Çinili Kasır

12 Eylül 2026

Çoğu kişinin adını bile duymadığı Çinili Kasır, bir dönem Beşiktaş Sarayı’nın en gözde yapılarından biriydi. Seyyahların övgüyle anlattığı, hemen hemen bütün cepheleri çinilerle kaplı bu anıtsal kasırdan günümüze yalnızca birkaç görsel belge ve yazılı kayıt ulaşmıştır..

Bu başlık çoğu kişiyi yanıltabilir. Yıllardır “Çinili Köşk” dediğimiz yapı nasıl olur da “Çinili Kasır” olur diye sorulabilir? Sur-ı Sultânî içinde yer alan, Fatih Sultan Mehmed döneminde (1451-1481) yapılmış ve günümüzde “Çinili Köşk” denilen bir yapı varsa da bu yapının giriş cephesindeki kitabe dışında hiçbir cephesinde çini bulunmaz. Buna karşılık Beşiktaş’ta, deniz kıyısında yer alan ve bir dönem Beşiktaş Sarayı’nın parçası olan anıtsal bir yapının hemen hemen bütün cepheleri çinilerle kaplıdır. Genellikle deniz kıyısında inşa edilen saray yapılarına “Kasır” denildiği için biz de bu yapı için “Köşk” yerine

Yazının Devamı

Tekfur Sarayı

5 Eylül 2026

Roma İmparatorluğu’nun son dönem saraylarından biri olan Tekfur Sarayı, imparatorluk ikametgâhından çini imalathanesine, hapishaneden müzeye uzanan sıra dışı geçmişiyle İstanbul’un önemli fakat en az tanınan tarihî yapılarından biridir…

İstanbul surlarının Edirnekapı ile Eğrikapı arasında, surlara bitişik olarak inşa edilen bu anıtsal yapı, halk arasında “Tekfur Sarayı” adıyla tanınmaktadır. Bu adın Osmanlı İmparatorluğu döneminde Geç Roma imparatorları ve derebeyleri için kullanılan “Tekfur” unvanından geldiği ileri sürülmektedir. Söz konusu yapının XV. ve XVI. yüzyıllarda “Palatium Porphyrogeniti / Porfirogennetos Sarayı” olarak adlandırıldığı düşünülmektedir. Tekfur Sarayı’nın kim tarafından ve kimin için yaptırıldığı konusunda çok sayıda görüş ileri sürülmüşse de bunların hiçbirinin doğruluğu konusunda görüş birliği bulunmamaktadır.

Blakhernai Sarayı’nın bir parçası

Tekfur Sarayı, Latin İstilası (1204-1261) sonrasında önem kazanır. Latin İstilası

Yazının Devamı

Kuzguncuk’ta bir ev vardı

29 Ağustos 2026

Aralanan bir perdenin ardından görünen kalemişi bezemeler, Kuzguncuk’taki mütevazı bir ahşap evin bilinmeyen hikâyesini ortaya çıkardı. Rölövelerini yaptırdığım, fotoğraflarını çektirdiğim bu eşsiz yapı ne yazık ki korunamadı; geriye yalnızca hakkında yapılan yayın ve benim hafızamdaki hatırası kaldı…

“Kuzguncuk’tur adı bu büyük köyün

Değişip geldi ‘Kosinitza’dan

Ayi Pandeleimon adlı kilise

Oturma yeridir Metropolit’in.

G. V. İnciciyan

Zaman zaman önünden geçtiğim bir evin perdeleri her zaman kapalı olduğundan, pencerelerinden içeriyi görmek mümkün değildi. Zaten Kuzguncuk’un gençleri olarak başımızı kaldırıp aralık pencerelerden evlerin içlerini görmeye çalışmak da bizim yapacağımız iş değildi. Tüm yaşantımız boyunca özel yaşama ve onun meraklı gözlerden saklanmasına saygılı olmayı öğreten bir terbiye içinde büyüdük. Lakin pencerelerin açık olduğu bir yaz günü, evin önünden geçerken hafif bir rüzgâr perdeleri

Yazının Devamı

Suyun hafızası

22 Ağustos 2026

İstanbul’un binlerce yıllık su hafızası; isale hatlarından bentlere, sarnıçlardan çeşmelere uzanan eşsiz bir mühendislik ve kültür mirasıdır. Bu mirası öğrenmek, şehrin geçmişini anlamaktır...

İstanbul, kuruluşundan beri su sıkıntısı çeken, su ihtiyacını karşılamak için hemen her dönemde büyük yatırımlar yapılan bir şehirdir. Bu nedenle İstanbul, yeryüzünde hiçbir şehirde bulunmayan bir su yapıları zenginliğine sahiptir. Uzun yıllar boyunca bu şehirde yaşayan insanlar içme ve kullanma suyu sıkıntısı çekmiyorlardı. Hâlbuki yaklaşık kırk yıl önce, ben de dâhil, binlerce insan evlerine bidonlarla su taşıyor, banyo küvetlerini suyla dolduruyor ve günlerce su sıkıntısı çekiyordu. Günümüzde kırk yaşının altındaki insanlar bu sıkıntılı günleri hatırlamaz; Yalova’dan tankerlerle şehre su getirildiğini de bilmezler.

