Avrupa kökenlerini Hattuşaş ve Truva’da arar

Avrupa kökenlerini Hattuşaş ve Truva’da ararken, Marsilya kuruluşunu Milattan Önce 6. yüzyılda bölgeye gelen Foçalılara borçlu olduğunu söylerken, Roma varlığını Troia’ya ve kültürünü Anadolu kökenli Etrükslere bağlarken nasıl olur da uygarlığının oluşumunu Helen toplumuna borçlu olduğunu düşünebilir?

Yakın geçmişe ait sömürge ülkelerinde, o ülkeye hâkim olan sömürge idareleri elbette çok sayıda anıtsal yapı yapmışlardır. Ancak bu yapıların hiçbiri kendi ülkelerinde yaptıkları yapılardan daha önemli değildir, çoğunlukla da kendi ülkelerindeki yapıların kopyalarından oluşur. O halde Helen uygarlığı kendi ülkesinde yapmadığı yapıları nasıl olur da koloni olarak tanıttığı ve oluşturduğu birliğe dahil olmayan ülkelerde yapar veya yapılmasına müsaade eder? XVIII. yüzyılın başından itibaren yavaş yavaş kabul ettirilmeye çalışılan gerçek dışı iddialar, ortaya çıkan ve çıkacak olan yeni bilgiler ışığında bir kere daha gözden geçirilmelidir. Avrupa bir yandan kökenlerini Hattuşaş ve Truva’da ararken, Marsilya kuruluşunu MÖ 6. yüzyılda bölgeye gelen Foçalılara borçlu olduğunu söylerken, Roma varlığını Troia’ya ve kültürünü büyük oranda Anadolu kökenli Etrükslere bağlarken; nasıl olur da kendi uygarlığının oluşumunu tanrılar dünyasında Anadolu’ya, mimari ve heykelde İonyalılara borçlu olan ve bu etkilerle yaratılan Klasik Çağ’la birlikte Ege Denizi çevresinde sözü geçmeye başlayan Helen toplumuna borçlu olduğunu düşünebilir.

Avrupa kökenlerini Hattuşaş ve Truva’da arar

Kökeni Anadolu’dur

Bugün dünyamızın büyük bir bölümünde var olan uygarlığın kökeni Anadolu’dur. İnsanlık Afrika üzerinden bu toprakları katederek Dünya’ya yayılır.  Neolitik  devrim ve şehir kurma Anadolu üzerinden Balkanlar ve Avrupa’ya ulaşır. Montesquieu’nun “Kanunların Ruhu Üzerine” isimli kitabında Likya Birliği yasasını demokrasi anlamında antik dünyanın en mükemmeli olarak örnek gösterdiğini göz önüne alarak  bu konuları öncelikle bizim araştırmamız ve herkesin kültürel kökenleri konusunda gerçeği öğrenmesine yardımcı olmamız gerekir. Ancak ne yazık ki sık sık söylediğim gibi “Nelere malik olduğunun farkında olmayanlar için malik olduklarının bir değeri yoktur. Malik olduğumuz değerlerin  farkına varırsak, uluslararası toplumdaki yerimiz çok daha önemli ve saygın olacaktır.

Görmezden geliyorlar

Avrupa’nın köken olarak Anadolu’yu görmezden gelme düşüncesinin temelinde büyük oranda Katolik Kilisesi bulunmaktadır. 1204’te Roma Ortodoks Kilisesi’ni yağmalayan, kültürün Batı toplumunda yaygınlaşmasında önemli rolü olan İstanbul Merkezli Roma İmparatorluğu’nu yok farz eden Katolik Kilisesi, Ortodoks toplumunun güç kaybetmesi sonucu, bu kez gücünü Müslümanların eline geçen topraklardaki evrensel kültürü reddetmeye yöneltmiştir.

‘Kibrin dayanağı yok’

Alman bilim insanı Helmut Uhlig’in yazdığı “Die Mutter Europas / Avrupa’nın Anası Anadolu” kitabını mutlaka okumamız  gerekiyor. “Avrupa adının Asyalı bir prensesin adından geldiğini unutmamak gerekir… Avrupa merkezli Hristiyanlık kibrinin bir dayanağı yoktur… Avrupa tam doğal coğrafi sınırlarına kavuşacağı sırada ikiye bölündü. Buna, iktidar hırsıyla parçalanan kilisenin güç grupları sebep olmuştu. Oysa  insanlara sevgiden ve barıştan en çok onlar söz ediyorlardı. Ancak dördüncü yüzyıldan beri Avrupa’da ve onların egemen olduğu diğer yerlerde Hristiyanlık adına yapılanlarla Hristiyanlık dininin kendilerine ait iddialarının pek de bir ilgisi yoktu.” (s. 10-11).

