, bakanlık tarafından İngiltere’ye gönderilip bir yıl süreyle burada etüt ve araştırmalarda bulunmuş, sonrasında Bağımsız Dış Denetim Yeminli Mali Müşavirlik şirketini kurmuş hatta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Denetim Kurulu üyeliği yapmış. Konu ekonomi olunca, onun köşe yazılarına bakmadan geçmem. Son yazısı “Sistemik kriz, fakirleşme ve servet transferi”ni de okumanızı öneririm.

Züccaciye dükkânındaki fil

Akıl sır erdiremediğim bir şey var. Bunca ekonomist uzun süredir neredeyse hep bir ağızdan ekonomi politikaları ile aynı şeylere dikkat çekiyor. Neyin yapılmaması gerektiğini, ne gibi dönülmez sonuçları olacağını, çözüm önerileriyle birlikte ortaya koyarlarken politikacıların işin uzmanlarını dinlemiyor olmasını aklım almıyor!

‘Politikacı’ olmakla, ‘ekonomist’ olmakla ‘ekonomi uzmanlığı olan politikacı’ olmak arasında fark var elbette. Politik liderlerin ‘devlet idaresi’ ile ilgili çok şey bilmelerini bekliyoruz ama her konuda her şeyi bilmeleri de beklenemez. Bu pek mümkün değil elbette ama tüm ekonomistler hep bir ağızdan bir yanlışlar silsilesini işaret ederken hâlâ o ekonomik politikalarla hareket etmeleri bana biraz akıl tutulması gibi geliyor ve görüldüğü üzere daha şimdiden bedelini büyük ödüyoruz. Umuyorum ki, politik liderin ekonomistlerin tezahür edemediği, bizi tünelin ucundaki gökkuşağına götürecek fikirleri, politikaları ve eylem planları vardır.

Geçen haftaki köşe yazımda demiştim ki; devletler, şirketler gibi batmaz; zora girerler ve en kötü moratoryum ilan ederler. Devlet borçlarının arkasında hazine garantisi vardır. Ama biz batabiliriz.

Kontrolsüz bir gidişat var gibime geliyor ve bildiklerini okuyorlar. Bu durumu da züccaciye dükkânına bir filin girmiş olmasına benzetiyorum. Bu şakayı bilenleriniz vardır. Şaşkın bir fil züccaciye dükkânının içinde dönüp dururken ne var ne yoksa kırar. Etraf hassas cam eşya ile dolu iken, ağır, hantal bir yaratık trajikomik bir şekilde dar alanda yol almaya çalışıyordur. Bir şeyi kırdığında hemen ondan uzaklaşmak ister, öbür yana döner ne var ki ne tarafa dönerse dönsün cam vazolar, bardaklar, tabaklar gürültü ile yere düşüp kırılmaya devam eder. Bence durumumuz biraz buna benziyor, şu anda tıpkı bu fil gibiyiz; ne hamle yapılırsa yapılsın başka bir şeyler bozuluyor. Tabii, insanın aklına züccaciye dükkânına bir filin girivermiş olması durumu pek olası gelmiyor. Koca filin züccaciye dükkânında bulunması resmen bir facia. Sinek mi ki bu, dükkâna pencereden inceden süzülüp konuversin. Dükkâna filin nasıl girdiğini düşünmek bir yana, bu koca filin kontrolsüz davranışlarını nasıl durduracaklarını düşünmekteyim. Bir yandan da filin kırdıkları nasıl tamir edilecek sorularının cevaplarını aramakla meşgulüm. Bu soruların çözümü için işi uzmanlarına bırakmalı, artık ekonomistleri dinlemeliyiz.