İSKİ, İFSAK’la iş birliği yaparak İstanbul’un suyla ilgili yapılarını ve kültürel mirasını, uzun süreli bir çalışma sonucunda büyük bir fotoğraf albümünde

Yazının Devamı

Merdivenler üzerine

15 Ağustos 2026

Merdiven, yalnızca iki yüksekliği birbirine bağlayan bir yapı elemanı değil, mimarinin ve şehir estetiğinin önemli bir parçasıdır. İspanyol Merdivenleri’nden Kamondo Merdivenleri’ne, oradan günümüz kentlerine uzanan bu yazı, küçük mimari dokunuşların yapıları ve şehirleri nasıl şenlendirdiğini anlatıyor...

Mimarlık eğitimim sırasında neredeyse bir sömestr boyunca merdiven konusunda çalışmıştık. Ahşap, çelik, betonarme her tür merdivenin çizimi ve yapımı konusunda hocalarımızın öğrencileri uyardığını ve yapıda dikkat edilmesi gereken en önemli elemanlardan birinin merdiven olduğunu söylediklerini hatırlarım.

Yıllar boyunca gezdiğim veya bir sebeple girdiğim yapıların merdivenlerine dikkat ederim. Bugüne kadar çok az yapıda bize öğretilen merdiven çözümleriyle karşılaştım; hâlâ da çok az karşılaşıyorum. Özellikle ülkemizdeki konut yapılarının merdiven çözümleri beni hayrete düşürüyor. Bu yapıların hemen hepsi ilgili belediyeler tarafından onaylanmış, ruhsat alınmış projelerle yapılmış.

Yazının Devamı

Abide-i Hürriyet Anıtı

8 Ağustos 2026

Binlerce yıllık İstanbul’un gözden kaçan hafıza mekânlarından biri olan Abide-i Hürriyet, yalnızca bir anıt değil; İkinci Meşrutiyet’in, İttihat ve Terakki’nin ve modern Türkiye’nin kuruluş sürecine tanıklık eden en önemli hafıza mekânlarından biridir.

Yapıldığı dönemde Şişli’nin sonlarına doğru, Kâğıthane Vadisi’ne hâkim bir tepede inşa edilen anıt ve mezarlık sofasının bulunduğu yükselti, daha sonra “Hürriyet-i Ebediye Tepesi” olarak anılmaya başlanmıştır. Bugün söz konusu alanın etrafı yoğun iskânla çevrili olup, arka fonunda İstanbul Adalet Sarayı’nın heybetli kütlesi yükselmektedir.

İlk millî anıt

İkinci Meşrutiyet’in bu anıtı, İstanbul’da yapılan ilk millî anıt olma özelliğine sahiptir. 23 Temmuz 1908 tarihinde ilan edilen İkinci Meşrutiyet’in ardından şehirdeki karmaşa bir süre daha devam eder. Rûmî takvime göre 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) tarihinde meydana gelen ve tarihimizde “31 Mart Vakası” olarak anılan bir ayaklanma vuku bulur. Bu ayaklanmayı

Yazının Devamı

At sırtında Anadolu

1 Ağustos 2026

At sırtında 3.200 kilometre yol kat eden Fred Burnaby, Anadolu’da  gördükleriyle duydukları arasındaki büyük farkı kayda geçirir. Onun satırları, Osmanlı’nın son dönemini ve Cumhuriyet’e uzanan mücadeleyi anlamak isteyenler için değerli bir belge niteliğindedir...

Şevket Raşit Hatipoğlu, Osmanlı döneminde Anadolu’nun devletin bir sömürgesi hâline gelmesi nedeniyle ülkenin bütün yükünü Anadolu halkının çektiğini ifade eder. Fred Burnaby’nin kaleme aldığı “At Sırtında Anadolu” adlı kitabı okuyunca aklıma bu sözler geldi ve Hatipoğlu’nun ne kadar isabetli bir tespit yaptığını daha iyi anladım.

Tam adı Frederick Gustavus Burnaby (1842-1885) olan yazar, Bedford’da dünyaya gelir ve Howard Koleji’nde eğitim görür. On altı yaşında süvari subayı olarak İngiliz ordusuna katılır, 1881 yılında alay komutanı olur. İzin dönemlerinde çeşitli gazetelerin özel muhabiri olarak savaş bölgelerini gezer. Gerçekte ise gazetecilik bir kamuflajdan ibarettir. Onun gerçek görevi,

Yazının Devamı

Bardo Müzesi ve Kartaca

25 Temmuz 2026

Dünyanın en zengin mozaik koleksiyonlarından birine sahip Bardo Müzesi’nden, Akdeniz’in en görkemli antik kentlerinden Kartaca’ya uzanan bu gezi, Tunus’un yalnızca deniz ve güneşten ibaret olmadığını; binlerce yıllık mimarlık, sanat ve tarih birikimiyle keşfedilmeyi bekleyen eşsiz bir kültür coğrafyası olduğunu bir kez daha gösterdi...

15 Haziran 2026 tarihinde Tunus şehrinin en önemli müzesi olan Bardo Müzesi’ni gezdik. Yıllardır dünyanın en zengin mozaik müzesi olarak bilinen bu müzeyi ve koleksiyonunda yer alan mozaikleri görmek isterdim. Arapça adı “el-Methaf el-Watani bi-Bardu” olan bu müze, aslında Tunus Beyleri için saray olarak inşa edilmiş olup, Kahire’deki müzeden sonra Afrika’nın en büyük ikinci müzesidir.

XIII. yüzyılda hüküm süren Hafsî Hanedanı döneminde yapımına başlanan bu yapı, XVI. yüzyıldan itibaren Tunus Beyleri tarafından saray olarak kullanılır. 1860’lı yıllarda Muhammed Haznedar tarafından müze olarak önerilen yapı, 1888 yılında müzeye

Yazının Devamı