Yanlış bir kurgu

Bu yazıya büyük katkıları olan sevgili dostlarım,

Prof. Dr. Havva ve Fahri Işık yıllardır var olan bu yanlış kurguyu yıkmaya, Avrupa’nın varlığını ve kültürünü büyük oranda Anadolu’ya borçlu olduğunu ortaya çıkan buluntular ile anlatmaya çalışmaktadır. Ancak bilim dünyası ortaya çıkan bilgileri değerlendirmeyi değil, kör bir inancın çizdiği çıkmaz sokakta yola devam etmeyi marifet saymaktadır. Anlaşılan doğruya erişmek, bir dönem art niyetlerle oluşturulan geçmişe ait bilgilerimizi genişletmek için çok daha fazla çalışmamız ve araştırma yapmamız gerekiyor. Gerçeği öncelikle biz öğrenmeliyiz ki başkalarına anlatabilelim. Avrupa Birliği içinde yer almak için uzun bir süredir bitmez tükenmez müzakerelere katılıyoruz, bize empoze edilmeye çalışılan değerlerin bazılarının evrensel değerler olduğu şüphesizdir. Ancak bu değerlere uymamız gerektiğini söyleyen ülkeler menfaatleri söz konusu olunca uymamızı istedikleri değerleri görmezden gelebilmekteler. Anadolu insanı binlerce yıldır kendi değerleriyle uyum içinde yaşarken, bazı müdahaleler nedeniyle karmaşa içine düşmüş ve birbirine düşman topluluklar haline getirilmiştir. Elbette Avrupa Birliği’nden alacağımız çok ders vardır ama üstü kapalı çıkar kavgası içinde yer almanın getireceği bitmez tükenmez çekişmeler yerine  herkesin kazanç sağlayacağı yeni bir Akdeniz Ticaret Birliği oluşturmak için çaba sarf etmemiz acaba daha doğru bir çözüm mü olacaktır?

- Helmut Uhlig, Avrupa’nın Anası Anadolu, Çev. Yasemin Bayer, İstanbul, 2020.

Fahri Işık, Uygarlık Anadolu’dan Doğdu 

İzmir, 2019.

Avrupa kökenlerini Hattuşaş ve Truva’da arar

Etrüskler araştırılmalı

MÖ 1000 yıllarında Anadolu’dan göç ederek İtalya’ya yerleşen ve burada büyük bir kültür geliştiren Etrüsklerin kökenini de araştırmamız gerekir. Seramik ve metal işçiliği Anadolu’daki erken dönem örneklerini yansıtan bu insanların henüz okunmayan dillerini de bir an önce okumak gerektiğini düşünmekteyim. Hint-Avrupa dil ailesinden olmayan, hece eklemeli bir dil olduğu düşünülen bu dilin kökeni nedir? Bazı araştırmacılar, Etrükslerin Helen istilasına karşı Anadolu’dan göç ettiğini ileri sürmektedirler. İstila karşısında yenilenler geriye çekilir, ileri doğru hareket etmezler, bu nedenle Etrüsklerin göçü Anadolu insanının serüveni için gerçek bir araştırma konusudur.

Avrupa kökenlerini Hattuşaş ve Truva’da arar

Antik dönemin yedi harikası

Bir diğer dikkat çekici husus, Antik dönemin yedi harikasıdır. Mısır Piramitleri, Babil’in Asma Bahçeleri, Rodos Heykeli, İskenderiye Feneri, Zeus Heykeli, Rodos Heykeli, Kral Maussollos’un Mezarı, Artemis Tapınağı. Yedi harikadan yalnızca biri Zeus Heykeli, Helen ana karasındadır. Bu anıtların üçü Anadolu ve onun uzantısı olan Rodos’ta, ikisi Mısır’da, biri ise Babil’dedir. XVIII. yüzyılın başından itibaren dünyaya kabul ettirilmeye çalışılan bir dönem, Helen uygarlığı nasıl olur da kendi ana yurdunda bir heykel dışında yedi harika içine girecek bir mimari eser yaratamaz.

Avrupa kökenlerini Hattuşaş ve Truva’da arar